KURANI NASIL OKUMALI

İmam Ahmed bin Hanbel’in çocuk yaşta bir öğrencisi vardı. İmamın feyizli sohbetlerinden bu çocuk istifade etmiş ve öyle bir hale gelmiş ki. Çocuk her gece Kuranı kerim okumaya yatsı namazından sonra başlarmış sabah namazına kadar Kuran’ı hatim ederdi.

Bu durum her gece böyle devam ederdi  çocuk aynı zamanda o küçük yaşına rağmen gündüzleri de hep oruç tutardı. Çocuğun bünyesi bir süre sonra bu yükü kaldıramaz olmuştu. Sağlığı bozulmaya başladı.

Çocuğun bu hali ailesini çok etkiledi üzüldüler ve çocuğun durumunu hemen hocasına bildirdiler. İmamdan rica ederek kendisini uyarmasını istediler.

İmam Ahmet Bin Hanbel çocuğun bu muhabbetinden dolayı önce kendisini tebrik etmiş sonra demiş ki! Evladım git bu gecede Kuran’ını oku fakat farzet ki karşında ben varmışım ve bana okuyormuşsun gibi oku! Çocuk o gece rahlesinin önünde hocası varmış gibi Kur’an okumaya başladı ve ertesi sabah hocası kendisine ne kadar Kuran okudun diye sorunca? Hocam karşımda siz olunca çok dikkat etmem gerekdi der. O yüzden Kuran’ın ancak yarısını okuyabildim demiş.

Ahmet Bin Hanbel  aferin evladım bu gece de yine Kuran’ını oku farzet ki karşında Cebrail (as) var ve sen vahiy meleğine okur gibi oku demiş. Çocuk o gecede hocasının dediği gibi yapmış ve sabah gelince. Biraz sarsılmış ve demiş ki. Hocam Ali İmran süresine kadar ancak gelebildim.

İmam sevinmiş aferin evladım bu gecede sen Kuran okuyorsun ve karşında Allah Resulü (sav)’de senin okuduğun Kuran’ı dinliyormuş gibi oku. Çocuk o gece büyük bir hassasiyetle efendimizin ruhaniyeti ile beraber Kuran okumaya çalışmış ve sabah geldiğinde ise bitkin bir vaziyetteydi hocası kendisine. Sormuş nereye kadar okudun? hocam Fatiha suresi bitti Bakara suresinden elif lam mim dedim. Baktım ki sabah olmuş takatim yetmedi. bir tek Fatiha suresini okuyabildim.

Sevinmiş imam Ahmet Bin Hanbel evladım bu gece son kez sen okuyorsun ve alemlerin Rabbi Allah da seni dinliyor. Düşün ki onun kelamını yine ona okuyorsun. Ertesi sabah çocuk tekrar gelir ama gözleri kan çanağı içinde  kendinden geçmiş. Per perişan bir halde. Hocası nereye kadar okuduğunu sorunca hocam Allah’ın beni dinlediğini hissederek besmele çektim. Fatiha’dan başladım. “İyya kenabudu” ya geldim ama orada kaldım. Bir türlü ayeti tamamlayıp da yalnız sana ibadet ederiz diyemedim. Çünkü baktım Allah’tan gayrı o kadar çok şey varmış ki gönlümde o an utandım. Riyakar hissettim kendimi de sabaha kadar bir Fatiha okuyamayıp öylece bekledim.

Küçük çocuğun bulduğu sizce ne ve bizim kaybettiğimiz sizce ne?

İhlas ve samimiyetimiz ne durumda?

Allah her an bizimle beraberdir ama biz Allah ile beraber miyiz?

Allah bize şah damarımızdan daha yakın ama biz ona ne kadar yakınız?

Hiç düşündük mü şimdilerde her birimiz yorgun ve kırık gönüllerimizin kuytusunda yapayalnız unutulmuş ve terk edilmiş hissediyoruz kendimizi. Oysa biz terk edilen değil terk edenleriz. İhlas ve Samimiyeti gönül evinden çıkaran biziz. Yıkıp tarumar edenleriz işte bundandır hiç bitmeyen kederlerimiz. Eğer her an onun huzurunda durduğumuzu unutmasaydık ve bilseydik bunca günah bunca isyana düşebilir miydik?

Ey kardeşlerim şimdi indirelim ruhlarımızda kuşandığımız bütün dünyalıkları. Teslim olalım alemlerin Rabbine. Samimiyetle dönelim yeniden gönül evlerimize.  Rahmanın kapısı her zaman açık girelim besmele ile tekrar başlayalım konuşmaya ve yönelelim Ona unutmayalım her an O bizleri çağırmakta. Unutmayalım ki:  “Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.” Duha 3.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir