Molla Fenari

Molla Fenari (Mevlana Şemseddin Fenari)

Osmanlı Devleti’nin ilk şeyhülislamı ve zamanının müceddidi olan büyük İslam alimi. İsmi, Muhammed bin Hamza bin Muhammed bin Muhammed er-Rumi el-Fenari’dir. Lakabı Şemsüddin’dir. 751 (m. 1315) senesi Safer ayında, Fenar köyünde dünyaya geldi. Bu köyde doğduğu veya babasının fenercilik sanatıyla meşguliyetinden dolayı “Fenari” nisbetiyle meşhur oldu.

Akli ve nakli ilimlerde zamanının bir tanesi oldu. Alaüddin-i Esved’den, Cemalüddin-i Aksarayi’den ve Mısır’da Ekmelüddin-i Baberti’den ilim almış, babası Muhammed Hamza’dan ve Şeyh Hamidüddin-i Kayseri’den de tasavvuf marifetlerini elde etmiştir. Kendisinden de; İbn-i Hacer ve Kafiyeci Muhyiddin gibi meşhur zatlar icazet alarak istifade ettiler. İbn-i Hacer diyor ki: “Kahire’ye geldiğinde, onunla görüşmek şerefine nail oldum. Kendisi bana tam bir yetki ile icazet verdi.”

İmam-ı Süyuti şöyle demektedir:

Üstadım Şeyh Muhyiddin-i Kafıyeci, Molla Fenari’nin derslerine katılıp, onun yardımcısı olduğundan, Molla Fenari’yi övmekte pek ileri gitmişti. Niye “Fenari” diye anıldığını sordum. Buna, onun fenercilik sanatı ile uğraştığını söyleyerek cevap verdi.”

Bursa’da müderrislik ve kadılık yaptı. Sultan İkinci Murad Han’ın iltifat ve teveccühlerine kavuştu. Onu müftülük ve kadılık mevkiinin en yüksek makamı olan şeyhülislamlık vazifesine tayin etti. Padişahın her hususta en has müşaviri oldu. Tefsir, fıkıh, usul-i fıkıh ve daha başka ilimlerine dair yazdığı çok kıymetli eserleri vardır. Mantık ilmine dair olan “İsaguci şerhi”ni bir günde yazıp tamamlamıştır.

822 (m. 1419) yılında,

İlk defa Hicaz’a gidip hac yaptı. Hacdan dönerken. Mısır Sultanı Melik Müeyyid, Mısır’da kalarak ders vermesini rica etti. Bir müddet kalıp, ders okuttu. 

828 (m. 1424) yılında,

Sultan İkinci Murad Han, onu ilk şeyhülislam olarak tayin etti. Bu vazifeyi, adalet ve hak üzere altı sene yaptı. Devletin mühim işlerinde, sultanlar ve devlet adamları kendisiyle istişare ederek, ilminden ve isabetli görüşlerinden istifade etmişlerdi. 

Bursa’da müderrislik ve kadılık yapan Molla Fenari, kazazlık (ipekçilik) yaparak da nafakasını temin etmeye çalıştı ve kazandığı paralar ile çok hayrat ve hasenatta bulundu. Kudüs’te de bir medreseyi satın alıp, masraflarını, Anadolu’da yaptığı vakıfların gelirinden karşılamıştır. Vefatında, çok para ve on binden çok kitap bıraktı.

Molla Fenari, bir ara Bursa’daki hizmetlerini bırakıp Konya’ya gitmişti. Karaman Beyi de ona çok iltifatlarda ve ihsanlarda bulundu. Ders okutması için ricada bulundu. Orada da ders verip talebe yetiştirdi. 

Molla Fenari, Tasavvufta Zeyniyye tarikatına mensub idi. İpekçilikten çok iyi anladığından, kendisine yetecek kadar parayı sağlamak için bu işle uğraşır ve yiyeceği, giyeceği için lazım olan parayı kendi emeği ile kazanırdı. Süslü elbiselerle dolaşmaktan hiç hoşlanmazdı. Gayet mütevazi olarak giyinir, başında bir dolama ile dolaşırdı. Böyle giyinmesinin sebebini soranlara; “Elimin kazancı, daha fazlasına yetmiyor” diye cevap verirdi.

834 (m. 1431) senesi Receb ayında Bursa’da vefat etti. Kabri, Bursa’da Keşiş dağı eteğinde, Maksem adı verilen semtte yaptırdığı mescidin yanındadır ve ziyaret edilmektedir. Kabri, Bursa’nın en yüksek semtinde bulunmaktadır. Camiinin yanında bir de medresesi vardır. Ayrıca birçok hayır işleri de gerçekleştirmişti.

Eserleri çok kıymetlidir. Başlıcaları şunlardır:

1- Ayn-ül-a’yan: Fatiha suresinin tefsiridir. Tefsir ilminde de tam bir vukufa sahip olan Molla Fenari’nin bu üstünüğüne, “Fatiha-i şerife” için yazmış olduğu bir ciltlik tefsiri şahiddir. Bu tefsir kitabının mukaddimesinde. İlm-i tefsire, tefsirin dayandığı ilimlere, müfessirlerin takip edecekleri tertip ve usule dair çok mühim bilgiler vardır. Bu kıymetli eser, tasavvuf ilminin birçok ince ma’ritelleri ile de süslenmiştir. İlim ve marifet babında çok faydalı bilgileri ihtiva etmektedir. Matbu’ bir eserdir. 

2-Füsul-ül-bidayi’ fi usul-iş-şerayi’: Fıkıh usulüne dair yazdığı çok kıymetli bir eser olup, otuz senede tamamlamıştır. Bu eserinde; “Menar”, “Usul-i Pezdevi”. İmam-ı Razi’nin “Mahsul”ünü, İbn-i Hacib’in “Muhtasar”ını ve diğer usul kitaplarını toplamış ve şerh etmiştir. 

3-İsaguci şerhi: Mantık ilmine dair. bir günde yazdığı çok kıymetli şerhtir. İsaguci’ye yaptığı bu şerhi, mantık ilmini çok güzel açıklamaktadır. Buna, bir gün sabahleyin başlamış, güneş batarken bitirmiştir. Bu mantık kitabı, medreselerde uzun zaman ders kitabı olarak okutulmuştur. 1304 (m. 1886) yılında İstanbul’da basılmıştır.

4-En-muzec-ül-ulum: Yüze yakın ilme ait meseleleri ihtiva eden ansiklopedik bir eserdir. Bu eser, oğlu Muhammed Şah tarafından şerh olunmuştur. 

5-Feraiz-i Siraciyye şerhi, 

6-Şerh-i Mevakıb üzerine Ta’likat, 

7-Esas-üt-tasrif, 

8-Esma’il-fünun, 

9-Es’ile, 

10-Risaletü rical-il-gayb, 

11-Risaletün fi menakıb-iş-Şeyh Behaüddin-i Nakşibendi, 

12-Şerhu Usul-il-Pezdevi, 

13-Şerhu Telhis-il-cami’ el-kebir: Fıkıh ilmine dairdir. 

14-Şerhu Telhis-il-miftah: Me’ani ilmine dairdir. 

15-Şerh-ur-risalet-il-esiriyye fil-mizan, 

16-Şerhu Fevaid-il-gıyasiyye: Me’ani ve beyan ilimlerine dairdir. 

17-Şerhu Mukatta’at, 

18-Şerh-ül-Mevakıb: Kelam ilmine dair bir eserdir. 

19-Haşiyetün ala şerh-ış-şemiyye: Seyyid Şerif Cürcani’nin eserine yaptığı kıymetli bir haşiyedir. 

20-Haşiyetün ala dav’ıl-miftah, 

21-Şerh-ül-Misbah: Nahiv ilmine dairdir. 

22-Haşiyetün ala Şerhay-is-Seyyid ves-Sa’d lil-miftah, 

23-Uveysat-ül-efkar fi ihtiyari ülil-ebsar: Akli ilimlere dair yazdığı bir eser olup, fen ilimlerinde zor problemlerin çözüm şekillerine karşı i’tirazları inceler. 

24-Misbah-ül-üns beyn-el-ma’kul vel-meşhud fi şerh-i miftah-i gayb-il-cem’i vel-vücud: Sadruddin-i Konevi’nin “Miftah-ül-gayb” adındaki eserinin şerhidir. 

25-Mukaddimet-üs-salat.

Bunlardan başka birçok metinlere, şerh ve haşiyeleri ve ta’likatı var ise de, tedris, kadılık ve müftilik işleriyle meşguliyeti, eserlerinin çoğunu temize çekmeye müsaade etmeyip, müsvedde halinde kalmıştır.

“Ayn-ül-a’yan” adındaki tefsirinden seçmeler:

Hazreti Ali buyurdu ki: “Her ilim, Kur’an-ı kerimde vardır. Fakat insanlar ondan acizdirler.”

Hazreti Hasan buyurdu ki: “Allahü teala semadan yüzdört kitap indirdi. Bunların içindeki bilgileri dört kitapta topladı. Bunlar; Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an-ı kerimdir. Sonra bu dört kitabın içindeki bilgileri Kur’an-ı kerime koydu.”

Enes bin Malik’in ( radıyallahü anh ) rivayet ettiği hadis-i şerifte; “İlim öğrenmek her müslümana farzdır” buyuruldu. Hadis-i şerifte ilimden murad, ilmihal bilgisidir. Ya’ni, dinin emirlerini yerine getirmekte her müslümana lazım olan bilgilerdir. Allahü teala’nın varlığına, birliğine ve Resulullah efendimizin ( aleyhisselam ) Peygamberliğine inanmak bunlardandır.

Şa’bi ( radıyallahü anh ) şöyle buyurdu: “(Bilmiyorum) demek, ilmin yarısıdır. Şüpheli olduğu vakit bilmiyorum diyen kimse, ilmi ile amel etmiş olur. Ona bilen kimse gibi sevap vardır.”

Kaynak: İSLAM ALİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ eserinden istifade edilmiştir.

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir