Mutasavvıflarla fakihler arasındaki çatışma

Mutasavvıflarla fakihler arasındaki çatışma

Tasavvufun kitleler arasında yayılmasında o zamanın şartlarının getirmiş olduğu toplumsal ve siyasal etkilerin katkısı vardır. Baskı ve ayaklanmalar yaşanan kaos ortamları zamanla siyasal ve sosyal şartların insanları epeyce bıktırması insanların çoğunluğunda sükun ve huzura kavuşturmak arzusunu ortaya çıkardı. Bunun için küçük de olsa da barınabilecekleri bir yer aramaya başladılar. Sufiler bu ihtiyacı karşılayacak huzursuzluklarından bunalan insanlar için aradıkları bir huzur ve sükun yurdu oldular.

Tasavvuf insanın her şeyden önce kendi nefsine kızmasını, kalbini her türlü kirlerden arındırılması suretiyle Allah’a yakınlık arzusunu insanlarda kuvvetlendirmesi hali bazı kesimleri rahatsız etmiştir. Bunların başında fakihler ve kelamcılar gelmiştir. Çünkü Zahire hitabe’den İslam şeraitinin yanına, eylemleri ruhsal (içsel) ölçülerle değerlendiren bir hareket zahiri ulema tarafından hoş karşılanmamıştır.

Sufilere ilk tepkisi mevcut siyasal yapıdan gelmemiştir. Zahir ulemanın ortaya koymuş olduğu bu hoşnutsuzluk ve Haricilerin düşmanca tutum sergilemeleri çatışmayı körüklemişlerdir. Bu düşmanca tutumu Hasan Basri (ra) çokça görmüştür.

Ehli sünnet uleması acele davranmayıp tasavvuf hakkındaki tutumlarını hemen belirtmemişlerdir. Haşviye ve Mutezile grupları tasavvufu inkar etmiştir. Ahmed bin Hanbel tasavvufi düşünce müntesiplerini; zahiri ibadetlerden alıkonulup sadece Allah aşkı iddiasıyla farzları ihmal etmekle mutasavvıfları suçlamıştır.


Alt Not

Zehebi, Hakim’in, Ahmed ibn İshâk yoluyla İsmâîl ibn Ishâk es-Serrâc’dan naklettiği şu olayı kaydetmektedir: İsmail ibn İshak demiş ki: Ahmed ibn Hanbel, bana: ‘Şu Haris, senin yanında halkı toplayıp konuşuyor. Sen şunu bir gün evine getir, ben ayrı bir yerde ondan habersiz kendisini dinleyeyim dedi. Ben de öyle yaptım. Hâris ve ashâbı geldiler, yediler, yatsı namazını kıldılar ve Hâris’in önünde oturdular. Hâris konuşuyor, onlar sükût ile dinliyorlardı. Ta gece yarısına kadar konuştu. Sonra içlerinden biri soru sordu, Hâris ona cevap vermeğe başladı. Öyle pür dikkat dinliyorlardı ki, başlarında kuş varmış gibi hiç deprenmiyorlardı. Kimi ağlıyor, kimi na’ra atıyordu. 

Sonra Ahmed’in bulunduğu odaya çıktım. Ahmed de ağlamış, bayılmıştı. Onlar gittikten sonra Ahmed bana: ‘Ben, bunlar gibisini  görmedim, hakikat ilminde bunun kadar derinini de işitmedim. Bununla beraber, senin bunlarla sohbet etmeni uygun bulmuyorum’ dedi (Mizânu’l-I’tidal: 1/430; Târîhu Bagdâd:8/214), Maamâfih Sülemi, Ebû’l-Kasim en-Nasrâbâzi’den naklen, Hâris’in konuşmasına canı sıkılan Ahmed ibn Hanbel’in, ondan küstüğünü; bu yüzden Hâris’in, Bağdad’da bir eve gizlenip orada olduğunu, cenaze namazını sadece dört kişinin kıldığını yazıyor (Târihu Bağdad: 8/215-216).


Ahmed bin Hanbel’in iki talebesi Haşiş ve Ebu Zür’a da mutasavvıf grupları zındıklardan saymışlardır.

Mutezile ve Zahiriyye ise teorik bakımdan teşbihe, pratik bakımdan mülamese ve hulule benzer gördükleri Allah aşkını reddetmişlerdir. Gerçekte ehli sünnetin çoğunluğu mutasavvıfların eylemlerini eleştirmemiş hepsinde onların eylem ve ibadetlerini örnek almışlardır. Nazari tasavvufa karşı olan İbnu’l Cevzi, İbn Teymiye ve İbni kayyım gibi alimler ameli tasavvuf erbabına övmüşlerdir. Gazaliyi takdir ederler ve ahlaki konularda onu hüccet sayarlar. İbn Teymiye’nin yazdığı risalesinde Abdulkadir Geylani’den alıntılar yapmıştır. Ancak son Ehli sünnet fakihleri bütün kızgınlıklarını Vahdeti Vücut görüşünden dolayı İbni Arabi’nin üzerine dökmüşlerse de bunun etkisi olmamıştır. Mutasavvıflara karşı düşmanca davranan Muhammed ibn Abdulvehhab Mutasavvıf Şekik’in Hatem el-Esamm’a vasiyetini şerh etmiştir. 

İhtilafın sebebi nedir

Tasavvuf Felsefeleşmesi ile Ortaya çıkan  fakih mutasavvıf ihtilafının  başlıca iki sebebe dayanmaktadır;

1 –  Mutasavvıf kalbe, zevke, ilham yollarıyla marifete ve batına itimat ediyor olması. Fakihler, Kur’an ve sünnetin yalnız zahirine dayanıyordu. Onların görüşlerine göre nasların açık anlamından başka iç ve gerçek anlamı diye bir anlamı yoktu.

2- Mutasavvıf ruhu ve nefse önem veriyor, Fakih zahire ve ameli yöne önem veriyordu. Sufi ruhani iken, Fakih Kanuni idi.

İşte bu yüzden iki zümre arasında ihtilaf baş göstermiş hem mutasavvıfların, hem de fakihlerin merkezi olan Irakta bilhassa Bağdat ve Basra’da çeşitli kültürler çatışmanın şiddeti içerisinde bulunmuşlardır.

Genellikle Hanbelilerle mutasavvıflar arasında şiddetli bir düşmanlık vardı. Hanbeliler nasların zahirine fazla bağlı idiler. Hanbeliler onun dışında bir şey düşünemiyorlardı. Bu çatışma da bizzat Ahmed bin Hanbel’in şahsiyetinin de rolü olmuştur. Zira Ahmet ibn Hanbel, mutasavvıf olan Haris El Muhasibi’nin tasavvuftaki sözlerini reddetmiş bidat saymıştır. Haris bundan dolayı saklanmak zorunda kalmış ve öldüğü zaman cenazesine sadece 4 kişi katılmıştır. Hanbeliler sufilere zındıklık ithamında bulunmuşlar ve halkı onlara karşı ayaklandırmışlardır.

Bu hususta en meşhur olaylardan biride “Guamul Halil mihnesi denen olaydır. 

Fıkhi ve vaazı ile meşhur olan Hanbelî mezhebine mensup Gulâmu’l-Halîl -ki meşhur Hadisçi Ebû Dâvud as-Sicistânî, bu adamı Bağdat’ın Deccalı diye tavsif etmiştir – sufîleri zındıklıkla itham etmiş, insanla Allah arasında aşkın mümkün olamayacağını ileri sürmüş, kamuoyunu onlara karşı tahrik etmiş, Halife Muvaffak ve annesi yanında sufîler aleyhinde telkinlerde bulunmuş; neticede Muvaffak, yetmiş sufînin tutuklanmasını emretmişti.

Halîfe bunların sorgusunu Bağdad Kadısı’na havale etti. Yaptığı sorgu sonunda Bağdad kadısı Halifeye: “Eğer bu adamlar muvahhid değilse, o takdirde yeryüzünde hiç muvahhid yoktur” şeklinde rapor verince sufîler hapisten ve işkenceden kurtuldular.

Bundan sonra Hallâc hâdisesi cereyan etti. “Ene’l-Hakk: Ben Hakkım” diyen Hallâc, Dâvud ez-Zâhirî’nin, kendisini tekfir eden fetvasıyla tutuklandı ve Ebu Ömer ibn Yusuf el-Ezdî ve Ebu’l-Huseyn ibn Eşnânî’nin, kanını

helâl sayan fetvalarıyla Halife, Hallâc’ın idamını imzaladı. Hallâc, elleri, ayakları kesilerek öldürüldü ve yakıldı. Bundan sonra sufiler uzlet ve ihtiyat içerisine girdiler.

Kaynak: İslam tasavvufu

 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın