Muhammed Suresi

Muhammed Suresi

Muhammed Suresi Hakkında 

Kur’an-ı Kerim’deki sıralamaya göre 47. Suredir. Mesani kısmının, beşinci sureler grubunun üçüncü suresidir. Medine’de inmiştir. 38 ayettir. Bu sureye el-Kıtal (Savaş) suresi adı da verilir. 

Muhammed Suresi Konusu

Muhammed sûresi Medine’de inen sûreler gibi ahkâm yönüne ağırlık verir. Sûre savaş, esirler, ganimetler ve münafıkların durumları ile ilgili hususları kapsar. Fakat sûrenin ana ko­nusu, “Allah yolunda cihâd”dır.

Bu sûre, Allah ve peygamber düşmanı kâfirlere karşı açılan bir harbi ilan ederek enteresan bir üslupla başlar: O, kâfirler insanları Al­lah’ın (c.c.) dininden alıkoymak için İslam’a karşı savaşan, Peygamberi (ﷺ) yalanlayan ve Muhammedi davetin önüne duran kimselerden “İnkâr edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların işlerini Allah boşa çıkarmıştır” buyurulmaktadır.

Sonra bu sûre, hiçbir güç ve kuvvetleri kalmayacak şekilde yer yüzünü kâfirlerin pisliğinden temizlemek için, mü’minlere onlarla savaş­mayı emreden ve mücâhidlerin kılıçlarıyla kâfirlerin ekin gibi biçilmesini ister. Çokça Öldürülüp yaralandıktan sonra da onların esir edilmelerini is­ter:

“(Savaşta) inkâr edenle karşı karşıya geldiğinizde boyunlarını vurun. Neticede onları iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın..”

Daha sonra bu sûre, izzet ve zafere giden yolu açıklar ve Allah’ın, mü’min kullarına yardımı için gerekli olan şartları koyar. Yardım, Allah’ın şeriatına sarılmak ve dinine yardım etmek şartıyla gelir: “Ey iman edenler! eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarını­zı sağlam tutar.”

Sûre, Mekke kâfirlerine, geçmiş milletlerden azgın zorbaları misal getirir. Suçları ve taşkınlıkları yüzünden, Allah’ın, onları nasıl yok ettiğini anlatır: “Onlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerinin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Allah onları yere batırmıştı. Kâfirlere de onların benzeri vardır.”

Bu sûre, İslam’a ve Müslümanlara karşı korkunç bir tehlike sayılmala­rından dolayı, münafıkların niteliklerini genişçe anlatır. İnsanları onların hile ve pisliklerinden sakındırmak için, kötülüklerini ve rezilliklerini orta­ya çıkarır: Biz isteseydik onları sana gösterirdik de sen onları simalarından tanırdın”

Bu mübarek sûre, mü’minleri, Allah yolunda cihâd etmek, şer ve fesat kuvvetleri karşısında zaaf ve gevşekliğe düşmemek suretiyle izzet ve zafer yoluna girmeye davet ederek sona erer. Hayatta kalmaya ve yaşamaya düşkünlükten dolayı, düşmanları sulha çağırmaktan sakındırır. Çünkü dünya geçici ve fânidir. Allah katında olan, iyi kimseler için daha hayırlıdır: “Sakın gevşemeyin. Üstün olduğunuz halde barışa davet etmeyin. Allah si­zinle beraberdir. O, amellerinizi asla eksiltmez. Doğrusu dünya hayatı an­cak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir ve sizden mallarınızı istemez”

İşte böylece sûre, cihâda davetle başladığı gibi, yine ona davetle sona erer ki, mü’minleri gayrete getirip teşvik etsin ve en güzel bir şekilde sûrenin başı ile sonu uygun düşsün. [Safvetü’t tefasir] 

Muhammed Suresi Meali 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

  1. İnkâr edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya; işte, Allah onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.
  2. İnanıp salih ameller işleyenlerin ve Muhammed’e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- inananların ise Allah günahlarını örtmüş ve hâllerini düzeltmiştir.
  3. Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte Allah, onların örnek teşkil edecek durumlarını insanlara böyle anlatır.
  4. (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur.(1) Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.
(1) Savaşın sona ermesinden maksat, başlanan belirli bir savaşın sona ermesi olabileceği gibi, yeryüzünde savaşın sona ermesi, ortadan kalkması da olabilir.
  1. Onları doğruya ve güzele erdirecek ve durumlarını düzeltecektir.
  2. Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.
  3. Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.
  4. İnkâr edenlere gelince, yıkım onlara! Allah, onların işlerini boşa çıkarmıştır.
  5. Bu, Allah’ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah’ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır.
  6. Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkâr edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.
  7. Bu, Allah’ın inananların yardımcısı olması, inkâr edenlerin ise, hiçbir yardımcısı bulunmamasından dolayıdır.
  8. Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise (dünya zevklerinden) yararlanırlar ve hayvanların yediği gibi yerler. Onların kalacakları yer ateştir.
  9. (Ey Muhammed!) Seni çıkaran kendi memleket halkından daha güçlü nice memleket halkları vardı ki, biz onları helâk ettik. Onların hiçbir yardımcısı da olmadı.
  10. Rabbinin katından açık bir belgesi olan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilen ve nefislerinin arzularına uyan kimseler gibi midir?
  11. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Orada onlar için meyvelerin her çeşidi vardır. Rablerinden de bağışlama vardır. Bu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
  12. Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman (alay ederek), kendilerine bilgi verilmiş olanlara, “Az önce ne söyledi?” derler. İşte bunlar, Allah’ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir.
  13. Hidayete erenlere gelince, Allah onların hidayetini artırır. Onların Allah’a karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.
  14. Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir (ama öğüt almıyorlar). Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek?
  15. Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.
  16. İnananlar, “Keşke bir sûre indirilse!” derler. Fakat hükmü apaçık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır.
  17. İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah’a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu.
  18. Demek, yüz çevirdiğinizde(2) yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?
(2) Âyetin baş tarafı, “Demek, başa geçtiğinizde..” şeklinde de tercüme edilebilir.
  1. İşte bunlar, Allah’ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.
  2. Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?
  3. Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisin geri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş, ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.
  4. Bu, münafıkların, Allah’ın indirdiğini beğenmeyen kimselere, “Bazı işlerde size itaat edeceğiz” demelerindendir. Allah, onların gizlice konuşmalarını bilir.
  5. Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken hâlleri nasıl olacak?
  6. Bu, Allah’ı gazaplandıran şeylere uydukları ve O’nun hoşnut olduğu şeyleri beğenmedikleri içindir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.
  7. Yoksa, kalplerinde hastalık olanlar Allah’ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?
  8. Biz dileseydik, onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun, sen onları, konuşma tarzlarından da tanırsın. Allah, yaptıklarınızı bilir.
  9. Andolsun, içinizden, cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz.
  10. İnkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra Peygamber’e karşı gelenler hiçbir şekilde Allah’a zarar veremezler. Allah, onların amellerini boşa çıkaracaktır.
  11. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.
  12. İnkâr eden, Allah yolundan alıkoyan, sonra da inkârcılar olarak ölenler varya, Allah onları asla bağışlamayacaktır.
  13. Sakın za’f göstermeyin. Üstün olduğunuz hâlde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
  14. Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanır ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O size mükâfatınızı verir ve sizden mallarınızı (tamamen sarf etmenizi) istemez.
  15. Eğer onları sizden isteyip de sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
  16. İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O’ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.

 

Muhammed Suresi Nüzul Sebebi

1-3 ayetler : 

İbni Abbas (ra) der ki: “Bu ayet-i kerimeler. Mekke halkından Kureyşliler ve Medine halkından ise Ensar hakkında nazil olmuştur. (Bu haberi Hakim ve İbn Ebi Hatim riayet etmisterdir)

4-11 Ayetler : 

Katade der ki: “Bu âyet-i kerimeler Uhud savaşı esnasında nazil olmuştur. Müslümanlardan bir çok ölen ve yaralananlar vardı. Bunun üzerine müşrikler:

–  Hübel yüce ol! diye bağırdılar. Müslümanlar ise:

– Allah daha yüce, daha uludur, diye karşılık verdiler. Müşrikler: 

– Harbin durumu belli olmaz bir siz kazanırsınız, bir biz kazanırız. Biz bugün sizden Bedir’in intikamını aldık, demeleri üzerine Hz. Peygamber (ﷺ) Ashabına, onlara:

– Evet, ama eşit değiliz. çünkü bizim ölülerimiz sağ olup Rableri yanında rızıklandırılmaktadırlar. Sizin ölüleriniz ise cehennemde azap görüyorlar deyiniz buyurdu. Müşrikler:

– Bizim Uzza’mız var sizin ise Uzza’nız yok, dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (ﷺ) müminlere, onlara Allah bizim Mevla ( koruyucu ) mızdır. Sizin ise Mevla’nız yoktur deyiniz buyurdu” (Bu haberi İbn Ebi Hatim riayet etmişlerdir)

13. Ayet : 

İbn Abbâs der ki “Hz. Peygamber (ﷺ)Mekke’yi terk edip mağaraya doğru giderken, Mekke’ye doğru dönüp baktı ve:

– Ey Mekke! Sen Allah’ın en çok sevdiği beldesin. Sen benim de en çok sevdiğim Allah’ın beldesisin. Şayet ehlin beni çıkarmamış olsaydı. çıkmazdım Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu. (Taberi, Câmk7 Beyan, XXVI, 48)

16. Ayet : 

İbni Cüreye der ki: “Müminler ile Münafıklar Hz. Peygamber (sav.)’in huzurunda toplanırlardı Müminler Hz. Peygamber (ﷺ)’in dediklerini dinleyip anlarlarken, münafıklar ise, onu gaflet içinde dinledikleri için ne dediğini anlamazlardı. Bu yüzden dışarı çıktıkları zaman müminlere. “Hz. Peygamber (ﷺ)biraz önce ne demişti” diye sorarlardı. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu. (Bu haberi İbn’l Munzir rivayet etmiştir)

33. Ayet : 

Ebu Aliyye der ki: “Hz. Peygamber(ﷺ)’in ashabı, şirk içinde işlenilen amelin müşrike bir yararı olmayacağı gibi, La ilahe illallah diyen mü’mine işlediği günahın zarar vermeyeceği görüşünde idiler. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil olunca. Ashab işledikleri günahların, amellerini boşa çıkarmasından korkarak bütün günahlardan kaçındılar” (Bu haberi İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir)

İbn Ömer (r. a. ) der ki: “Biz Hz. Peygamber(ﷺ)’in ashabı, bu ayet-i kerime nazil oluncaya kadar her türlü hasenatını (iyi işlerin) kabul edileceğini sanırdık. Bunun üzerine aramızda Amellerimizi boşa çıkaran nedir, diye müzakere ettik. Neticede amelleri, büyük günahların, Fevahış’ın boşa çıkaracağı görüşüne vardık. Bunun üzerine içimizden birinin büyük günah işlediğini gördüğümüz zaman onun için “helak oldu, gitti” demeye başladık. Derken 33. ayet-i kerimesi nazil olunca bu konuda bir şey söylemekten vazgeçtik ve bundan böyle içimizden birinin büyük günah işlediğini gördüğümüz zaman onun için korkuyor, büyük günah işlememiş ise onun için ümit ediyorduk. (Bu haberi Ibn Cerir ile ibn Merdeveyh rivayet etmişlerdir)

Muammed Suresinin Fazileti ve Sırları 

Kim Muhammed sûresini okursa, Allahü Teâlâ’nın ona Cennet nehirlerinden içirmesi hak olur. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

Zarardan kurtulup saadete nail olmak için okunur.

Her kim Muhammed suresinin 8-9. ayetlerini düşmanının yüzüne karşı okursa, bi-iznillah düşman hezimete uğrar.

Yapılan İşlerden Zarar görülürse, Muhammed Suresi’ni okuyun, Allahü Teala’nın izniyle işleriniz yoluna girecektir,

Muhammed Suresini sürekli okuyan müminler Cennetteki nehirlerin suyundan tatmak için hak kazanmış sayılır.

Muhammed Suresini zikreden kişiler çevresinde itibar görür

Çeşitli Anlaşmazlıklar sonucu düşman kazanan müminler, Sure’nin 7 ve 8 ayeti kerimelerini bolca okusun, Düşmanın kötü emelleri boşa çıkacaktır.

 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın