KUR’ANI KERİMDE MESELLER

Emsâlu’l-Kur’ân:

Tefsir usulü ve Kur’an ilimlerinde Kuran-ı Kerim’deki meseller ve bunlardan bahseden ilim için “emsâlü’l-Kur’ân” tabiri kullanılmaktadır.

Mesel kelimesi lugatta, şibih, nazir, delil, hüccet, bir nesnenin sıfatı halk arasında kabul görüp yayılmış ve meşhur olan sözlerdir- ki bunlara türkçemizde ata sözleri denir. Bunların irad edilip söylenmesine de darbı mesel” denir, çoğulu ise “emsal” dir.

Mesel Kuran Kaç Yerde Geçmektetir ve Maksadı Nedir:

Mesel kelimesi Kur’an’da altmış dokuz, bunun çoğulu olan emsal ise dokuz yerde zikredilmiştir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ms̱l” md.). Emsâlü’l-Kuran, “ayetlerdeki mana ve maksadın insan ruhunda iz bırakan ve hayranlık uyandıran bir biçimde kısa ve özlü olarak ifade edilmesi” şeklinde açıklanır (Mennâ‘ el-Kattân, s. 283).

Kuranı Kerimde pek çok meseller vardır. Bunlardan çeşitli yönden istifade edilir. Tezkir, va’z, his, zecr, ibret gibi yönlerden gidilerek ahlaki bir netice çıkarmak için insanları tenbih ve teşvik etmektir. Kurandaki bu meseller, medih ve zem üzerine olduğu gibi, sevab ve ikâb, işin ehemmiyetini yüceltmek veya tahkir etmek, işin tahkiki veya iptali üzerine olabilir.

Beyhakinin, Ebu Hureyreden rivayet ettiği bir haberde, Hazreti Peygamber “Kuran beş vecih üzerine nazil oldu: helal, haram, muhkem, müteşabih ve emsal. Helalı işleyin, haramdan kaçının, muhkeme tabi olun, müteşabihe inanın ve emsallerden de ibret alın buyuruyordu. el-Burhan,I.486

İmam es-Şafii, bu ilmi, müçtehidin bilmesi lazım gelen Kuran ilimlerinden biri olarak kabul eder. Ez-Zamahşeri de, “Kuran’daki bu emsaller, insanları, manaları keşfetmeye yöneltir” demektedir.

Kuran’daki mesellerin ifadesinden onların gayesi gayet açık olarak anlaşılır:

Bu misaller (yok mu?) işte biz onları insanlar düşünsünler diye irad ediyoruz'” (el-Haşr 21)
“Andolsun ki biz bu Kur’andan insanlar için nasihat kabul etsinler diye her misalden (örnekler) gösterdik” (ez-Zümer, 27)
“İşte misaller, biz onları insanlar için irâd ediyoruz, alim olanlardan başkası onları anlamaz” (el-Ankebut, 43)

Kur’ânı Kerimde edebi şekillerden biri olan mesel, yani teşbih, mühim bir yer işgal eder.

Kur’andaki emsalleri başlıca iki guruba ayırabiliriz:

a) Sarih ve zahir olanlar. b) kâmin, gizli, remizli ve imalı olanlar ki, herkes bunu idrak edemez, Sarih emsale örnek olarak su ayeti ele alabiliriz.

“O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır.İşte Allah böyle misaller verir.”Rad 17

Bu ayeti kerimede, Hak Taala, hakkı ve hak sahiplerini gökten yağan ve yerde türlü menfaatler sağlayan sulara, batılı ve batıl olanları ise hak üstünde kısa bir müddet içinde yükselmiş olmakla beraber, çabuk kaybolan köpüklere teşbih etmektedir. Hakkın ve batılın birinci teşbihi budur. İkinci teşbih ise, hak, insanlara zinet ve fayda temin eden muhtelif aletler ve kaplar imaline elverişli madenlere, batıl ise, erimiş madenlerin üstündeki kir ve köpüklere benzetilmektedir. el-Itkan, II.132

Gizli emsale örnek olarak ta şu ayeti ele alalım:

(lyi toprakların mahsulü, Allah’ın izniyle (iyi) çıkar, kötü topraklardan ancak kötü (kıt) mahsul çıkar) (el-‘Araf, 58).
İbn Abbas’a göre bu ayette mümin ile kafir için bir mesel irad edilmiştir. İyi toprağın mahsulü iyi olduğu gibi, iyi müminin de ameli iyidir. Çorak toprağın mahsulü kıt ve kötü olduğu gibi, kafirin de ameli kötüdür.

Kâmin mesel için şu en iyi örnektir:

” Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, içinde kandil bulunan bir kandilliktir. Kandil bir cam içindedir, cam inciyi andıran bir yıldızdır; (bu kandil) doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Nur üstüne nur. Allah nuruna dilediğini kavuşturur. Allah insanlar için misaller veriyor, Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.

Bu ayete bakarak Allah’ı semavat ve arzın nuru olarak görmek veya Allah’ı nurla bir tutmak doğru değildir. “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve ışığı var eden Allah’a mahsustur. Ama yine de kafir olanlar (putları) rablerine eş tutuyorlar.” Bu ayette Allah arz ve semavatı aydınlatan olarak vasıflandırılmaktadır. Bu bakımdan ayetlerin ötesindeki hakikati sezmeye çalışılmalıdır. Tasavvuf erbabı bu ayet üzerinde  fazla durmuştur, hatta bu ayetle ilgili müstakil kitaplar neşretmişlerdir.

Kaynak:TDV Yayınları-Tefsir usulü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir