Kıyamet Gününe Hazırlanmak 

43. Sohbet: Kıyamet Gününe Hazırlanmak 

Hz. Peygamber’in (SAV) şöyle söylediği rivayet edilmiştir: “Cebrail (AS) bana dedi ki: ‘Allah (CC), kullarından ancak merhamet ile davrananlara merhamet eder’.”(1) “Yeryüzündekilere merhamet et ki, gökyüzündekiler de sana merhamet etsin!”(2)

Ey Rabbinden (CC) rahmet isteyen kişi! 

Onun değerini bir ölç. Zira o şu an senin elinde. Onun değeri nedir? Rabbinin (CC) rahmetinin değeri, senin O’nun (CC) yarattıklarına karşı merhamet göstermen, şefkatli davranman ve onlara karşı niyetini düzeltmendir. Sen istediğin şeye karşılık ortaya bir şey koymuyorsun. Ücreti ver, malı al! Yazıklar olsun sana ki, Allah’ı (CC) bildiğini söylüyorsun da, O’nun (CC) yarattıklarına merhamet etmiyorsun!. 

Sen iddianda yalancısın… 

Arif-billah olan kimse O’nun (CC) yarattıklarına ilim yönünden merhamet eder; topluluklara da hüküm (şeriat) cihetinden merhamet eder. Hüküm ayırır. İlim ise bir araya getirir. Allah-ü Teâlâ (CC) şöyle buyurmuştur: “Evlere kapılarından girin.”(3) Sadık ve ilmiyle amel eden şeyhler Cenâb-ı Hakk’ın (CC) kapıları ve O’nun (CC) kurbiyetinin “yolları”dır. Onlar Nebîlerin (AS) ve Peygamberlerin (AS) vârisleri ve naipleridir, vekilleridir. Onlar Cenâb-ı Hakk’ın (CC) “müferrid”leri(4) ve davetçileridir. Onlar O’nunla (CC) halkı arasındaki elçilerdir. Onlar “din doktorları”, “hak öğretmenleri”dir. Onları kabul edin ve onlara hizmet edin. Cahil nefislerinizi onların emir ve nehiylerine teslim edin. 

Rızıklar Allah-ü Teâlâ’nın (CC) elindedir. 

Bedenin rızkı, kalbin rızkı, esrarın rızkı… bütün bunları O’ndan (CC) isteyin, başkasından değil. Bedenin rızkı yemek ve içmektir. Kalbin rızkı tevhîddir. Esrarın rızkı ise “hafi” (sessiz, gizli) zikirdir. Mücâhede ile, ona bir şeyler emredip, bir şeylerden nehyederek ve riyazet ederek nefislerinize merhamet edin. Marufu (doğruyu) emrederek, münkerden (yanlıştan) nehyederek, onlara nasihat ederken samimi davranmak suretiyle, ellerinden tutup Hakk’ın (CC) kapısına getirmek suretiyle halka merhamet edin.

Rahmet, merhamet mü’minin sıfatlarındandır. Katılık ise kâfirlerin sıfatlarındandır. Size gelmeyene siz ulaşın. Sizi mahrum edene siz verin. Size zulmedeni siz affedin. Eğer böyle yaparsanız ipleriniz Allah’ın (CC) ipine ulaşır. O’nun (CC) sâhip olduklarına siz sâhip değilsiniz. Zira bu ahlak Cenâb-ı Hakk’ın (CC) ahlâkıdır. 

İcabet edin ki, kurtulasınız

Münacat ve manevi ziyafet evi olan mescitlere çağıran müezzinlere icabet edin. Onlara icabet edin ki, kurtuluş ile, onların indindeki gerçek alışveriş ile karşılaşasınız. Eğer O’nun (CC) dâvetine icabet ederseniz, O (CC) sizi evine alır, size karşılık verir, yakınlaştırır, marifeti ve ilmi öğretir. Yanında olanı size gösterir. Bedeninizi süsler. Kalplerinizi temizler. Sırlarınızı tertemiz eder. Doğru yolu size ilham eder. Sizi karşısına oturtur ve kalplerinizi kurbiyet evine ulaştırır. O (CC) eve girmeniz için sizi çağırır. O (CC) kerimdir. Eğer O’nun (CC) dâvetini kabul eder ve O’na (CC) duayı hafife almazsanız size karşılık verir. Size lütuf ve ihsanda bulunur. Size “hil’at” (makam elbisesi) giydirir. Allah-ü Teâlâ (CC) şöyle buyurmuştur: “İyiliğin karşılığı iyilik değil midir?”(5) Ameli güzel yaparsanız sevabı da güzel olur. Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Nasıl muamele edersen öyle muamele görürsün.”(6) Ve yine: “Bulunduğunuz hâle göre idare edilirsiniz”(7) buyurmuştur. 

Amelleriniz kendi amellerinizdir. 

Dünyada, ibret alan ve iffet sâhibi olan zahitlerin kalpleri ile yaşayın. Onda vatan tutmayın. O ne vatan yeridir, ne de makam yeridir. Asıl vatan ve son makam vardır. Bu dünya ahirete göre zindandır. Bundan dolayı Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: “Dünya mü’minin zindanıdır.”(8) Mü’min, dünyada nimetler içerisinde binsene yaşasa bile yine de dünya mü’minin zindanıdır. Onun kurtuluşu, sevinci, hoşluğu, sevabı, devleti, emir ve nehyi ve rahatlığı ise ancak ahirettir. 

Âlim ve sıddık ârife gelince, 

O sevabını ahiretten önce dünyada alır. O Rabbine (CC) yakınlaşmıştır. O yaratılmamış olmayı temenni eder. Kıyameti de, cenneti de zahmet olarak görür. Kıyamet günü sakladığı sırların ortaya çıktığını görür. Zira o gün sırlar şekil kazanır. O, kabrinden kalktığını ve üzerinde zînetli elbiseler olduğunu görür. Onu gılmanlar ve merâsimciler karşılıyordur. Fakat onun kalbi bunlara karşı ebediyen zâhiddir. Rabbini (CC) görmenin yanında, zahmet olarak gördüğü için bunlardan hoşlanmaz. O nimet vereni sever, nimeti değil. O Rabbinin (CC) huzuruna sır kapısından girmeyi sever, merasim ile girmeyi değil. Cennette olmaktan hoşlanmaz. Zira oradaki nimetlere aldanarak değişebilir. Ayrıca, Allah’ı (CC) seven kişi O’ndan (CC) başka her şeyi terk eder. Hatta o, oraya bağlanmasın, oraya aldanmasın, adımları Rabinden geri durmasın, başka şeyle meşgul olmasın diye cenneti görmemeyi temenni eder. 

Allah-ü Teâlâ’yı (CC) ahiretten önce dünyada tanıyamayanlar! 

Sizlerden dolayı vah yangınlarım ve vah ateşlerim! Ve O’nun (CC) kurbiyetinin nesimini, rüzgârını koklayanlar! Ve O’nun (CC) fazilet, üstünlük yemeğini yiyip, ünsiyet şarabını içenler! Size daha ne kadar nidâ edeceğim, ey münafıklar? Sizler duymuyorsunuz ki… Yarın derinden duyacaksınız ama icabet edemeyeceksiniz. Ne kadar uzaktasınız! Ve size ne kadar da uzaktan sesleniliyor! Sesiniz yerin dibinden geliyor; kurbiyet kalesinden değil, iyilik sahilinden değil. Bütün işleriniz mideniz, şehvetiniz, bedenleriniz ve bütün dünyanız. Bütün bunların hepsi pisliktir, kirdir. Açlık, Allah-ü Teâlâ’nın (CC) yeryüzündeki yemeğidir: Sıddıkların karnı onunla doyar. 

Ey fakirlikten korkanlar! 

Asıl fakirlik fakirlikten korkmaktır. Zenginlik ise Allah-ü Teâlâ (CC) ile O’nun (CC) dışındaki her şeyden zengin olmaktır: Dirhem ve dinar zenginliği zenginlik değildir. 

Ey oğul! 

Nefsinin kıyametini kopart. Tefekkür ayaklarınla cehenneme ve cennete gir. Onlara iman ve yakîn gözlerinle bak. Mü’min, fikri ve nazarı düzelinceye kadar amel işlemekten geri durmaz. Fikri ve nazarı düzeldiği zaman kıyameti kopmuş demektir. Rabbinin (CC) huzurunda dirilir, ayağa kalkar; amel defterinin sayfalarını okumaya başlar, iyiliklerini ve kötülüklerini görür. Kötülüklerinin iyiliklerinden fazla olduğunu görür. Cehenneme girmeyi hak etmiştir. Sırattan geçmesi gerekir. Onun üzerinden havf u recâ ile, helâk olma, cehenneme düşme duyguları ile geçer. İşte o bu halde iken, Allah-ü Teâlâ (CC) ona rahmetini yetiştirir ve onun kendisine bırakılmasını emreder. Ayaklarının altındaki sırat genişletilir, cehennemin alevi rahmet suyu ile söndürülür. Hatta cehennem ona şöyle der: “Geç, ey mü’min! Nurun alevimi söndürdü.”(9) İşte mü’min bütün bunları tefekkür eder, düşünür, enine boyuna değerlendirir. Kesin bir kanaate sâhip oluncaya kadar bunları tefekkür etmekten geri durmaz. 

Bırak Nasip senin peşinden koşsun!

Size açıkladığım bu, nasiplerinizin peşinden koşma meselesini düşünmekten geri durmayın. Nasiplerin peşinden koşmayın, bırakın onlar sizin peşinizden koşsun. Bu benim tecrübe ettiğim, gözlerimle gördüğüm bir şeydir. Bunu, bu “yol”a girmiş olan ve bu yolu deneyen benden başka kimseler de görmüştür. Acele etmeyin; nasiplerinizi kaybetmezsiniz. Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Hiç kimse rızkını tamamlamadan dünyadan göçmez. O halde Allah-ü Teâlâ’ya (CC) karşı takva sâhibi olun ve isteklerinizi güzelleştirin.”(10) Yavaş olun, hırslanmayın, boşa yorulmayın, sebatlı olun. İsteklerinize karşı işte böyle olun. 

Rabbinin kapısına dön!

Eğer hükümdarların kapısından yüz çevirirsen Allah-ü Teâlâ (CC) sana hiç kapanmayan bir kapıyı açar: Sır kapısı, bâtın kapısı… Bu kapıyı sana hiçbir kuvvetin, gücün ve tahminin olmadan açıverir. Mü’min, Rabbinin (CC) kapısını hedef edinmek suretiyle, nefsinin hevâ ve heves evini terk eder. O bu durumda iken, nefsinin, malının, ailesinin afetleri onun yoluna durur. O şaşırıp kalır. Günahlarına, Rabbinin (CC) şeraitinin hudutlarını yırttığı kötü ahlâkına geri döner. Sonra bütün bunlardan tevbe eder, “niçin”i ve “nasıl”ı terk eder. Münazaadan, iddiacılıktan bâtınen ve zahiren hiç konuşmaz olur. Teslim olur, kendini bırakır, müdafaa etmez. Onun önündeki o set, onun hareketiyle, çalışıp çabalaması ile değil, ancak Rabbinin (CC) ona yardımı ile açılabilir. Bütün işi O’nu (CC) zikretmek, O’na (CC) dönmek, günahlarını düşünmek, onlara istiğfar etmek ve nefsini kötülemek olur. 

Bu durumdan çıkmak

Bu durumdan çıkınca, Rabbinin (CC) kaderine geri döner. Der ki: “Allah-ü Teâlâ’nın (CC) benim hakkımdaki kaderi ve kazası değişmez yazıdır.” Dil ile değil, kalben teslim olur, tefviz eder, her şeyi Allah-ü Teâlâ’ya (CC) bırakır. Bu halde iken, kapalı olan gözlerini açar, bakar ki, o set gitmiş, kapı açılmış. Artık, afet yerine nimet gelmiştir; darlık yerine genişlik; hastalık yerine âfiyet; yokluk yerine mülk… Bütün bunları Allah-ü Teâlâ’nın (CC) şu buyruğu desteklemektedir: “Allah’a (CC) karşı takva sâhibi olan kişiye O (CC) bir çıkış yolu yapar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”(11)Böyle bir kul yine de nimete şükretmekten geri durmaz. Kalbinin adımlarıyla Rabbine (CC) ulaşıncaya kadar, belâlara muvafakat göstermekten, hataları ve günahları itiraf etmekten, nefsini kınamaktan geri durmaz. Rabbinin (CC) kapısına ulaşıncaya kadar iyiliklerle, günahlardan tevbe ile adım atmaktan geri durmaz. Oraya vardığında ise, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen şeyi görür. 

Tevbeden kesilince

Kulun kalbi Rabbine (CC) vasıl olduğunda tevbesi kesilir, iyilikler ve kötülükler, şükür ve sabır, yorgunluk ve rahatlık biter: Nasıl ki, misafir, gideceği yere varınca adımları biter ve sohbete, müşahedeye, konuşmaya katılır ve sırlara vâkıf olur, işte öyle… Muhib mahbubuna ulaştığında yorgunluk kalır mı? Yorgunluk rahata döner; uzaklık yakına, gaybet huzura, duyma gözle görmeye… Mahbubunun sırlarına muttali olur. Mahbubu ona evini gezdirir. Hazinelerinin kapısını ona açar. Yataklarında onu istirahat ettirir. Siz de böyle yapmıyor musunuz? 

Verilen İşaretleri Anlamak 

Allah-ü Teâlâ (CC) insanlara misaller verir. Ehl-i işaret olan işaretten anlar. Ey “huzurda duran kalp” ile ibadet etmeyen âbid! Senin durumun gözleri bağlı olup da değirmen taşı çeviren devenin durumuna benziyor. O fersahlarca yol aldığını zanneder de, aslında yerinden ayrılmamıştır. 

Yazık sana! 

Namazında ayakta duruyorsun, oturuyorsun, namazında acıkıyorsun, susuyorsun: Zerrece ihlas ve tevhid olmayan namazın sana ne faydası olur? Eline yorgunluktan başka bir şey geçmez. Namaz kılıyorsun, oruç tutuyorsun, ama kalp gözün insanların evlerinde, ceplerinde ve sofralarında!… Onların sana hediyeler getirmesini bekliyorsun. İbadetini gösteriyorsun, orucunu ve mücâhedeni bildiriyorsun. 

Ey halkı şirk koşan! 

Sen hiçbir şeye sâhip değilsin. Şirkinden dön. Ey münafık! Ey mürai!  Ey ruhani ve rabbani Sıddıkların saflarından geride duran! Sen benim sizin kaşağınız, körüğünüz ve zabıta memurunuz olduğumu bilmiyor musun? İddialarınızın ispatını isterim! Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Eğer iddiaları insanlara bırakılsa idi, herkes diğerinin kanının helâl olduğunu iddia ederdi; fakat davacıya ispat, davalıya ise yemin düşer.”(12)Ne kadar çok konuşuyorsun; buna karşılık fiilin de ne kadar az! Gittiğin yoldan dön. “Allah’ı (CC) tanıyan kimsenin dili tutulur.”(13) Kalbi konuşur. Sırrı safa bulur. Yüksek derecelere ulaşır. Rabbine (CC) ünsiyet kazanır, O’nunla (CC) rahata erer. Bütün ihtiyaçlarını O’nunla (CC) giderir.

Ey kalp ateşi! 

Serin ve selâmetli ol. Ey kalp! Öyle bir güne hazırlan ki, o gün yeryüzü ve dağlar yürür, yeryüzü içindekileri ortaya çıkarır. İşte, asıl “erkek adam” o gün iman, yakîn, Mevlâ’sına (CC) olan tevekkül, muhabbet ve iştiyak ayaklarıyla, ahiretten önce dünyada elde etmiş olduğu marifet ayaklarıyla sapasağlam durur. O gün sebep ve halk dağları gider, müsebbip ve Hâlık (CC) kalır. Suret ve zahir melikleri gider, kaybolur; bâtın melikleri ortaya çıkarlar. Onlar kıyamet günü, o değişip dönüşme gününde sapasağlam ayakta kalırlar. Şu dağları görüyorsunuz da onların gücüne, kuvvetine, sağlamlığına, dimdik ayakta duruşuna hayran kalıyorsunuz ya, işte onlar o gün çırpılmış pamuk gibi olacak. Yerlerinden kökleriyle birlikte sökülecekler. Azametleri kaybolacak, bulutlardan daha hızlı kayıp gidecekler. Gökyüzü eriyecek, erimiş bakır gibi olacak. Göğün ve yerin vasıfları değişecek. Dünya nöbeti, ahkâm nöbeti, ameller nöbeti, ekim nöbeti ve teklif nöbeti sona erecek. Ahiret nöbeti, kudret nöbeti, amellerin mükâfatlandırılması nöbeti, hasat nöbeti, külfetten kurtulma nöbeti, her iyilik sâhibine iyiliğinin karşılığının verilmesi nöbeti başlayacak.

Allah’ım (CC)! 

O gün kalplerimize ve uzuvlarımıza sebat ihsan et. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”


Dip Notlar

 (1)- bak.: Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, I/194 (no: 654).

(2)- bak.: Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, I/97-98 (no: 314)

(3)- Bakara S. A.189.

(4)- Müferrid: Hakk’a (CC) ibâdet ve itâat etmede öncü kişiler.

(5)- Rahmân S. A.60.

(6)- Deylemî, el-Firdevs, hadîs no: 2203.

(7)- Deylemî, el-Firdevs, hadîs no: 4918.

(8)- Müslim, es-Sahîh, “ez-Zühd ve ve’r-Rakâik” hadîs no: 2965.

(9)-Heysemî, Mecmau’z-zevâid, 7/360.

(10)- bak.: Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, II/4, (Halep-tsz).

(11)- Talâk S. A.2-3.

(12)- Müslim, es-Sahîh, “Akdıye” hadîs no: 1711.

(13)-Bak.: Süyûtî, Şerhu Sünen-i İbn Mâce, I/288.

Kaynak: Abdulkadir-i Geylani (Ksa), Cilâü’l-hâtır

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın