Müşebbihe

Müşebbihe mezhebi

Allah’ı yarattıklarına benzeten fırkaya verilen isim. Kurucusu Mukatil bin Süleyman bin Beşirdir. Müşebbihe grubunun temel düşüncelerinin Cehm bin Safvan’ın Allah’ın subuti sıfatlarını inkar etmesine tepki olarak doğduğu düşünülür. 

Allahü teâlâyı başka cisim ve varlıklara benzeten, Kur’ân-ı kerîmdeki müteşâbih ayetleri zahir manasına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi uzuvlarının olduğunu iddia ederek doğru yoldan ayrılan fırka. Allahü teâlâya cihet ve mekân izafe ederler. Müstakil ve sistemli bir fırka olmaktan çok, umumi olarak bu itikada sahip olan kişi ve gruplara müşebbihe veya mücessime adı verilir.

Hişam b. el-Hakem, Mutezili Ebu’l-Hüzeyl ile aralarında geçen bir tartışmada Allah’ın cisim olup boyutlarının bulunduğunu, boyunun kendi karışıyla yedi karış olduğunu iddia etmiştir (Şehristani, a.g.e., II, 21).

Müşebbihe tâifesi üç kısımdır: 

Hişâmiyye, Mukatiliyye ve Dâsimiyye fırkalarıdır. Bu üç fırka, Allahu teâlâ cisimdir. Var olanı cisimsiz düşünmek caiz değildir, sözünde sözbirliği etmişlerdir. Kendileri üzerine teşbih (benzetme) gâlib olan Râfızî ve Kirâmiyye fırkalarıdır. Mezheplerine dair kitap yazanları Hişam bin Hâkem’dir. Onun cismin ispatı hakkında bir kitabı vardır.

Hişâmiyye taifesi : 

Önderleri Hişam bin Hakem’dir. Hişam bin Hakem, Allahü teâlâ cisimdir, eni, boyu ve kalınlığı vardır. Çıkıp yükselen bir nurdur, hareket eder, durur, kalkar, oturur, der. Hişâm’ın en güzel ölçü cismin yedi karış olmasıdır, dediği bildirilmiştir. Hişâm’a Rabbin mi büyüktür, yoksa Uhud dağı mı dendiğinde Rabbim büyüktür, demiştir.

Mukatiliyye tâifesi: 

Mukâtil bin Süleyman adındaki kimse bunların önderidir. Mukâtil, Allahü teâlâ cisimdir, et ve kandan yapılmış cüssesi ve insan şeklinde sûreti vardır, başı, dili ve boynu vardır. Allahü teâlâ bunların hepsinde eşyaya benzemez, eşya da ona benzemez, derdi.

Cehmiyye’nin sözleri : 

Cehm bin Safvân, insana ancak hakikat üzere değil, mecâz üzere meydana gelen şey nisbet olunur sözüyle diğerlerinden ayrılmıştır. Cehm bin Safvân, Allahü teâlâ, eşyayı, meydana gelmeden önce bilir demekten sakındı. Cennet fânî olur, dedi. Allahü teâla’nın sıfatlarını kabul etmedi. Mezhebi. Tirmizi’de ve bazıları Merv’de meydana çıktı, dediler. Cehm bin Safvân’ın sıfatlar hakkında kitabı vardır. Cehm’i, Müslim bin Ehved-i Mervânî öldürmüştür.

Dırariye tâifesi: 

Önderleri Dırar bin Amr’dır. Dırar bin Amr, cisim ve araz aradadır, derdi. Araz cisim olabilir, dedi. Gücü yetmek, gücü yetenin bir kısmıdır ve gücü yetmek fiilden öncedir, derdi. İbn-i Mes’ûd ve Ubeyy ibn-i Ka’b’ın (radıyallahü anhümâ) kırâetini inkâr etti.

Necâriye taifesi: 

Önderleri Hüseyn bin Necâr’dır. Hüseyin bin Necar, iki failin fiilini hakikatte Allahü Teâlâ’ya ve kula ispat eyledi. Sıfatları kabul etmedi. Sıfatlar hakkında mutezileye uydu. Kur’an-ı Kerim’e mahlûktur, dedi. Mezhebi, İbn-i Avn’ın ve Ebû Yûsüf-i Râzi’nin mezhebine uygundur. Onun mezhebinde olanlar çoğunlukla Kaşan’da bulunurlar.

Kilabiyye taifesi: 

Önderleri Eba Abdullah Kilâb’dir. Ebû Abdullah Allahü Teâlâ’nın sıfatları kadim değil, sonradan olma da değildir. Allahu Teâlâ’nın sıfatları zatının aynı da, gayrı da değildir. Allahü Teâlâ ezelde nasılsa şimdi de öyledir. Kur’ân-kerîm harf değildir, derdi.

Sâlimiyye’nin sözleri: 

Önderleri ibn-i Sâlim’dir. Onlar derler ki, Allahu Teâlâ kıyamet gününde Muhammed’e mensup olan bir adam suretinde görünür. Allahü Teâlâ kıyamette cin, insan, melekler ve hayvanlardan her birine, onların manaları ve hakikatleri üzere tecelli eder, dediler. Kur’an-kerim bunların yalancı olduklarını bildiriyor ve Şura süresinde: «Yerde ve gökte Allahü Teâlâ’ya benzer bir şey yoktur. O işitici ve görücüdür, buyuruyor.

Sâlimiyye’nin sözlerindendir ki, Allahü Teâlâ’nın bir sırrı vardır. Onu açıklasa tedbir bozulurdu. Peygamberler için bir sır vardır, onu gösterse peygamberlik bâtıl olurdu. Alimler için bir sır vardır, onu izhar etse, ilim batıl olurdu, derler. Bu doğru değildir. Zira Allahü Teâlâ hakimdir. Tedbiri muhkemdir. Onun izzetine bozukluk, batıl ve fesat yol bulamaz. Sâlimiyyenin söyledikleri Allahü Teâlâ’nın hikmetini bozmaya gidiyor. Bu ise küfrün ta kendisidir. 

Salimiyye diyorlar ki, kâfirler, kıyamette Allahü Teâlâ’yı görürler. Allahu Teâlâ kâfirleri hesaba çeker, İblis Adem aleyhisselama ikinci defada secde etti. Halbuki Allahü Teâlâ’nın kelamı onları yalanlıyor ve Bakara süresi otuz dördüncü ayetinde: «Ancak iblis secdeden kaçındı, kibir etti ve kâfir oldu ve «Ancak İblis secde edicilerden olmadı, buyuruyor.

Aynı taife derler ki, İblis Cennete girmedi. Allahü Teâlâ onların yalanlarını ortaya çıkarıyor ve Sâd  suresi, yetmiş yedinci ayetinde «Cennetten çık, çünkü sen racimsin, buyuruyor. Yine derler ki, Cebrail aleyhisselâm Peygamberimize (sallallahu aleyhi ve sellem) gelirdi, halbuki yerinden kaybolmazdı. Allahü Teâlâ Musa as’a söylediği zamanda, Mûsâ aleyhisselâm nefsinden şaştığında, Allahü Teâlâ ona, yâ Mûsâ nefsinde taaccüp mü ediyorsun, gözlerini aç diye vahyedince Mûsâ aleyhisselâm gözlerini açıp baktığı zaman kendi önünde yüz Tur görüp, her Tur’un üzerinde bir Musa var idi. Bu ise nakl ve hadis sahiplerine göre doğru değildir. Bu batıl bir sözdür.

Halbuki Peygamber efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine yalan söyleyen kimse için, tehditli sözleri vardır. Nitekim: «Bile bile benim için yalan söyleyen Cehenneme girer», buyurmuştur.

Ayni taife der ki, Allahü teâlâ kullarından taati murâd eder, masiyeti (günahı) murad etmez. Halbuki Allahü Teâlâ’nın kullarından tâati murad etmesi, yalnız kulların menfaati içindir. Kullarından bir fayda elde etmesi için değildir. Yanlış düşünüyorlar. Nitekim Allahü Teâlâ Mâide sûresi kırkbirinci âyetinde: «Allahü Teâlâ’nın, hakkında fitne dilediği kimsenin bir şeyini def etmeyin, buyuruyor. Ve fitne ile küfür murad olunmuştur. En’âm suresi yüz on ikinci ayetinde: «Rabbin dileseydi, şeytanlar peygamberlere o düşmanlığı yapamazlardı», Bakara suresi İki Yüz elli üçüncü ayetinde: «Allahu Teâlâ isteseydi, ihtilâf ve harp etmezlerdi, buyuruyor.

Ayni taife, Peygamberimiz (aleyhisselam) nübüvvetten ve Cebrail ile kendisine vahiy gelmeden önce Kur’an-ı Kerimi ezberledi, dediler. Ankebût sûresi, kırk sekizinci: «Ondan önce kitap okumadan», ayet-i kerimesi, yalancı olduklarını gösteriyor. Ayni taife, Allahü Teâlâ her Kur’ân-ı kerim okuyucusunun dili üzere okur. Dinleyiciler, Kur’an-kerimi okuyucudan işittiklerinde Allahü Teâlâ’dan işitirler, derler. Bu sözden hulul anlaşılıyor. Böyle sözlerden Allahu Teâlâ’ya sığınırız. Bu sözleri, Allahü Teâlâ teganni eder, telaffuz eder demeğe varır. Bu ise tam küfürdür.  Aynı taife, Allahü Teâlâ her yerdedir, derler.

Buraya kadar yazdıklarımız usul, itikat bilgileri olup maksadımız onların sözlerini bildirmek ve bozuk sözlerinden sakınmaktır. Allahu Teâlâ bizi ve sizi bozuk mezheplerin ve bu mezheplerde bulunanların şer ve zararlarından muhafaza etsin, korusun. Allahü Teâlâ mücerret rahmetiyle bizi, İslâm ve kurtuluş fırkasının bulundukları doğru yol ve sünnet üzerinde öldürsün.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir