Marifet

Lügat manası itibarıyla “Bilmek” de demek olan marifet; düşünce ve himmetle, vicdan ve iç tefahhusla (araştırma, taharri) elde edilen hususi bir bilgidir ki, ilimden farklı bir muhtevaya sahiptir. İlim; okuma, öğrenme, araştırma, terkip ve tahlil yoluyla elde edilen bir müktesebat olmasına karşılık marifet; tefekkür, sezi ve iç müşahadeyle ulaşılan ilimin özü demektir. İlmin zıddı cehalet, marifetin ki ise inkârdır.

Sufilere göre marifet; Allahı isim ve sıfatlarıyla bilmek, bunun yanında doğru hareket etmek, kötü huylardan temizlenmek, nefis vesveselerinden ilgiyi kesmek, alçak gönüllü olmak, gönülden Allah’ın istediğine ve buyruğuna uymaktır. Marifetin görünüşte belirtisi, kulun ara vermeden, usanmadan ibadete sarılmasıdır.

Peygamber efendimiz sav Harise’ye; “ İmanın hakikatı nedir?” diye sormuş, Harise şöyle cevap vermiş: “ Gecemi uykusuz, gündümüzü susuz geçirdim. Nefsimi dünyadan çektim. “ Peygamber efendimiz sav: “Arif oldun(Bildin) devam et!” demiştir. (Bezzar zayıf senedle Enes’ten, Taberani imam Malikten zayıf senedle çıkarmıştır.)

Cenabı Hakk “ Allah’ı şanına yakışır bir şekilde tanıyamadılar.” Nahl 91 buyurmaktadır.

Bir defasında Hz. Aişe (r.anha) Efendimizden “Evin temeli onu ayakta tutan esasıdır. Dinin temeli marifet, yakın ve yerinde kullanılan akıldır.” Sözünü duyunca, hadiste geçen aklın yerinde nasıl kullanılacağını sormuş, Hz. Peygamber de şu cevabı vermiştir: “ Allah’a isyandan el çekmek ve Allah’a taatte sebat etmek.”(Deylemi, Müsned no:3077)

“ Allah bilgisi” denilen marifete sahip olan birisi, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanıyan kişidir. O bütün işlerinde samimi sadıktır. Bütün kötü ahlaktan ve onların afetlerinden kendini temizlemiştir. Hakkın kapısında uzun zaman durur, Allah’a sürekli bağlılık içerisindedir. O’na olan güzel yönelişi neticesinde ihsanlara mazhar olur. Nefsinin heva ve mırıltılarından kurtulur. Kalbiyle Allah’tan başkasına asla teveccüh etmez. Kalbi derinlikleriyle her zaman yüce Allah’a yakarış içerisindedir. Hakka olan bu yönelişinden dolayı ilhama mazhar olur. İşte bu kişiye arif, onun sahip olduğu bu haletine marifet denir.

Zünnün-ı Mısri: “ Arifin alameti üçtür: Marifetinin nuru, takvasının nurunu kapatmaz; zahirin hükmüne aykırı bir batın ilmi olduğunu iddia etmez; Allah’ın kendisine verdiği bol nimetlere güvenerek Allah’ın yasak perdelerini yırtmaz.”

Ebu Ali Dekkak: “ Marifet göstergesi, kişide hâsıl olan heybettir. Kimin marifeti artarsa onun heybeti de artar.”

Ebu Osman: “ Arif, kendine açılan ilim nurları ile gaybın harikalarını görür.”

Zünün-ı Mısri: “ Allahı en fazla tanıyanlar, Onun tecellileri karşısında en fazla hayret yaşayanlardır.”

Ebu Turab Nahşebi: “ Arif o kimsedir ki hiçbir şey onu kirletemez. Her şey onunla temiz olur.”

Cüneyd : “ Arif, her iyi ve kötünün çiğnediği toprak;  herşeyi gölgelendiren bulut ve sevdiği ve sevmediği herşeyi sulayan yağmur gibi olmadıkça “arif” olamaz.”

Muhammed b. Fadl: “ Marifet, kalbin yüce Allah ile hayat bulmasıdır.   “

Ebu Said Harraz: “ Marifet, ilahi ihsanın kaynağı olan Allahtan gelir; kulun bu uğurda bütün gayretini sarf etmesiyle kendisine lütfeder.”

“ Kim marifet sahibi olursa dünya onun için sıkıcı bir hal alır.”

“ Marifet sahibi müminin kalbinden eşyaya ait rağbet ve muhabbet silinir gider.”

“ Arif gözü ağlarken kalbigülen, huzurlu ve mesut insandır.”

Abdulkadir Geylani Ks : “ Allahu tealaya muhabbette sabırlı olan ve sadık olan kimse üzerine gelen oklar sebebiyle kapısından ayrılmaz ve kaçmaz. Kendisine gelen okları gerikirse göğsü ile karşılar. Böyle davranırsa mahbub olur, murad olur, matlub olur. Bu zevki tadan marifete ulaşmış demektir. Bu anlatıla bilecek şey değildir. Bu halkın anlayabileceğinin dışında bir şeydir. Bunu çok az kimse dışında anlayan olmaz. Onlar halkın anlaşışı en kuvvetli olanlarıdır. Halkın ilminin ötesinde bir ilme sahiptirler. Hakikatı göz kırpmasıyla, en küçük bir işaretle anlayabilirler. Kendilerinden istenene dönerler, onunla edeplenirler ve onu öğrenirler. Sevenin sevene teslimiyeti böyle tam olunca, seven sevdiğinden teslim aldığı her şeyi ona geri verir. Teslim aldığı ne varsa her şeyi ona bırakır.” Cilaul Hatır s.134

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir