Murû’et (Mürüvvet)

Murû’et (Mürüvvet) Ne Demektir?

Mer kökünden fu’ûlet vezninde masdar olan Murû’et tam mânâsiyle erkeklik, yiğitlik demektir. Biz Türkçede buna mürüvvet diyoruz. Mürüvvetin hakikati nefsin, insanı hayvandan ve şeytandan ayıran insanlık sıfat ve meziyetleriyle donanmasıdır. Nefsin üç daiyesi (eylem etkeni) vardır. 

 

Bir insanı kibir, hased, saldırganlık, bozgunculuk gibi şeytan ahlakıyla vasıflanmaya çağırır. Biri yemek, içmek, çiftleşmek gibi hayvan ahlakı ile vasıflanmaya çağırır. Biri de ihsân, nasihat, iyilik, şefkat, ilim, ibadet ve benzerleri gibi melek ahlâkıyla vasıflanmaya çağırır.

 

İşte mürüvvetin hakikati, hayvan ve şeytan ahlâkına çağıran etkenleri dinlemeyip melek ahlakına çağıran üçüncü etkene uymaktır. İlk iki etkenin emrine girmek, mürüvvet ahlakına terstir.

İnsanlık, mürüvvet ve fütüvvet hep ilk iki etkene isyan edip üçüncü etkene uyma çabasından ibarettir. Seleften biri şöyle demiş: Allah meleklere sadece akıl vermiş, şehvet vermemiştir. Hayvanlara şehvet vermiş, akıl vermemiştir. İnsan oğluna ise hem akıl, hem şehvet vermiştir. Şimdi aklı, şehvetine galip gelirse insan, melaikeye yaklaşır. Şehveti aklına galip gelirse hayvanlara katılır. Bunun için mürüvvet, aklın şehvete galip gelmesinden ibarettir.

Tasavvuf Büyüklerinin Mürüvvet Hakkında Söyledikleri

Herhalde Ziyâ Paşa mürüvvetin, nefsin bayağı arzularını yenme anlamındaki erlik ahlâkına işaret etmek için:

 

“Avret gibi mağl bu-i hevâ olma, er ol, er;

Nefsin seni râm etemeye, sen nefsini râm et!” demiştir.

 

“Mürüvvet, her türlü güzel huyu kullanmak ve her türlü çirkin huydan kaçınmaktır” denilmiştir!.

 

Cüneyd: “Mürüvvet, nefsini kimseden üstün görmemendir” demiştir.

 

Ebû Hafs: “Mürüvvet, kardeşlerine dünyada mevkiini vermen, ahiret hakkındaki duanı da onlara tahsis etmendir” demiş.

 

Serî es-Sekatî: “Mürüvvet, Allah’ın buyruklarını yapmak, yasaklarından kaçınmak, yüksek ve şerefli huylarla Allah’a yaklaşmaktır” demiş.

 

Ebû Osman: “Mürüvvet, nefsini aykırılıklardan korumandır” demiş.

 

Abdullah ibn Mübârek: “Mürüvvet, Allah’a yönelenden yüz çevirmemendir” demiştir.

 

Rivâyete göre Muhammed b. Ali Kettânî şöyle söylemiştir: “İnsanlar İslâm’ın ilk asrında din ile muamele yapıyorlardı. Nihâyet din esir oldu, bu sefer halk ikinci asırda vefa ile muamele eder oldu. Nihâyet vefa gitti, o zaman yani üçüncü asırda mürüvvetle amel eder oldular. Mürüvvet de gidince dördüncü asırda hayâ ile muamele eder oldular. Nihâyet hayâ da gidince artık rağbet ve rehber (korku ve ümid) ile amel eder oldular.

 

Ahmet bir Ata’ya “Mürüvvet” ten sordular. Dedi ki: “Allah için yaptığın amellerini çok görmemen her amel işleyişinde sanki hiçbir şey yapmamış gibi olman ve daha fazlasını arzu etmendir.”

 

Allah’ın hakkına riayet üç şekilde olur:

Vefa, edep ve Mürüvvet. Vefa kalbin Allah’ın ferdaniyeti (Tekliği) ile başbaşa kalmasıdır. O’nun ezeli Nur ile Vahdaniyetini müşahadede sebat ederek bu duygularla yaşamaktır. Edep düşüncelerden gelen sırlara riayet, zamanı korumak, hased ve düşmanlıktan uzak durmaktır. Mürüvvet söz ve fiil olarak zikirde sebattır. Dili ve gözü sakınmaktır. Yeme içmeye ve giyeceklere dikkat etmektir. Buna da ancak edeple erişilir. Çünkü dünya ve ahirette her türlü hayrın aslı edeptir. Başarı Allah’tandır.

 

 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın