Kurbiyet (Cenabı Hakk’a Yakınlık)

24. Sohbet: Kurbiyet (Cenabı Hakk’a Yakınlık)

Ey oğul! 

Muhipler, eğer kıyamet günü cennete girmekten kaçınmanın bir yolunu bulsalar, oraya girmezler. Çünkü onlar derler ki: “Biz cenneti ne yapalım? Biz Hâlık’ı (CC) isteriz. Biz sun’u (eşyayı) ne yapalım? Biz Sâni’i (Yaratıcıyı) isteriz. Biz tekvini (varlığı) ne yapalım? Biz Mükevvin’i (Vareden’i) isteriz. Biz hâdisi (sonradan olanı) ne yapalım? Biz Kadim’i (Evveli Olmayanı) isteriz. İşte bu kalp, eğer sahih, sapasağlam olursa, böylesi sıfatlarla mücehhez olursa, Cenâb-ı Hakk’a (CC) kurbiyet de kazanır. Kalbin dünyayı ve halkı terk etmesi sağlam olursa, onun kurbiyeti de o derece sahih ve sağlam olur.

Sana yazıklar olsun! 

Ben küçüklüğümden şu ânıma kadar Hakk (CC) kapısında duruyorum. Oysa sen onu bir kere olsun görmedin. Kalbin ne o kapıyı, ne de o kapının sâhibini bir kere olsun görmedi. Bu işaret ettiğim mağripte ise sen maşrıktasın. Nasıl terbiye edildiğimi, nasıl yetiştirildiğimi iyi anla! Aklım yettiğinden beri ben seçkin kulları ile birlikte O’nun (CC) kapısındayım. “Emir doğru söylüyor” de, yoksa boynun uçurulur. Ey Yusuf’u satan! (Yûsuf / 20) Yanında neyin var? söyle. Arkada neyin var? haber ver. 

Ey oğul! 

Kalbinden ve sadâkatinden bahset; yoksa sus! Madeninden, hazinenden, evinden infak et; yoksa hırsızlık etme, infak etme! İnsanlara sofrandan yedir. Kendi kaynağından su içir. Ârif bir mü’min suyunu, asla kurumayan kaynaktan, mücâhede ve sadâkat kazmaları ile kazdığı kaynaktan içer ve içirir.

Ey oğul! 

Dünya tarafında cennet yoktur. O cennete de yaklaştırmaz. Kul, dünyaya yaklaşır ve onu ister. Sonra onun ayıplarını ve kusurlarını görür; ona karşı zâhid, isteksiz olur. Yaşatacak kadar dünyalığa kanaat gösterir. Onu da şeriat, takva ve vera eliyle alır. Zühd eliyle alır. Kalp eliyle alır, nefis, hevâ ve şeytan eliyle değil. Bu tamam olunca ona cennet gelir. Çünkü onun dünyaya karşı zâhid olması cennetin bedeli ve anahtarıdır. O zaman kalbiyle cennete girer, ayaklarıyla orada karar kılar; sırrı oraya yerleşir; oranın işleri ona kolaylaşır. Bu durumda iken kendisine doğru gelen Hakk (CC) erlerini görür. Onlara: “Nereye?” der. Şöyle cevap verirler: “Biz Allah-ü Teâlâ’nın (CC), haklarında: “Ancak O’nun (CC) rızasını umarlar” (Kehf / 28) buyurduğu kimseleriz. Cennet bütün genişliğine rağmen ona dar gelir. Rabbinden (CC) bağışlamasını ister ve şunları okur: “Bana hayırlı kapıyı göster ki, çıkayım. Burada kafeste mahkum kuş gibi kaldım. Kalbim senin hapishanende. Çünkü dünya mü’minin, sen de arifin hapishanesisin.” Oradan koşarak çıkar ve o geçmiş olan topluluğa katılır. Bu saliklerin yoludur. Meczupların yoluna gelince, kurbiyet şimşeği, ne bir aşama, ne de bir vâsıta olmaksızın daha ilk adımda onları avlar.

Allah’ım (CC)! Kalplerimizi kendine cezbet, çek. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”

Kaynak: Abdulkadir-i Geylani (Ksa), Cilâü’l-hâtır

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir