Müslümanların Muhasara Olunması

Müslümanların Muhasara Olunması

Bi’setin yedinci yılının başlarında, M. 616 yılının sonlarına doğru Kureyşliler, ellerinden gelen işkence ve eziyetleri yapmalarına rağmen, müslümanların çoğalmalarını ve İslâm dininin kuvvetlenmesini önleyemeyince, tekrar Ebu Talib’e müracaat ettiler. O da durumu Hz. Muhammed’e (sav) anlattı ise de, O’nun davasından vazgeçmediğini görünce, tekrar akrabalarını çağırıp, Hz. Muhammed’in (sav) himayesi hususunda onlarla görüştü. 

Haşim oğullarının hepsi müslüman olmamakla beraber, aşiret ve akrabalık gayretiyle Hz. Muhammed’i (sav) himaye edeceklerine dair aralarında karar verdiler. Yalnız Ebu Leheb, Hz. Muhammed’in (sav) amcası olmasına rağmen, Kureyş reislerinin arasındaki itibarının sarsılmasının gururuna dokunacağını bildiğinden, kibire kapılarak kabilesinin almış olduğu karara iştirak etmedi.

Diğer taraftan, Ebu Talib’e yaptıkları müracaattan bir netice alamayan Kureyşlilerin ileri gelenlerinden kırk kişi ile Kinane oğulları, Ebu Cehil’in etrafında toplandılar. Darü’n-Nedve’de yapılan bu toplantıda, aralarında bundan sonra Beni Haşim ve Beni Abdülmuttalib ile konuşmayacaklarına ve onlardan kız alıp vermemek, hiçbir iş görmemek; alışveriş yapmamak ve onları daima zarara sokmak üzere karar aldılar. Bu hususta Mansur bin İkrime’ye bir ahidname yazdırarak altına mühürlerini bastılar. Ayrıca almış oldukları kararın aksine hareket etmeyeceklerine dair birer yemin de ettiler. Ahitnameyi herkes okusun ve ona göre hareket etsin diye de Kâbe’nin duvarına astılar.

Her iki tarafın almış olduğu kararlardan sonra, Mekke’nin muhtelif yerlerinde oturan Beni Haşim’in bir kısmıyla diğer kabilelere mensup müslümanlar ve bunlara iştirak eden gayrimüslim birkaç aile fertleri de toplanıp, Mekke’nin kuzey taraflarındaki Ebu Talib Mahallesi’ne göç ettiler. Ebu Leheb de buradan ayrılıp diğer müşriklerle beraber oldu.

Ebu Talib Mahallesi, Hz. Muhammed’in (sav) doğduğu mahalledir. Beni Haşim’in evleri hemen hemen hep burada idi. Müşrik Kureyşlilerin, müslümanları bu suretle muhasara altına almalarından maksat. Peygamberi, kendilerine teslime mecbur kılmaktı. Fakat, düşündükleri ve arzu ettikleri gibi olmadı. Müslümanlar, Hz. Muhammed’i (sav) canla başla korumaya daha sıkı bir şekilde dikkat ettiler. Hatta geceleri, müşriklerin baskınına uğramasın diye belirli yerlerde nöbet bile tutmaya başladılar.

Müşrikleri, müslümanları muhasaraya kışkırtan Ebu Cehil, ahidnamenin hükümlerini yerine getirmek için canla başla çalışıyordu. Müslüman mahallesine giren herkesi kontrol ettiriyordu. Ebu Talib Mahallesi’ne girecek erzaka mani olmakta ve bunları getirenleri azarlamakta idi. Dışarıdan gelenlerden, bu mahalle halkına bir şey satan tüccarların malları yağma ediliyor veya yüksek fiyatla satın alınıp müslümanların almalarına mani olunuyordu. Ashabın cesurlarından başka hiç kimse, pazarlara gidemiyordu. Gitmeye çalışanlar tahammül olunmaz derecede eza ve cefaya maruz bırakılıyordu.

Müslümanlar ancak haram aylarında bir senelik yiyeceklerini temin etmeye çalışıyorlardı. Bu ise biraz da imkânsız oluyordu. Zira, bir senelik yiyeceği toptan almak maddi kuvveti olanlara mahsustu. Halbuki, müslümanların ekserisi fakir idi. Bu bakımdan büyük sıkıntı çekiyorlardı. Geceleri, fakirlerin ve çocukların açlıktan ağlamalarından uyku uyunmaz oldu. Yaşamak için ağaç yapraklarını yemek mecburiyetinde kaldılar. Bu yüzden, yani açlıktan birkaç çocuk öldü. Gizlice gönderilen veya mahallenin muhtelif yerlerine bırakılan erzaklar da pek az olduğu için yetişmiyordu. Merhametsiz Kureyşliler, müslümanların feryad-u figanlarını duydukları halde bir türlü insafa gelmiyorlardı. Üstelik bundan büyük bir zevk alıyorlardı.

“Bütün bu imkansızlıklar içinde Hz. Hamza (ra), kılıcı sayesinde müslümanlığını açıkça söyleye söyleye istediği yerde gezip dolaşırdı. Hazret-i Ömer de, müşriklerle pençe pençeye gelerek pervasızca uğraşıyordu. Bütün ashabın ulusu olan Hz. Ebubekir (ra), Kureyş taifesi içinde hatırı pek ziyade sayılan bir insan olmasına rağmen, kendi kabilesi tarafından hor karşılanıyordu. Fakat o, bunlara aldırmadan serbestçe namazını kılar ve İslama müsait gördüklerini haram aylarında el altından islam yapmaya çalışırdı. Hazret-i Muhammed de (sav), haram aylarında temas ettiği kimseleri İslama davet etmeye gayret sarf ediyordu.

Müslümanların tam bir mahrumiyet içinde yaşadıkları bu devrin başlamasından az önce, Hz. Peygamber’in müsaadesi ile ikinci Habeşistan hicreti olmuştur. Kureyş’in, müslümanları muhasarası üç yıl kadar sürdü. Bu üç senelik tazyik, sefalet ve ızdırab, islamiyetin yayılmasına ve kökleşmesine mani olamadığı gibi, merhametli müşriklerin çoğuna da yavaş yavaş pişmanlık hissi vermeye başladı. Bunlardan Hz. Hatice’nin yeğeni Hakim bin Hizam, bir kölesi ile gizlice halasının evine yiyecek gönderdi. Bunu duyan Ebu Cehil, ona çıkıştı. Bu arada yanlarında bulunanlardan Ebu’l-Buhteri, gayrete gelerek: “Halasına erzak göndermesine mani olamazsın. Akrabalık bağlarını kesemezsin” dedi. Bu söz üzerine aralarında kavga çıktı.

Bundan sonra bu şekilde erzak gönderenlerin sayısı gittikçe çoğalmaya başladı. Öyle ki, bazı merhametli müşrikler, akrabalık gayretine binaen erzak yüklü hayvanlarını Ebu Talib Mahallesi’ne doğru sürüp, hayvanı o tarafa koşturuyor ve sonra, kaçtı veya kaçırdım diyerek kendine bir özür bahane ediyordu. Muhasaranın üçüncü senesinin bitimine doğru, Kâbe duvarında asılı duran anlaşmaya Cenab-ı Hakk, bir kurt musallat kılarak onda yazılı ne kadar mekruh maddeler ve kelimeler varsa hepsini yedirip sildirdi. Yalnız Lafzetullah gibi mukaddes kelimeler kaldı. Bu vakayı, mahsur olduğu bölgede amcası ile görüşen Resûlüllah, Ebu Talib’e söylemiş ve o da Kureyş büyüklerine söyleyerek demiştir ki: 

“Benim kardeşimin oğlu bana dedi ki: Allah, sizin Kabe’deki sahifenize bir kurt musallat etmiştir. Ondaki zalim kelimeleri, o kurt silmiştir. Yalnız ismullah kalmıştır. Kâbe’ye gidiniz, bakınız. Eğer kardeşimin oğlu doğru ise, bu zulmünüzü ve kötü düşüncelerinizi bırakınız. Eğer kardeşimin oğlu yalancı çıkarsa, ben onu size takdim edeyim; İster öldürünüz, ister diri bırakınız” dedi. Bu söz üzerine Kureyşliler gittiler, baktılar. Resûl-i Ekrem’in (sav) ihbarının hakikat olduğunu gördüler. Ve ellerindeki o sahife, duvardan yere düştü. Kendileri de başlarını öne eğdiler. Fakat, buna rağmen yine de imana gelmediler ve zulümlerine devam ettiler. Bu hadise, sür’atle Mekke içinde yayıldı. Bu defa Mekkeliler yaptıkları zulümden dolayı birbirlerini muaheze etmeye başladılar.

Kureyşlilerin, aralarındaki ahdi bozmaya sebep olan ilk zat, Hişam bin Amr’dır. Bu zat, kendi fikrinde olan Abdülmuttalib’in kızı Atike’nin oğlu, Zübeyr bin Ebu Ümeyye, Mu’tim bin Adiyy, Ebu’l- Buhteri bin Hişam ve Zem’a bin Esved’den ibaret dört kişiyi kandırarak, Kureyş’in büyükleri toplantı halinde iken ahidnameye teker teker itiraz etmeye başladılar. Neticede, anlaşmayı indirip yırttılar.

Zaten anlaşmanın başındaki Bismikallahümme ibaresinden başka geri kalan kısmını böcekler yemişti. Anlaşmanın feshedildiğini bildirerek herkesin evlerine dönebileceklerini ilan ettiler. Anlaşma yırtıldıktan sonra, Beni Haşim, alışverişte ve diğer işlerde tamamen serbest oldular. Bu olay, Mekke’de büyük bir sevinç meydana getirdi. Müslümanların muhasara edilmelerinin birinci yılında, yani bi’set’in sekizinci yılında, Şakk-Kamer mucizesi oldu. Ayrıca İranlılar, Bizanslılarla yapmış oldukları harpte galip gelerek mukaddes hacı Kudüs’ten alıp götürdüler. Bilhassa bu son olay, Mekke’de duyulunca, müşrikler ehl-i İslâm: “Görüyorsunuz, sizin gibi ehl-i kitab olan Bizans’a ateşperest İranlılar galebe çaldı. Biz de size galebe çalacağız” dediler. Buna müslümanlar çok üzüldü. Fakat Cenab-ı Hakk, onları teselli eden Rûm Sûresi’nin ilk ayeti kerimeleri nazil oldu.

Kaynak: Başlangıçtan günümüze İslam tarihi

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir