KEYSANİYYE

Keysaniyye: Bunlar, Muhtar b. Ebî Ubeyd b. Mes`ud es-Sakafi adlı kişiye tabi olanlardır. Muhtar, önceleri Harici mezhebine tabi idi, daha sonra Hz. Ali`ye yardım eden Şiilerden oldu. Keysaniyye, Keysan adlı bir kişinin adını taşımaktadır, Keysan`ın, yukarıda adı geçen Muhtar ad­lı şahıs olduğu söylenilmiştir.

Diğer bir görüş ise Keysan`ın Hz. Ali (R.A.)`ın kölesi veya oğlu Muhammed b. Hanefiye`nin talebesi oldu­ğunu söylemiştir. Hz. Ali`nin oğlu Hüseyin tarafından Akil`in oğlu Müslim Kûfe`ye gönderildiği zaman Muhtar da Irak halkının durumunu tespit edip Resulûllah`m kızının oğlu Hz. Hüseyine ne ölçüde yardım edebile­ceklerini anlamak için Kûfeye gelmişti.Küfe valisi Ubeydullah b. Ziyad, Muhtarın oraya geldiği du­yunca onu tutuklayıp zindana attı ve dövdü. Muhtar şehitlerin efendisi Hüseyin (R.A.)`ın şehid edilişine kadar hapishanede kaldı. Kız kardeşinin kocası Abdullah b. Ömer, Ubeydullah b. Ziyad`dar: Muhtar`ın serbest bırakılıp Kûfe`den çıkarılmasını rica etti. Bunun üzerine Muhtar Hicaza gitti.

Giderken şunları söylediği rivayet edilir:«Müslümanların efendisi ve peygamberlerin efendisinin torunu, zulmen katledilen şehid Hüseyin b. Ali`nin kanına kan istemekte de­vam edeceğim. Rabbime yemin olsun ki, onun öldürülmesine karşılık olarak Hz. Zekeriyya`nın oğlu Hz. Yahya`nın kanına girmeleri dolayısıyla öldürülenlerin sayısı kadar kişi öldüreceğim.»Sonra.

Muhtar, îbn-i Zübeyr`e taraftar oldu. İbn-i Zübeyr Hicaz`ı ve çevresinde bulunan İslam topraklarını istila etmeye hazırlanıyordu. Muhtar, İbn-i Zübeyr kendisini vali tayin etmesi şartıyla ona beyat etti. Muhtar, İbn-i Zübeyr ile beraber Şamlılara karşı savaştı. Yezid ölüp, Müslümanlar parçalanınca Muh­tar Kûfe`ye döndü. Bu gelişinde Kûfe`ye Hz. Hüseyin`in kardeşi ve kanının velisi Muhammed b. Hanefi’ye tarafından Kûfe`ye gönderil­diğini, Muhammed b. Hanefi`nin şehid Hüseyin`i öldürenlerden intikam alması için kendisini vazifelendirdiğini iddia etti.

Muhammed b. Hanefi`yi «Vekil Mehdi» diye adlandırdı ve halka şunları söyledi:«Şüphesiz ki beni vekil Mehdi gönderdi. Beni sizlere vekil ve ve­zir olarak gönderdi. Benden, imansızları öldürmemi ve ehl-i beytinin kanını istememi ve zayıfları savunmamı istedi.»

Muhtar, Hz. Hü­seyinin kanının velisi olması ve insanlar arasında büyük bir mevkii bulunması hasebiyle Muhammed b. Hanefinin namına durmadan insanları davet etti. İnsanlar, Muhammed b. Hanefîyi çok seviyorlar, ilmini ve faziletini takdir ediyorlardı. Gerçekten Muhammed b. Ha­nefî, geniş bilgiye sahip, derin bir alimdi. Büyük bir mütefekkir idi. işlerin sonucunu iyi kestirdi. Babası, emirel müminin Hz. Ali, ken­disine savaş sanatını öğretmişti.

Muhtar, durmadan bu büyük zat adına insanları davet ediyor ve bir takım gerçek dışı efsaneler yayıyordu. Neticede İbnül Hanefi’ye, Muhtar`ın evham ve yalanları ulaşıp, onun kötü niyetli olduğunu anlayınca, Muhtardan beri olduğunu halk huzurunda ilan et­ti, îbnül Hanefiyenin bu açıklamasına rağmen, Hz. Hüseyin`in intikamının alınmasını şiddetle arzulayan bir kısım Alevîler yine de Muhtara tabi olmuşlardır.

Muhtar, kahinler gibi seçili konuşmalar yaparak gelecekten haber verdiğini iddia ederdi. Bu konuşmalarından şu örneği görelim :«Dikkat edin! Denizlerin, hurma ağaçlarının ve bütün ağaçların, çorak çöllerin ve masum meleklerin rabbine yemin ederim ki her azgını, delip geçen oklarla ve parçalayan kılıçlarla öldüreceğim. Dinin direğini dikip, müslümanların dağınıklıklarını giderip, müminlerin gönlünü hoşnut edince artık benim için dünya önem taşımayacak, kapımı çalan ölüm, umurumda olmayacaktır.»

Muhtar, Hz. Hüseyini öldürenlere ve Alevilere düşman olanlara karşı yoğun bir savaşa girdi, bunlardan çok kişi öldürdü. Hz. Hüse­yinin, katline karıştığını bildiği herkesi öldürdü. Muhtarın bu tutumu, onu insanlara sevdirdi. Özellikle Şiiler Muhtarın çevresinde toplandılar, onunla birlikte savaştılar, nihayet Abdullah b. Zübeyrin vazifelendirdiği kardeşi Musab b. Zübeyr, Muhtar`ı öldürdü.

Keysaniyye`nin kısaca temel prensipleri:

a) Keysaniyye inancı, Sebeîler gibi ehl-i beytten gelen imam­ları ilahlaştırma temeli üzerine kurulu olmayıp, imamı mukaddes bir şahıs sayma, ona son derece itaat etme, ilmine kayıtsız-şartsız güvenme esasları üzerine kuruludur. Keysanîler, imamın hata işlemeyeceğine inanırlar. Çünkü onlara göre imam, ilahi ilmin bir sembolüdür.

b) Sebeîler gibi Keysanîler de imamın tekrar döneceğine inanırlar. Bunlara göre dönecek olan imam, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den sonra gelen Muhammed b. Hanefidir. İçlerinden bir kısmı Muhammed b. Hanefi’yenin öldüğüne, tekrar dirilip geri döneceğine inanırken, çoğunluğu teşkil eden diğer bir kısmı ise, onun ölmediğine «Rıdvâ» dağında, yanında bal ve su olduğu halde yaşadığına inanırlar.

Şu söyleyen meşhur «Kuseyr Azze» bu, son gruptandır. Bilinmelidir ki Kureyş kabilesi imamlarından, Dördü birbirine eşit, hakkın mümessilleri olan. Evveli Ali`dir, diğer üçü de onun oğulları, Bunlar, herkesin tanıdığı Resulullah torunları. Bunlardan birisi iman ve takvasıyla nam yapmıştır, Diğeri de Kerbela’da şehadet tacını takmıştır. Öteki, atına binip, sancakla önünde duracaktır, Bunu başarmadan ölümü tatmayacaktır. Çokça bal ve su vardır onun yanında, İnsanlardan gizlenmiş Ridvâ dağında.

c) Keysanîler, «Bedâ» diye adlandırılan, sonradan meseleyi kavrayıp, ona göre görüş değiştirme prensibine inanırlar. Bu prensibe göre Allah Teâlâ, bilgisinin değişmesi neticesinde istediği şeyi değiştirir. Bir şeyi evvela emreder, sonra o şey hakkındaki bilgisi değiştiği için birinci emrinin aksini emreder.

Bu hususta Şehristani şöyle der: «Muhtar «Bedâ» prensibini seçti. Çünkü o meydana gelen hadiseleri, ya kendine gelen bir vahiy veya imanı tarafından gönderilen bir mektup yoluyla bildiğini iddia ederdi. Arkadaşlarına, bir şeyin olacağını veya bir hadisenin meydana, geleceğini haber verirdi. Eğer olay, haber verdiği gibi cereyan ederse bunu iddialarına delil gösterirdi. Şayet olaylar haber verdiği gibi çıkmazsa «Rabbimizin görüşü değiştiği için hadiseyi değiştirdi» derdi. Şüphesiz ki bu görüş, apaçık bir sapıklıktır, bozuk bir inançtır.

d) Keysanîler, ruhların ölenlerden ayrılıp yeni doğan canlılara girmesi anlamına gelen «Ruhların tenasühü» görüşüne inanırlar. Aslında bu görüş, Hint felsefesinden alınmıştır. Bu iddiayı onlar ileri sürmüşlerdir. Hint felsefecileri, ruhun üstün bir hayvandan çıkıp, adi bir hayvana girmesiyle azap gördüğünü, adi bir hayvandan çıkıp yüksek bir hayvana girmesiyle de mükafatlandırıldığını ileri sürmüşlerdir. Keysaniler, Hint asıllı olan bu felsefenin hepsini almamışlar, sadece imamlara ait bazı meseleleri almışlardır.

e) Keysaniler şöyle derler: «Her şeyin bir zahiri bir de batını vardır. Her şahsın bir ruhu vardır. İndirilen her ayetin bir te’vili var­dır. Bu dünyada temsili olarak mevcut olan her şeyin bir hakikati vardır. Bu alemde bulunan hikmet ve sırlar bir insan şahsında toplanmıştır. Bu hikmet ve sırları Hz. Ali, oğlu Muhammed b. Hanefiyye`ye tahsis etmiştir. Bu ilimler kimde toplanırsa gerçek imam işte O`dur..

Bu sözlerden anlaşıldığı gibi Keysanîler, peygamber hakkında, peygamberliğe ters düşen bir takım iddialarda bulunmuşlardır. Hz. Ali’nin oğullarına karşı aşırı taassupları sebebiyle, onun oğullarını peygamberlik mertebesine çıkarmalarına sebep olmuşsa da sözlerinde, «Allah’ın görüş değiştirdiği» iddiaları hariç, Allah Tealâ’ya layık olmayan herhangi bir sıfatı ona izafe ettikleri veya Allah Teala’yı tenzih etmeye ters düşen bir iddiada bulundukları görülmemektedir.

Bununla beraber, «ruhların bedenden bedene intikal ettiği, her şeyin bir zahiri bir de batını olduğunu, bütün bu kainatın, hikmet ve sırlarıyla beraber bir insan şahsiyetinde toplandığını ve bunların ilminin ancak Hz. Ali`ye ait olduğunu ve Hz. Ali’nin bu ilmi oğlu Hanefiyye’ye tahsis ettiğini, Hanefiyye’nin de bu ilmi babasından miras olarak aldığını iddia etmeleriyle islam hakkındaki görüşlerini bir takım felsefi görüşlerle karıştırmışlardır. Bugün, İslâm ülkelerinde, Keysanîyye`ye mensup herhangi bir kimse görülmemektedir.

kaynak: Mezhepler Tarihi Muhammed Ebu Zehra

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir