Nefs-i Mutmainne

Nefsi Mutmainne Makamı

Bilir misin ki, bu nefs-i mutma’inne kavmine Hak Teâlâ niçin SABİKUN buyurdu? Bunlar, nefs-i mülheme kavminin üzerine öğürdüler. Dünyaya itibar ederek aldanmadılar ve ahirete güvenmediler. Hal-i hayatlarında iken, nefislerini yaramaz sıfatlardan arındırdılar. Gönüllerini dünya ve ahiret muratlarından vazgeçirip, dost muhabbetini gönülleri levhasına yazdılar. 

Bunlar, mutma’inne nefiste karar tuttuktan sonra, tenlerine dahi artık dünya hoşluklarını göstermediler ve dünya lezzetlerini nefislerine haram ettiler. Hayvani sıfatlarla sıfatlanmadılar. Beşeriyet tozundan silkindiler, sildiler, süpürdüler ve canları aynasını bu zehirli suyla toprak kılıfından dışarı çıkardılar. Dost cemalinin müşahedesine müstagrak oldular. Ol garab-ı lâ-yezaliden tatlı tatlı içerek mest ve hayran oldular ve âlemde yürüdüler. Çünkü, bu mestlerin halleri de bir türlüdür. Artık, bunların vasıfları denilemez. Zira, külliyen kendilerinden fâni olup dururlar ve dost bekası ile beka bulurlar. Bunlarda nitelik kalmamıştır ki, kişi bunları vasfedebilsin. Amma, gücümüz yettiği kadar anlatmaya çalışalım ki, taliplere faydası olsun ve şevkleri fazlalaşsın ve dost yolunda bahadırlık edebilsinler. Pervane gibi kendilerini aşk şemine vurarak fâni vücutlarını bâki eylesinler.

Ebû Talip Mekki der ki:

Hak Teâlâ, Davud peygamber aleyhisselâma buyurdu:

Ya Davud! Cenneti nice anarsın da bana müştak olmayı unutursun.. Davud aleyhisselam niyazda bulundu:

Yâ Rab! Sana müştak olanlar kimlerdir?

Hak Teâlâ hazretleri buyurdu:

Bana müştak olanlar onlardır ki, gönülleri her türlü bulanıklıklardan saf olmuştur. Benim muhabbetimden yürekleri yanmıştır. Ben de onların gönüllerini nice dilersem döndürürüm. Hem ben müştaklarımın gönüllerini rızadan yarattım ve onların gönüllerinin yollarını benden gayriden kestim.

İmdi ey aziz kardeş:

Şunu muhakkak olarak bilmiş ol ki, onlardan nefislerinin istekleri giderilmiştir. Ademlik maksudu bunlardan kesilmiştir. Bunlar, iki cihanda da hiçbir şeyi murat ve maksut edinmezler. İllâ Allahu Teâlâ.. Dünyada hiçbir şey ile eğlenmezler. İlla O’nun adıyla..

الا بِزكْرِ اللهِ تطمئن القلوب

“İyi bilin ki, kalpler ancak Allahu teâlâ’nın zikriyle yatışır, huzur ve sükûn bulur.” Er-Ra’d süresi: 28 buna işarettir.

 

Bunlar âlem-i cezbede kalmışlardır. Bunların didardan gayrıya hergiz meyli yoktur. Gerçi bunlar bu cihanda oturur, halk içinde bulunurlarsa da, manada iki cihandan öteye seyran ederler. Bunlar daha öteye de terakki ederek sülük ederler, ma’şukluk ve mahbupluk makamına erişirler, geri dönerek sohbete çıkar ve ayılırlar, beşeriyet âlemine gelirler. Makam-ı şeyhuhet andadır. Zira, tamam sohbete âlem-i beşeriyete gelmeyince şeyhliğe yaramaz. Onlar ki, hakkın dileği ile sohbete çıkar ve akla gelerek yine şeriat tahtına otururlar ve irşat ederek halkı hakka iletmeye kılavuzluk ederler. Beşeriyet âlemine sırf bu maksatla çıkarlar.

Onların zahirleri; tâ’atla, zikrullah ile ve en güzel ahlâk ile pür nurdur. Bâtınları dahi pür nurdur. Hakkın muhabbeti ile karar tutmuşlar, gönüllerine hakkın muhabbeti öyle dolmuştur ki, cihanın saadet veya şekavetinden el çekmişlerdir. Hak muhabbeti, gönüllerine öylesine dolmuştur ki, başka bir istek onların gönüllerine sığmaz. Bunların gönüllerine kalıb-ı hak ederler ki, bu gibi gönüllerden Hak Teâlâ haber verip buyurur:

الأيسنعنى ارضى ولاسمائی ولاعرشى بل سعینی قلب المومن النّقى التّقى

Yerlere, göklere ve arşa sığmadım. Takva sahibi, zâhiren ve batınen arınmış mü’minlerin kalplerine sığdım.

Zira, bunların gönüllerinin genişliğinin nihayeti yoktur. Onun için Hak Teâlâ: (Yerlerim bana geniş olmadı. Göklerimde bana geniş olmadı. Arşım da bana geniş olmadı. O kulumun gönlü geniş oldu ki, o mümindir ve benden gayrısından arınmıştır.) Yani demek oluyor ki, ben onun gibi gönle sığarım, o gönül dünya ve ahiret isteklerinden arınmıştır. Hak Teâlâ, gerçi mekândan münezzehtir amma, burada SIGARIM buyurması: (0 gönülde ki benim endişemden gayrı endişe olsa, o gönül sâfi olup benim cemalimi gösterici olmaz.) demektir. Bu konuda da söz çoktur amma yeri değildir. Zira, söz uzar ve maksattan uzaklaşılır. Burada, bu konuya ara vererek biz yine maksada dönelim:

Vakta ki İRCİ’IY hitabı, nefs-i mutma’inneye hitab-i sarihle gelir ve denir ki: (Ey benim rızamla, zikrimle ve ibadetimle karar tutmuş nefis! Ve ey gönlü bütün isteklerden kesilmiş ve bende karar tutmuş nefis! Ve ey zahiri benim sevdiğim güzel ahlâklarla bezenmiş nefis! Gel, Rabbine gel ki, ben seni o dünya zindanına zahirini ibadet nuruyla bezeyen ve benden gayrıya aldanmaman için gönderdim. İşte, o isteğin hâsıl oldu. Gel şimdiden geri gel bizim hazretimize ki, sen oraya yakışmazsın. Biz, seni didâr nuruyla müşerref ve müzeyyen eyleyelim.)

Nefs-i mutma’inneye bu hitab-ı Rabbani gelince böyle denilir ve bundan da anlaşılır ki talip Hazret-i hakka çağırılmıştır. İşte bundan sonra insan olmuştur. Çünkü hazrete çağırılmıştır.

Pes ol gel dediği için ey kardeş, bu âşıkların canlan hal-i hayatında iken bedenlerinden ayrılıp vasıl olur yine gelir. Bu hitap bazı aşıklara hal-i hayatında iken gelir amma kimseye bildirmez. Ne var ki, dünyadan göçerlerken o hitap yine zâhir olur.

Nitekim, İbni Abbas radıyallahu anh vefat edince, bir mahbup kuş geldi ve İbn-i Abbas’ın cenazesine girdi. Onun gibi bir mahbup kuş yok idi ki, hiç kimse görmemişti. Bir saat: kadar sonra o kuş yine çıktı ve gitti. Hikmeti neydi, kimse anlayamadı. Ne zaman ki, İbn-i Abbas’ı kabrine koydular:

“Ey emin ve mutma’in olan nefis! Ondan razı olarak ve rızasını kazanmış bulunarak Rabbine dön.” EL-Fecr suresi: 27-28 ayet-i kerimesi okundu. Okuyanın kim olduğunu bilemediler. 

Nefs-i mutma’innenin iki sifatı vardır:

Biri RADİYYE ve diğeri MERDİYYE.

Cennetler de iki nevidir

Biri CENNET-I-AM ve diğeri CENNET-I-HAS

Cennet-i-âmda yemek, içmek ve şehvet vardır. Ona müstahak olan avam kullar içindir. (Emmare, levvâme ve mulheme kavimleri gibi..)

Amma, cennet-i-has, Hak Teâlâ’nın didarına mensup olmuştur.

Vedhuli Cennetiy (Cennetime gir) denilen o has cennettir.

Nefs-i mutma’inne kavmi olan has kulları içindir. Orada yemek ve içmek olmaz.

Resûl-ü ekrem (ﷺ) efendimiz: Dünya işleri için, namazı terk edenlerin kabirlerine, Allahu teâlâ cehennemden yetmiş kapı açar. Rivayet olunur ki, Allahu teâlâ Davud aleyhisselama vahyetti:

(Yâ Davud! Zikrim, zâkirler yani beni zikredenler içindir. Cennetim, bana itaat edenler içindir. Kifayetim, bana tevekkül edenler içindir. Ziyade kılmam, bana şükredenler içindir. Rahmetim, iyilik yapanlar içindir. Ünsiyetim, bana müştâk olanlar içindir. Ve ben, bilhassa muhsinler yani iyilik yapanlar içinim.)

Meşayih rahmetullahi aleyh demişlerdir ki: Şol gönül ki, burada hal-i hayatında, 

İrci’ıy ilâ Rabbiki (Rabbine dön!) hitabını bilmedi, herhalde orada da imanı, nuru olmaz ve salih amel de işleyemez. Vallahu a’lem..

Bu kadarı, nefs-i mutma’inne kavminden anlayana yeter ve kalan meşayih de mutma’innenin haberini bundan ziyade söyleyememişlerdir. 

 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın