Kazaya rıza

İkinci Vaaz: Kazaya rıza

Ey Hak yolcusu olan genç kardeşim!

Sabır yastığına dayandığı, muvafakat (razı olma) kılıcını takındığın, ferah ve sevinç bahşeden demleri tam bir itikatla beklediğin zaman hiç tereddüt etmeden bir abid anlayışıyla kader oluğunun altına uyu!.

İşte bu mertebeye erişecek olursan her şeyi takdir eden, takdirinde asla yanılmayan Allahu Teâlâ senin üzerine kendi fazlu kereminden, lütfu minnetinden isteyemediğin ve temennisini bile beceremediğin şeyleri döker:

Ey ebedi saadete namzed kardeşim!

Sana bir hastalık arız olup misafirliğine geldiği zaman onu sabrın teşrifat eliyle karşıla… Ona ilaç bulununcaya kadar sakin ve ümitli ol. şifa bulunduğunda da onu şükür eliyle karşıla, hakiki şifâ verenin Allahu Teâlâ olduğunu bir ân hatırından çıkarma işte, bu hal üzere olma düzeyine çıktığın zaman gelip – geçici bir yaşama düzenine kavuşmuş olursun.

Evet, kardeşim!

Hakk’ın takdir buyurduğu şeylerde ancak O’na teslim ol… Sonra da O’nunla beraber kalk (hareketlerin onun hoşnutluğunu kazanacak ölçüde olsun). Her şey bir temele ve sonra bir kuruluş ve inşaya Bu hikmetli iyice anla, gece gündüz hemen her ve buna devam et.

Ey, sana sesleniyorum!

Gurur veren, Hakk’ı unutturan bir zenginliği temenni etme, sonra helakine sebep olabilir.

Sen de ey hasta kardeşim!

Kuru bir afiyet isteme, gerçek afiyeti bahşedenin Allah olduğunu unutma, sonra helak olursun… (Maneviyattan mahrum bir âfiyet, nefis ile şehvetin bineğidir, böyle bir binek elde etme arzusuna kapılma!) Aklını iyi kullan, iman meyvelerini layıkıyla koru ki tutumun övgüye layık olsun… Rızık hazinesinden Hakk’ın inam eliyle sana bahsedilen miktara kanaat getir. Nereden geldiğini idrak içinde fazlasını isteme, çünkü Cenabı Hakk’ın sana, bir takım şuursuz isteklerin sebebiyle verdiği ve vereceği her şey bir keder ve üzüntü olabilir. Evet, ben bunu bir çok defalar tecrübe ettim.. Meğerki kul kalbiyle istemeye mezun kılına, yani bu hususta kendisine manevi bir işaret vaki olmuş ola…

Böyle bir işaret ve emir vaki olunca, artık kul istediği şeylerde tebrike layık olur ve kederler ondan giderilir. Fakat senin çoğu isteklerin afv ve âfiyet olsun, dünya ve ahirette daimi mükâfat arzusunu taşısın. İşte buna kanaat et, sana yeter… Allaha karşı tahayyür (iki şeyden birini seçmekte serbest bırakılmış) şımarıklığında bulunma, Allaha karşı zorbalık peydahlama sonra seni helak eder. Hem. Allah’a ve O’nun mahlukuna karşı da gençliğinle, kuvvetinle, malın ve mülkünle cebir kullanma… Çünkü seni kuvvetle tutan, evirip çeviren O’dur. Unutma ki, senin böyle bir tutumuna karşı O’nun tutumu çok elim ve o nispette şiddetli olur…

Sakın sakın hoşlanılacak şeyler hakkında kimseyle le çekişme. Çünkü bu şeyler bir ana sana teslim edilir ve bir ara da elinden çıkıp gider. İşte o zaman nimetin elden gitme üzüntüsü içinde helak olur, bulunduğun mertebeden tepe-takla düşer rezil ve rüsvay bir vaziyette kalırsın. Cenab-ı Hakk’ın ayırmış olduğu hisse senin çekişmen, kavga ve gürültünle nasıl değişebilir?  Buna imkan yoktur. Rızık hususunda da Cenâb-ı Hakk’ın ilim ve takdiri ne ise öyle sebkat (ezelde öyle cereyan) etmiştir. Bu böyle olunca. Aziz ve Celil olan Allah’ın gerek senin gerek başkası hakkında sebkat eden ilminde çekişecek olursan O’nun rahmet nazarından düşer, alçaldıkça alçalırsın. Artık senin bilgin sana fayda vermez. Çünkü bidayette de fayda vermemişti. Buna işaretle Allah’u Teala buyuruyor ki: «Yüzler vardır, o gün zelil ve hakirdir. Anlar ki kendisine bel kemiklerini kuracak çok belalı bir iş yapılacak (kıyamet suresi: 24)

İlmin sana fayda vermediği zaman derhal Allah’a tevbe et… Gönül teknesi göz yaşında hareket edecek duruma gelsin ki bağışlanasın… Çekişmeden korunma yolunu bulan akıllıdır. Allah’ın ayırdığı hisseye razı olur da başkasının hissesine el uzatmaz. Sana indirdiği belanın kaldırılmasını sabırla bekle…

Sakın ümitsiz olma!

Her sıkıntıdan sonra ferahlık vardır. Allah ise her gün bir şandadır. Bir kavimden bir kavime geçer, değişik şanlar gösterir. Bu geçişlerde O’nunla beraber ol, sabrı elden bırakma, takdirine razı ol… Çünkü bilemezsin, bir de bakarsın ki Allah bundan sonra yepyeni bir durum meydana getiriverir.

Sabrettiğin takdirde belayı senden kaldırıp hafifletir ve sana seveceğin bir başka şey meydana getirir. Artık sen Onu O da seni sevmeye başlar. Fakat gelen beladan dolayı sızlanır. Haktan yüz çevirirsen, bela senin üzerinde ağırlaştıkça ağırlaşır ve bu sebeple cezan da artırılmış olur.

Allah’tan yüz çevirmenizin O’nunla çekişmenizin sebebi nefsin bir takım gayr-i meşru arzularına ram olup onunla muvafakat etmeniz, şahsi menfaatinizin peşine takılmanız ve dünyayı sevip, onu toplamaya fazla haris olmanızdır.

Genç kardeşim!

Taksim olunan ve olunmayan şeyleri istemekten vazgeç. Çünkü taksim edilmiş bir şeyi istemen lüzumsuz bir yorgunluktan başka bir şey sağlamaz. Taksim olunmamış bir şeyi istemen ise, gazap ve rüsvaylıktır. Bunun içindir ki Cenab-ı Peygamber (AS): “Allah’ın kuluna vereceği cezalardan biri de, kulun taksim olunmayan şeyi istemesidir.”

Ey gerçeği öğrenmek isteyen kardeşim!

Yaradan yaratılana şikayet etme… Asıl şikâyetini her şeye güç getiren Mevlana yap, başkasına değil… Hakiki iyilik ve güzelliğin tükenmez hazinelerinden biri de sırrı, musibetleri, hastalık ve sadakayı gizlemektir. Sağ elinle sadaka verirken sol elinin bundan haberi olmamasına çok dikkat et.

Bir gün rüyamda yaşlı bir adam benden: Hangi amel insanı Allaha yaklaştırır? diye sordu. Cevap verdim: Bunun bir başlangıcı, bir de sonu vardır: Başlangıcı, iffetli olup haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır; sonu da rıza, teslim ve tevekküldür.

Kaynak: Abdulkadir Geylani, El-Dürerü-Seniyye

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir