Mücâhede

Mücâhede’nin Esası 

Mücâhede’nin esası Allah’u teâlâ’nın Ankebut süresi altmış dokuzuncu: “Benim rızamı kazanmak için dış ve iç düşmanları ile cihad edenlere elbette Cennetlerime kavuşma yollarını gösteririm” ayet-i kerimesidir.

Ebu Nadra’nın Ebû Said-Hudri’den (radıyallahu anh) bildirdiği hadis-i şerifte, Resûlüllah’a (sav) cihadın en üstününden sorulduğunda: “Cihadın en üstünü, zalim sultan yanında doğruyu söylemektir.” buyurdu. Bunu duyunca Ebu Said’in (ra.anh)gözleri yaşla dolmuştur.

Ebu Ali Dekkak (rahimehullah) buyurdu ki: “Bir kimse dişini mücahede ile süslese, Allahü teâlâ onun kalbini müşahede ile bereketlendirir. Nitekim Allahu teâla (yukarıda bildirilen ayet-i kerimede]: “Benim yolumda cihad edene elbette, bana ulaşan yolları hidayet ederim” buyuruyor. Başlangıcında cihâd ile uğraşmayan, mücâhede etmeyen kimse tarikatın zevk ve lezzetlerinden bir zevk ve lezzete kavuşamaz.”

Osman- Mağribi (rahimehullah) buyurdu. “Mücâhedeye devam etmeden, tarikattan bazı keşif ve hallere kavuşacağını uman, düşüncesinde yanılmıştır.”

Ebû Ali Dekkak (rahimehullah) buyurdu: “Başlangıcında kıyam, yani ayakta durmak olmayanın, sonunda celsesi, yani oturması olmaz. Yine buyurdu: “Hareket berekettir. Dıştaki hareket, İç İçin, kalb için bereketler doğurur.”

Hasan bin Ulviyye, Ebû Yezid’in (kuddise sirruh) “Ben on iki yıl nefsimin mânii ve engeli, beş sene de kalbimin aynası oldum. Bir senede kalbim ile nefsim arasında nazar ile dikkat ile meşgul oldum. Bu halde belimde zünnar göründüğünü anladım. On iki sene de o zünnarı kesmek ile uğraştım. Sonra dikkatle baktım. Kalbimde zünnar olduğunu anlayınca, beş sene de onu kesmekle uğraştım. Onu nasıl keseceğimi düşünürken, bana verilen keşif ile insanlara baktığım zaman, hepsini ölü gördüm ve onlara dört tekbir okudum” söylediğini bildirmiştir.

Cüneyd-i Bağdadi (rahimehullah) buyurur: Sırrı Sekati (rahimehullah), gençlerin ibadette kendisine yaklaşmadıkları bir zamanda, onlara: “Ey gençler! Benim yaşıma gelmeden önce, ibadet ve mücâhedeye uğraşınız. Çünkü ihtiyarladığınızda, bedeninizin kuvveti azalır, o gayret ve güç kalmaz. Benim gibi kusur ve eksiklikleriniz olur diye nasihat etmiş, onları uyarmıştır.”

Hasan- Kazzaz (rahimehullah) buyurur: «Mücâhedenin temeli üç şeydir:

1 – Zaruret ve mecburiyet olmadıkça yememek,

2 – Uyku bastırmadan uyumamak,

3 – Zaruret olmadıkça konuşmamak.»

İbrahim bin Duha (rahimehullah): «Bir kimse yedi geçitten geçmeyince salihler derecesine kavuşamaz:

1 – O kimseye nimet kapısı kapanıp. şiddet kapısı açılır

2 – İzzet kapısı kapanıp, zillet kapısı açılır.

3 – Rahat kapısı kapanıp, uğraşma ve zahmet kapısı açılır.

4 – Uyku kapısı kapanıp, uykusuzluk kapısı açılır.

5 – Zenginlik kapısı kapanıp, fakirlik kapısı açılır.

6 Emel kapısı kapanıp, ölüme hazırlık kapısı açılır.

7 – Neşe kapısı kapanıp, üzüntü ve gam kapısı açılır) buyurdu.»

Ebû Amr bin Necid (rahimehullah) buyurur: «Nefsi kendine kıymetli olanın ve kendinde izzet-i nefs (ya’ni nefsini, kendini büyük tutma) bulunanın dini zaif olur.»

Ebu Ali Rudbâri (rahimehullah) buyurur: “Bu büyükler yolunda olan bir sofi, beş gün sonra açım derse, onu bu işten ayırıp çalışmaya gönderin.”

Zinnun-i Misri (rahimehullah) buyurur: “Allah’u teâlâ bir kuluna, nefsini aşağılamak izzetinden, şerefinden büyük bir şeref vermedi. Ve yine Allahü teâlâ bir kuluna nefsini kötülemek ve aşağılamaktan men’eden alıkoyan aşağılıktan büyük aşağılık vermedi.”

İbrahim-i Havâs (rahimehullah) buyurur: “Beni korkutmak için saldıran her şeyi, mücâhede ile yendim.”

Muhammed bin Fadl (rahimehullah): – «Rahat, ancak netsin emel ve emniyyetinden kurtulmaktın buyurdu.»

Mansûr bin Abdullah (rahimehullah): «Ebû All Rudbâri’den (kuddise sirruh) duydum. Buyurdu ki, ben afet ve helake, üç şeyden düştüm Yaratılıştan olan hastalık, adetlere uymak ve fesad sohbetiyle dediğini duyduğumda Yaratılıştaki hastalık nedir? dedim.

«Haram yemektir dedi.

Adetlere uymak nedir? dedim.

Kötü bakış, haram olan (yani namahrem olan kadınlara, kızlara bakmak ve onlardan faidelenmek ve gıybettir dedi.

Fesad sohbet nedir? dediğimde:

«Nefisde meydana gelen her iştaha ve arzuya uymaktır» dedi.

Nasr İyâdi (rahimehullah): «Senin siccin ve mahbûsun nefsindir. Sen ondan çıktığın zaman, daima rahat olursun dedi.»

Ebu Hasan- Varrak (rahimehullah):«İlk zamanlarımızda Ebu Osman mescidinde bizim en büyük işimiz, bize vâkı’ olan keşiflerle, fakirleri kendimize tercih etmek, belli para üzerine gecelemeyip, onu fukaraya vermek ve bize fenalıkta bulunan kimseden nefsimiz için intikam almaya kalkışmayıp, onu mazur tutarak, ona tevazu’ göstermek, kalblerimizde bir kimseden hakaret vāki olunca, bu hakârete bokmayıp, onun hizmetinde bulunmak idi. Avâmın mücâhedesi, amelleri, ibâdetleri yerine getirmektir. Havassın (seçilmişlerin) mücâhedesi ise, halleri tasfiyede, açlık, susuzluk ve uykusuzluğun mihnet ve meşakkatleri kolay gelmektir. Kötü huyların, fena ahlâkın ilacı ise güç ve zordur» dedi.

Nefsin övülmesini, iyilikle anılmayı ve insanların methetmesini kendine çekmek, davet edilmeyi istemek, nefsin afetlerindendir. Bazan nefsin ağır ibadetleri üzerine alması, beyan olunan halleri kendine çekmeye sebep olur da, riya ve nifak kendisini kaplar. Bunun alamet ve işareti, övme ve methetme kesildiğinde, insanların kendini ayıplama ve ona dil uzatmaya başlamalarında gevşeklik ve zayıflık haline dönmesidir.

Senin nefsinin afetleri ve şirki ve yalancılığı, ancak iddia ettiği yerde imtihan zamanında ve daraltıldığında anlaşılır. Çünkü nefis, kendisi korkmadığı halde, korkanların sözü ile konuşur. Kendisinin korkar ve huşu’ eder olduğunu iddia eder. Sen ise korku yerlerinde ona aykırı bulunup da ondan hüccet, delil istediğin zaman, A’raf sûresi, doksan dokuzuncu: «Allahü teâlâ’nın mekrinden kimse emin olmaz, ancak ziyan ve hüsranda olanlar emin olur» âyet-i kerimesinde bildirildiği gibi, onu emin bulursun.

Kendisinde korku ve dehşetten asla bir eser bulunmadığını anlarsın Nefis, takva ile imtihan olmadıkça, iyilerin ve sâlihlerin sözlerini söyler. Kendinin de onlardan olduğunu iddia eder. Sen onu takva şartı ile istediğin zaman onu müşrik, mürai ve ucub edici, kendini beğenici bulursun, Nefis, ariflerin sıfatları ile sıfatlandığını, kendisinin ariflerden [marifet sahiplerinden olduğunu söyler. sen ise imtihana çekip delil istediğin zaman, onu yalancı bulursun.

Nefis ihlasla denenmezse, kendini yakin sahiplerinden sayar. Nefis, kızgınlık zamanında, istediğine muhalefet edilmezse, kendini tevazu’ sahiplerinden düşünür. Ve yine bunlar gibi nefis, aşağılık ve ahmaklıkla cömertlik, kerem, isar, bezl, insanlara ihtiyaçsızlık, fütüvvet mürüvvet ve bunlara benzer evliya ve abdallerin güzel ahlak ve huylarının kendinde bulunduğunu iddia eder. Sen bunlarla onu imtihan çektiğinde, Nur suresi otuz dokuzuncu: “Kafirlerin amelleri yazın sahradaki serap gibidir. Susuz kimseler onu su zannederler. Ona yaklaşınca bir şey bulamazlar” ayet-i kerimesinde bildirildiği gibi, bunların hiç birini onda bulamazsın. Onun su sandığının, asılsız serab olduğunu anlarsın. Kendinde sıdk ve ihlas olsa, özünün eri olsa idi,kendisine asla zarar ve fayda vermeyen insanlar için, riya, gösteriş ve nifak ile süslenmez, kendini böyle göstermezdi. Ve imtihan esnasında işlerinin doğruluğu elbette ortaya çıkardı. Sözü, iş ve ameline uyardı.

Ebu Hafas (rahimehullah): «Nefsin her hali zulmettir. Onun mumu, kandili ve ışığı ihlâsdır ve tevfikdir. Bir kimse kalbinde Rabbinden tevfik ile bulunmayı istemese, her halde zulmette olun)» buyurdu.

Ebu Osman (rahimehullah): «Nefsinden bir şeyi beğenen kimse [bu işim çok iyidir diyen kimse), kendinin ayıbını görmez. Kendi ayıbını ancak, herhalde, her zaman nefsini töhmet altında tutan kimse görür)» buyurdu.

Ebu Hafas (rahimehullah): «İnsanların en çabuk helak olan kendi ayıbını bilmeyen kimsedir» dedi.

Sirr-i Sekati (kuddise sirruh):«Siz zengin komşudan, çarşılardaki okuyuculardan, adetlere uyan alimlerden uzak durunuz» buyurdu.

Zinnun-i Misri (kuddise sirruh): «insanlara fesad, bozukluk ancak altı şeyden gelir :

1 – Ahiret ilimlerine niyetin zait olması.

2 – İnsanların bedenlerinin nefsin şehvetlerinin esiri olması,

3 – Ölüm yakın iken tul-i emelin, yani uzun emellerin bulunması.

4 – Kulların mahluk olan azalarını, kendilerini yaratanın rızasına tercih etmeleri

5 – İnsanların nefis ve hevalarına uyup, Resûlüllah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine uymamaları,

6- Selef-i salihinin ve din büyüklerinin küçük zellelerini delil gösterip, onların pek çok fazilet. üstünlük ve menkıbelerini örtmeleridir» buyurdu.

Mücahede’de Esas Olan Şeyler

Mücâhedede esas olan, nefsin arzularına uymayıp, ona muhalefet etmek, onu alışkanlıklarından, şehvet ve lezzetlerinden kesmek ve her zaman nefsi, arzusunun hilafına götürmektir. Bunun için, nefsin şehvetlere dalınca, onu takva gemi ve Allah korkusu dizgini ile zapt etmek, ona hakim olman, onu emrin altına alman lazımdır. Nefis, taate kalkmada, ibadete uygun olmada serkeşlik ederse, onu, korku ve arzusuna uymamak ve isteklerini vermemek kamçıları ile döverek taat ve ibadet tarafına sürmek muhakkak lazımdır.

Mücahede Ancak Murakabe İle Tamam Olur

Mücâhede ancak murakabe ile tamam olur. Murâkabe Resûlüllah’a sallallahu aleyhi ve sellem), Cebrail aleyhisselâmin; İhsan nedir, sorduğunda, işaret buyurdukları: «İhsan, Allah’u teâla’yı görür gibi ibadet etmendir. Zira sen onu görmüyorsan, o seni görüyor» hadis-i şerifidir. Çünkü murâkabe Allahu teâlâ’nın kendisini bildiğini ve her halini Allahü teâlâ’nın ilminin kapladığını bilmesidir. Kulun her zaman bu ilim ve amel üzere bulunması Rabbi için MURAKABE’sidir.

Şu halde her iyiliğin asli ve esasıdır. Kulun bu dereceye kavuşması: «Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz» kelamı gereğince, nefsini hesaba çektikten, halini düzeltmesinden, doğru yola girmesinden ve devamından, Allahü teâlâ’nın huzurunda kalbini gözetip ihsandan ve sayılı nefeslerini Allahu teâlâ ile bulundurmaktan sonra olur. Bu durumda kul, Allahü teâlâ’nin kendisini kontrol ettiğini gördüğünü, kalbine yakın, hallerini bilen, sözlerini duyan olduğunu bilir. Bunun gibi mücâhede dört hasleti bilmekle tamam olur:

1- Allahü teâlâ’yı tanımak,

2- Allahü teâlâ’nın düşmanı olan şeytanı tanımak,

3– Kötülükle emreden nefsi tanımak,

4- Allahü teâlâ için olan ameli tanımaktır. Zira bir insan, pek çok zaman uğraşarak, meşakkatle ibadet ederek yaşasa, halbuki bu dört hasleti bilmese, bunlarla amel eylemezse, ibadetinin faydası olmayıp cahillik üzere bulunmuş olur. Gideceği yer Cehennem olur. Ancak Allahu teâlâ onu fazlı, kerem ve rahmeti ile yargılarsa kurtulur.

Kaynak: Gunyetüt Talibin, Abdulkadir Geylani

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir