Kalpler ancak zikrullah ile huzur bulur

Kalpler ancak zikrullah ile huzur bulur

Mürid Tarikatın edepleri ile ilgili bilgileri edilmelidir. Yolunun ilkeleri hakkında kendisinden isteneni öğrenmeli ve tasavvuf kitapları ile fazla meşgul olmaktan kendini çekmelidir. Bu yol gönül ile gidilir. Müridin yoldaşı kalbindeki ihlası ve Muhabbetidir. Kendine yeterli olacak olan fıkhi bilgiyi, Kur’an ve sünnet bilgisi de yeterli olunca mürid kalbini cilalamalıdır. Bunun da yolu Zikrullahtır.

Mürid kendinde bina etmesi gereken şu özelliklere çokça dikkat etmelidir. Gölünün huzurlu olması için tefekkürü yerli yerinde kullanması gerekir. Ölüm, rızk, tasa, endişe, hastalık, sıkıntılar tek bir adresten gelir. Gönül bedenin hakimi olmalı sabır ve dua zırhını kuşanmalı ve dil sıkıca tutulmalıdır. Kahrında hoş lütfunda hoş denile bilmelidir.  Dil daima zikirle ıslak tutulmaya çalışılmalı. Kalp, Allah’a murakabe halinde bulunmaya zorlanmalıdır. Nefse ve hevaya muhalefet etmeli, yediğine içtiğine dikkat etmelisin. Haramlardan ve şüpheli durumlardan kendini arındırmalısın. 

Tattığın şeyler vücuduna enerji olur.

Eğer bunlar da şüphe ve haram varsa bu seni etkiler kalbinin perdelenmesine sebebiyet verir. Hz. Peygamber akşam yatarken yatağında bir hurma buldu ve onu yedi. Sonra da bunun zekât hurmalarından olma ihtimalini düşünerek sabaha kadar uyumadı. Sabahleyin hanımlarından biri: “Ey Allah‘ın Resulü! Bu gece niçin uyumadın” diye sordu.

Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdular: “Akşam yatarken yatakta bir hurma tanesi buldum ve yedim. Ancak daha sonra bunun, yanımızda bulunan zekât hurmalarından olabileceğini düşündüm ve bu yüzden de uyuyamadım.” Bidaye

Muhammed bin Sîrîn şöyle anlatıyor: Ebu Bekir‘den başka yediği bir yemeği istifra ederek çıkarmaya çalışan hiç kimseyi görmedim. Bir gün onun önüne bir yemek getirildi. Yemeği yedikten sonra kendisine: “Bunu İbn Nuayman getirmişti” dediler.

Bunun üzerine o: “Siz bana İbn Nuayman‘ın kâhinlik ücreti ile almış olduğu yemeği mi yedirdiniz?” dedikten sonra parmağını ağzına sokmak suretiyle yemeği geri çıkardı.

Vücudunun bu durumlarla karşılaşması kalbin safileşmesini engellediği gibi hastalıklara da kapı açar. Şerri olarak vücudun hakkı olanı vermen gerekir. Fazlası zulümdür. Sana emanet edilen nefsi çatlatacak kadar zorlanmamalı, devamlı her istediğini verip ağzında yemlik torbası ile dolaştırmamalısın. Nefsini men edeceğin bir irade ile kuşanmalı bazen de nefsinin ısrarlı istediğini mahcupta olsan kırmalısın;

Malik bin Dinar Hazretlerin Haline Bakalım 

Bir gün Basra sokaklarında yürürken incir satan bir adamı gördü ve – insanlık hali- canı incir istedi. Yanında parası olmadığı için satıcıya ayakkabısını çıkarıp uzattı ve ‘Bana biraz incir verir misin?’ dedi. Satıcı da: ‘Olmaz, senin ayakkabının bir değeri yoktur’ dedi. Malik b. Dinar Hazretleri incir alamadığı için üzüntülü değildi ama incirin karşısında eğilmek zorunda kaldığı için mahcup olmuştu. Pişman vaziyette dönüp giderken, bir adam satıcıya geldi: ‘Sen biraz evvel senden ayakkabı karşılığında incir isteyen insanın kim olduğunu biliyor musun?’ dedi.

Satıcı: ‘Hayır bilmiyorum’ dedi. Adam: ‘Ona Malik b. Dinar derler. Sen onu tanımıyor musun?’ dedi. Bunun üzerine satıcı hemen bir tabak incir koydu ve kölesine verdi. Kölesine: ‘Koş onun peşinden, eğer bu inciri ona kabul ettirebilir, hatamı affettirebilir ve bu incirden yemesini sağlayabilirsen seni hür bırakacağım’ dedi. Köle bu sevinç içerisinde onun peşinden koştu.

Malik bin Dinar’a vardığı zaman ona dedi ki: ‘Ey İmam! Bu inciri sana az önce incir vermeyen sahibim gönderdi.’ Malik bin Dinar kabul etmedi. Köle ısrar etti yine kabul etmedi. Bunun üzerine köle: ‘Sahibim bana söz verdi. Senin gibi bir insanı üzdüğü için pişman oldu. Eğer sen bunu kabul edersen beni hür bırakacak’ dedi.

Malik: ‘Evet, belki bunu kabul edersem sen hür olacaksın ama ben de incirin karşısında boyun büktüğüm için hiçbir zaman bunu unutmayacağım ve azap çekeceğim’ dedi. Köle yine ısrar edince Malik bin Dinar: ‘Ben Rabbimin huzuruna incirin karşısında boyun bükmüş olarak çıkmak istemiyorum. Vallahi ben inciri artık kıyamet gününde yiyeceğim’ dedi.

Zühd ve takva sahibi insanlar bir anlık gaflet icabı eğilmiş olsalar dahi biraz sonra tekrar eski hallerine dönüyorlardı.

Çok şiddetli açlıkla nefsi karşı karşıya bırakmamak gerekir. Fazla yemek nasıl zulüm ise, şiddetli açlıkla da nefsi karşı karşıya bırakmak zulümdür. Orta bir yol bulunmalıdır. 

İhlasla zikir yaparsan, gönül tarlasının toprağını altını üstüne getirirsin. Burada istenmeyen kökleri ayıklarsın ve gül bahçesine dönecek toprakta hazır hale gelir. Bunda en büyük etken ihlaslı zikirdir.

Nefis her istediğini alırsa hayasızlaşır. Allah da kendisinden hakkıyla haya etmeyeni huzura yaklaştırmaz.

Hazırlayan: M.e.K

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir