NEBİ (A.S.)’IN SÜT ANNEYE VERİLMESİ

Ebu Yala, Halime bint’ül-Harise (r.a.)’den -ki o, Sad kabilesine mensup olup, Resulullah (a.s.)’in süt annesidir- şöyle dediğini rivayet etmiştir:”Mekke’de süt anneye verilecek çocuk aramak üzere, eşlerinden geride kalan kendime ait kır bir merkeb üzerinde Sa’d ibn Bekiroğularının kadınları arasında yola çıkmıştım. Halime (rivayetine devamla) şöyle diyor: Kuraklık ve kıtlık bir seneydi. Öyle ki, kıtlıktan hiç bir şeyimiz kalmamıştı. Kocam el-Haris ibn Abdüluzza da benimle beraberdi.

Yedeğimizde yaşlı bir devemiz vardi. Vallahi, hayvan bize bir damla bile süt vermiyordu. Kucağımda bir de küçük çocuğum vardı. Ağlamasından geceleri uyuyamazdık. Ne benim memelerimden ona emzirecek bir şey, ne de hayvanımızda ona içirecek süt vardı. Ama ben kendimden ümitliydim. Nihayet Mekke’ye vardığımızda içimizden, kendisine Resulullah (a.s.)’in arz edilmediği hiç bir kadın kalmadı. Fakat babası olmadığı için onu hiç kimse almadı. Ancak biz, çocuğun babasının olmayışından dolayı onu emzirmenin hayırlı olacağını umuyorduk.

O bir yetim idi. Bu sebeple biz, annesine yapabilir ki? diyorduk. Nihayet arkadaşlarım arasında benden başka çocuk
alamayan hiç bir kimse kalmadı. Arkadaşlarım bulduğu halde ben hiç bir şey bulamadan geri dönmekten korkarak kocama.: “Vallahi ben dönüp o çocuğu mutlaka alacağım” dedim.

Halime şöyle devam ediyor: Nihayet çocuğun yanına geldim. Onu annesinden alarak kafilenin yanına döndüm. Kocam: “Gerçekten onu aldın ha?” dedi. Ben de: “Evet vallahi ondan başkasını bulamadım” dedim. Bunun üzerine kocam “İsabetli bir iş gördün. Belki bu sebeple Allah onun hakkında (bizim için)hayır yaratır” dedi.

Halime (yine devam ederek şöyle) diyor: Vallahi onu odama taşır taşımaz göğüslerim dilediği kadar süt verdi. Neticede çocuk kanasıya kadar emdiği gibi kardeşi de-Halime kendi kızını kastediyor- kanasıya kadar emdi. Kocam geceleyin kalkıp yaşlı devemize bakmaya gitmişti, bir de ne görsün hayvanın memesi süt dolu. Böylece bizim dilediğimiz kadar süt verdi. Dolayısıyla kocam da, ben de doyasıya kadar süt içtik. O gece doymuş ve süte kanmış olarak hayırlı bir gece geçirdik. Çocuğumuzda rahat uyudu.

Halime rivayetine devamla diyor ki; -Kocasını kastederek- Babası şöyle diyordu: “Vallahi, ey Halime! Müberek bir cana kavuştun. Çocuğumuz süte doymuş olarak rahatça uyudu.” Sonra Mekke’den çıktık. Allah’a yemin ederim ki
geride kalan merkebim kafilenin önüne geçerek onları yetişemeyecekleri şekilde geride bıraktı. Nihayet onlar şöyle diyorlardı. “Yazıklar olsun sana Ey bintü Harise. Bizi de bekle. Bu, gelirken bindiğin merkebin değil mi, kız?” Ben de:
“Evet vallahi o diyordum.

Hayvan, Sa’d ibn Bekiroğulları yurduna gelinceye kadar hepsinin bineğinin önünde yürüyordu.

Nihayet Allah’ın en kurak arazisine gelmiştik. Halime’nin nefsi yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Sa’doğulları sabah olunca koyunlarını otlatmak üzere kıra salıyorlar, çobanım da benim koyunlarımı salıyordu. Neticede benim koyunlarım akşamleyin karınları doymuş ve memeleri sütle dolmuş olarak eve dönüyordu. Onlarınki ise, aç ve bitap bir halde memelerinde hiç sütleri olmaksızın evlerine dönüyordu.

Halime diyor ki: Bundan böyle mahallemizde hiçbir kimse bir damla bile süt sağamazken ve de içecek süt bulamazken biz dilediğimiz kadar süt içiyorduk. Bunun üzerine Sadoğulları çobanlarına: “Yazıklar olsun size. Siz Halime’nin çobanının otlattığı yerlere götürmüyor musunuz?” diyorlardı… Halbuki onlar da bizim çobanımızın otlattığı vadide otlatıyorlardı.

Halime (rivayetine şöyle) devam ediyor: Hz.Muhammed (a.s.) bir günde diğer çocukların bir ayda büyüdüğü kadar, bir ayda ise başkalarının bir yılda büyüdüğü kadar büyüyordu. Derken obur bir çocuk olarak altı yaşına ulaştı.

Nihayet bir gün annesi geldi. Ben ve babası (kocasını kastediyor) ona: “Çocuğumuzu bize bırakınız. O’nu biz kendimiz getiririz. Zira onun Mekke’de veba (taun)ya yakalanmasından korkuyoruz” dedik. Ben ayrıca, “ondaki bereketi görüp bildiğimiz için çocuğun bizimle kalmasını çok arzu ediyoruz” dedim.
Amine, bizden ayrılırken söyle dedi: “Onu kısa zamanda getiriniz.”
Bunun üzerine biz de götürdük.

Bundan sonra Hz. Muhammed (a.s.) yanımızda iki ay daha kaldı. Birgün kendisi evlerin arkasında oynuyor, kardeşi de kuzularımızı otlatıyordu. Kardeşi aniden telaş içinde çıkageldi. Bana ve babasına “Kureyşli kardeşimin imdadına yetişiniz. İki adam gelerek onu yere yatırdılar. Sonra karnını yardılar.” dedi.

Bunun üzerine derhal evden çıkarak telaş içinde yanına koştuk. Nihayet vardığımızda rengi değişmiş bir halde ayakta duruyordu. Babası onu bağrına bastı. Ben de bağrıma bastım. Sonra kendisine “sana neler oldu ey oğulcuğumuz?” diye sorduk. Hz. Muhammed (a.s.): “Yanıma üzerlerinde beyaz elbiseler olan iki adam geldi. Beni yanımın üzerine yatırdılar. Sonra da göğsümü yardılar. Allah’a yemin ederim ki, bana ne yaptıklarını bilmiyorum.” cevabını verdi.
Halime rivayetine devamla der ki: “O’nu sırtmıza alarak eve getirdik. Babası şöyle diyordu: “Ey Halime, Allah’a yemin ederim ki, ben bu çocuğun başına bir musibet geldi sanıyorum. Bırak çocuğu, hakkında korktuğumuz şeyler başımıza gelmeden ailesine teslim edelim.”

Halime der ki, “Bunun üzerine ben de şöyle cevap verdim. “Hayır, Allah’a yemin ederim ki, şüphesiz biz Onu gereği gibi koruduk, bu hususta üzerimize düşen görevi hakkıyla yerine getirdik.” Sonra ben de çocuğun başına herhangi
musibet gelmesinden korktum.

Bunun için de-“Şayet bir şey olacaksa ailesi arasında olsun.” dedim.” Halime devamla der ki: “Çocuğun annesi “Allah’a yemin ederim ki bu olanlar sizin sebebinizle olmadı. Zira o iki adam sizin de onunda bana haber verdiler.” dedi.”

Halime rivayetine devam ederek, Allah’a yemin ederim ki, fazla geçmeden çocuğun başına gelenleri annesine
haber verdik. Amine: “Bu sebeple başına bir iş gelmesinden korktunuz öyle mi? Hayır, hayır, vallahi oğlunun hali budur. Ben size Onun hakkında meydana gelenleri haber vereyim mi? Gerçekten ben O’na hamile idim. Bundan önce
Ondan daha hafif ve Ondan daha bereketli bir hamilelik görmemiştim. Sonra doğuracağım zaman ayaklarım arasından parlak bir yıldız yeklinde çıktığını gördüm. Bu nur sayesinde Busra’daki develerin boyunlarını gördüm.
bir nurun sonra Onu doğurduğunda diğer çocukların düştüğü gibi düşmedi. Ellerini yere dayayarak ve başını semaya kaldırarak düştü. Bırakınız Onu kendi halinizle baş başa kalınız” dedi.” El Haysemi, Mecma’uzzevaid 8/ 221

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir