Nefis Terbiyesi

10. Sohbet : Nefis Terbiyesi

Allah-ü Teâlâ’nın (CC) birtakım kulları vardır ki, onları âfiyet içinde yaşatır, âfiyet içinde öldürür, kıyamet günü âfiyet içinde haşreder; onlar kazaya razı olanlar, O’nun (CC) cennetiyle huzura erenler ve cehennemden de korku duyanlardır. Allah’ım (CC)! Bizleri de onlardan eyle, (AMİN).

Sûfîler

Hakk’a (CC) ibadette, karanlığa ışığı getiren kimselerdir. Onlar “havf ve hazer” (korku ve endişe) ayağı üzerinde dururlar. Kötü akıbetten korkarlar. Zira Allah-ü Teâlâ’nın (CC) kendileri hakkındaki ilmini ve sonlarının ne olacağını bilmezler. Bu sebeple, karanlığa ışığı hüzünlü olarak, ağlayarak ulaştırırlar. Namazda, oruçta, hacda ve diğer bütün ibadetlerde bu hal üzeredirler. Kalpleriyle de, dilleriyle de Rablerini (CC) zikrederler. Ahirete vardıklarında da cennete girerler. Orada Hakk’ın (CC) veçhini (rızasını) ve O’nun (CC) kendilerine bahşettiği ikramları görürler. Bunun için: “Üzerimizden hüzünü gideren Allah’a (CC) hamdolsun” (1) diye O’na (CC) hamd ü sena ederler.

Ey oğul!

İmanı sağlamlaştırırsan marifet vadisine, sonra ilim vadisine, sonra nefisten ve halktan fâni olma vadisine, sonra ne nefis ne de halkın yer almadığı “vücut” vadisine ulaşırsın. O zaman hüznün gider. Hakk’ın (CC) muhafazası sana hizmet eder; himayesi seni kuşatır; muvaffakiyeti her tarafını sarar. Melekler etrafında yürür. Ruhlar sana gelerek selam verir. Cenab-ı Hakk (CC) seninle halka övünür. O’nun (CC) nazarı seni gözetip kollar, kurbiyetine, ünsiyetine ve münacatına çeker.

Ey asiler!

Günahlarınızdan tevbe edin. Rabbiniz “Gafûr” (çok affedici) ve “Rahîm” (çok merhametli)dir. O (CC) kullarının tevbesini kabul edicidir. Günahları affeder ve yok eder. Allah’ım (CC)! Bizler her türlü günahtan, her türlü hatadan sana tevbe ederiz. Bir daha onlara asla dönmeyeceğiz. “Rabbimiz (CC)! Unuttuğumuz ve hata yaptığımızda bizi sorguya çekme. (2) “Rabbimiz (CC)! Hidayete erdikten sonra kalbimizi saptırma.” (3) Ey günahları bağışlayan! Bizi bağışla. Ey ayıpları örten! Ayıplarımızı ört. O’na (CC) istiğfarda bulunun, zîrâ O (CC) günahları bağışlayandır. Çok az amele dahi karşılık verir. Hayırlı ameller üzerinde sabit kılar. Zira O (CC) “Kerîm” (çok çok ikram ve ihsan edici) ve “Cevvâd” (çok çok cömert)tir. Hiçbir sebep ve karşılık olmaksızın bağışta bulunur. Sebep olursa nasıl olur? Sen düşün! O’na (CC) tevhîd ile, sâlih ameller ile, dünyayı terk ederek, dünyadan yüz çevirerek, ahireti alarak, ahirete yönelmek suretiyle, ahirete rağbet göstererek, küçük ve büyük günahları terk etmek suretiyle karşılık verin. Hakk’ı (CC) isteyen, O’nu (CC) murad edinen kişi Hakk’tan (CC) ne cennetini ister, ne de O’nun (CC) cehenneminden korkar; bilakis o yalnızca O’nun (CC) rızasını ister. O’nun (CC) yakınlığını umar. O’ndan (CC) uzaklaşmaktan korkar.

Sen şeytanın, hevânın, dünyanın ve şehvetlerinin (arzularının) esirisin. Sende hayır yok! Kalbinin ayakları bağlı. Sende hayır yok! Allah’ım (CC)! Onu esaretinden kurtar. Bizi de kurtar. Bize “esrarından (sırlarından) bir elbise giydir. (Âmin)

Beş vakit namazı vaktinde kılın. Şeraitin bütün hudutlarını koruyun. Farzı eda edince nafileye geçin. Azimete yâni tercih hakkı olmayan şeylere yapışın, ruhsattan yâni tercih hakkı olan şeylerden yüz çevirin. Ruhsata yapışıp, azimeti terk eden kimsenin dininin yıkılmasından korkulur. Azimet “ricâl” (tasavvuf erleri) içindir; çünkü o zor ve meşakkatlidir. Emir ve ruhsat çocuklar ve kadınlar içindir; çünkü o kolaydır.

Ey oğul!

İlk safta dur. Zira o cesur erlerin safıdır. Son saftan ayrıl. O da korkakların safıdır. Bu nefsi kullan ve onu azimete alıştır. Çünkü nefis kendisine ne yüklenirse onu taşır. Ondan sopayı eksik etme; edersen uyur ve üzerindeki yükü atar. Ona dişinin ve gözünün beyazını gösterme. O kötülüğün kuludur; ona ancak sopa ile muamele edilir. Çalıştığında onu tam doyurma, tokluk onu azdırır. O tokluğu karşılığında çalışır. Süfyân-ı Sevrî (v. 161/777) çok ibadet eder ve tok olurdu. Doyduğu zaman şöyle derdi: “Karayı doyur ve döv; çünkü kara eşektir.” Sonra ibadete kalkardı. Bundan büyük bir zevk alırdı. Birisinin şöyle dediği söylenir: “Bir keresinde Süfyân-ı Sevrî’yi gördüm. O kadar çok yemek yedi ki, ondan nefret ettim. Sonra kalkıp o kadar çok namaz kılıp ağladı ki, ona acıdım.” Çok yeme hususunda Süfyân’a uyma. Ona çok ibadet hususunda uy. Sen Süfyân değilsin. Nefsini onun doyurduğu gibi doyurma; onun nefsine hâkim olduğu gibi sen nefsine hâkim olamazsın.

Kalp sapasağlam olunca, dalları, yaprakları ve meyveleri olan bir ağaç olur. Onun insan, cin ve melekten her türlü mahlûka birçok faydası dokunur. Sağlam olmayan bir kalp hayvanların kalbidir. Sureti olur ama manası olmaz. İçinde su olmayan kaptır o. Meyvesiz ağaçtır. Kuşu olmayan kafestir. Oturanı olmayan evdir. Cevherler, altınlar, dinarlardan oluşan, ancak, harcayanı olmayan bir hazinedir. Ruhsuz cesettir. Etinden sıyırılmış ceset yâni iskelet gibidir. Onun sureti vardır ama ruhu yoktur. Allah-ü Teâlâ’dan (CC) yüz çeviren, onu inkâr eden bir kalp sıyırılmıştır, eti sıyırılmış kemiktir. Bundan dolayıdır ki, Allah-ü Teâlâ (CC) onu taşa benzeterek şöyle buyurmuştur:

“Bundan sonra kalpleriniz taş gibi, ya da ondan daha sert bir şekilde katılaştı.”(4)

İsrâîl Oğulları Tevrat ile amel etmeyince Hakk Teâlâ (CC) onların taş kalplerini sıyırdı ve ind-i ilâhîsinden onları kovdu. Ey Muhammedîler! Sizler de aynen böylesiniz; eğer Kur’ân-ı Kerîm ile amel etmez, onun ahkâmı ile hükmetmezseniz, Hakk Teâlâ (CC) sizin de kalbinizi sıyırır ve ilâhî kapısından sizleri de tardeder. Allah-ü Teâlâ’nın (CC) kendisini bir ilim üzerine saptırdığı kimselerden olmayın. İlmi halk için öğrenirsen onunla amel ettiğinde halk için etmiş olursun. Fakat ilmi Allah-ü Teâlâ’nın (CC) rızası için öğrenirsen amelin de O’nun (CC) için olur. Tâat cennet ibadetidir. Masiyet cehennem ibadetidir. Bundan sonra iş (takdir) O’na (CC) aittir. O (CC) isterse istediğine ameli olmaksızın da sevap verebilir, cennetini verebilir. Buna karşılık, ameli olmasına rağmen istediğine kimseye de ceza verebilir. Bu hüküm O’na (CC) aittir. “O (CC) istediğini yapandır.”(5) “O (CC) yaptığından sorumlu tutulamaz, halbuki onlar (insanlar) sorumludurlar.”(6)“Sıddık”(7) Allah’ın (CC) nuru ile bakar. O ne gözünün, ne güneşin, ne de ayın ışığı ile bakar. Bunlar Allah’ın (CC) genel nurudur, ışığıdır. Sıddık’ın nuru ise özeldir. Allah-ü Teâlâ (CC) bu nuru ona “ikinci“ ilmin (marifetullah) nurununum hükümlerini gerçekleştirdikten sonra bahşetmiştir.

Allah’ım (CC)! Bizi Hilminle, ilminle, kurbiyetinle rızıklandır. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”

(1) Fâtır S. A.24.  

(2) Bakara S. A.286.

(3) Âl-i İmrân S. A.8.

(4) Bakara S. A.74.

(5) Bürûc S. A.16.

(6) Enbiyâ S. A.23.

(7) “Sıddîk”: Sadâkat mertebesinde temekkün etmiş kimse.

Kaynak: Cilâü’l-hâtır 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir