Nefse Karşı Savaşmak

12. Sohbet: Mücahede (Nefse Karşı Savaşmak)

Ey oğul!

Nefsini dünyaya, kalbini ukbaya, sırrını ise Mevlâ’ya (CC) bırak. Dünya ile mutmain olma, huzur duyma. O süslü bir yılandır. Süsü ile insanları kendine çeker, sonra da helak eder. Kesin bir biçimde ondan yüz çevir. Rabbine (CC) ibadette, sâlih arkadaşlarla sohbette, ihvana hizmette ve şehvetlerden yüz çevirmede samimi ol. Hakk’ı (CC) öylesine tevhid et ki, kalbinde mahlûkattan bir zerre dahi kalmasın. O zaman evi, barkı da gözün görmezsin. Tevhîd her şeyi öldürür. Bütün deva Hakk’ı (CC) tevhîdde ve dünya yılanından yüz çevirmektedir. 

Nefsini bilinceye, onu hazlarından men edinceye ve onun müstehakkını verinceye kadar sende hayır olmaz. O zaman kalp sırdan, sır da Hak’tan (CC) huzur duyar. Mücâhede sopasını nefis üzerinden kaldırmayın! Onun tilkiliklerine aldanmayın. Onun uyuması sizi aldatmasın. Vahşî hayvanın uyuması sizi aldatmasın; o sizi gözetler, uyuyor görünür ama aslında bir fırsatını bekliyordur. Uyanıkken ondan nasıl sakınırsanız, uyurken de ondan öylece sakının. Nefislerinizden sakının! Silahlarınızı kalp boyunlarınızdan indirmeyin. Bu nefis hayır için rıza, tevazu ve hoşnutluk gösterir ama aslında o içinde bunun tersini saklar. Daha sonra ondan ne çıkacak? Sen ona dikkat et. Hüznü artırın. Rahatlığı azaltın. Bu iş (tasavvuf) hüzün ve tasa üzerine bina edilmiştir. Nebîler (AS), resuller (AS) ve sâlihler (RA) hep bu hal üzerine yaşamışlardır.

Hz. Peygamber’in (SAV) hüznü uzun ve tefekkürü sürekli idi.

Ancak tebessümle gülerdi. Rahat görünmek için kendini zorlardı. Akıllı olan kimse, dünyalıklar ile, evlâd-ü ıyâl, mal mülk, elbise, araba, hanım gibi şeylerle şımarmaz. Bunların hepsi boştur. Mü’minin ferahı, imanının kuvveti sebebiyle olur, “yakîn”i (sağlam bilgi ve inancı ile), kalbinin Rabbinin (CC) kurbiyet kapısına yaklaşmış olmasından dolayı olur. Nefsinin gözünü aç ve ona şöyle de: “Rabbinin (CC) seni gördüğü gibi, sen de O’nu (CC) gör! O (CC), zenginleri, padişahları nasıl helâk etti? Bir bak! Öncekilerin nasıl yok olup gittiklerinden ibret al! Onlar ki, bu dünyanın hükmünü sürmüşler ve nimetlerini yaşamışlardı. Sonra onların ellerinden dünya alındı. Şimdi ise onlar azap hapishanelerinde esir bir şekilde yaşıyorlar. Kâşaneleri harabe oldu, malları mülkleri kayboldu gitti; geride yaptıkları kaldı. Şehvetler gitti, yorgunluklar kaldı! Rahat yok, rahatlık vaktinde değiliz. ”Eşinin ve çocuklarının güzelliği, mal mülk çokluğu seni şımartmasın. Nebîleri (AS), resulleri (AS)ve sâlihleri (RA)şımartmayan şey seni de şımartmasın.

Allah-ü Teâlâ (CC) şöyle buyurmuştur:

Muhakkakki, Allah (CC) şımarıkları sevmez.[Kasas S. A.76.] Yâni dünyalık ile, mâsivâ ile şımaranı sevmez. Oysa kendisiyle feraha kavuşanı, kendine yakınlık duyarak rahatlayanı sever.

Sûfîlerin özelliği, seciyesi onların isteklerinin ahirete müteallik olmasıdır; şehvetlere, zevklere ve saçmalıklara değil. Ey hevesi peşinde koşan! Arzuladığın şeyden sana hayır yok. Ey gâfiller! Allah-ü Teâlâ’ya (CC) itaat etmeyenler için ahirette şiddetli bir azap vardır. Kulun kalbi istikâmet sâhibi olunca her şeye veda eder. Her şeyi kalbinin arkasına atar. Ahiret mülküne karşılık dünyasının helâk olmasını önemsemez.

Ateş üzerinde yürür, vahşî hayvanlara karışır, halktan kaçar. Kendini çöllerin susuzluğuna, açlığına bırakır da, şöyle der: “Ey şaşkınlara yol gösteren! Bana senin yolunu göster!” Allah’ım (CC)! Bütün gayretlerimizi, himmetlerimizi tek bir gayret, tek bir himmet yap. Bu hâl ancak ve ancak, önce haramlara, sonra mubahlara ve sonra da helâllere karşı zâhid olmakla, onlardan yüz çevirmekle tamamlanabilir.

Kalbinde halktan bir zerre bile olmaksızın akşamlamaya ve sabahlamaya bak. Ben seni şehvetlerle, zevklerle, halkla, dünyayla, sebeplere güvenmekle dopdolu görüyorum. O halde niçin sâlihlerin ahvâlinden bahsediyorsun? Niçin onların hâlinin sende de olduğunu iddia ediyorsun? Bize başkalarının hâlini haber veriyorsun, bize başkalarının kesesinden ikramda bulunuyorsun! Başkalarının kitaplarını kurcalıyor, sözlerini çıkarıyor ve onlardan konuşuyorsun; seni dinleyen de o konuşmaların sana gelen ilhamlar olduğunu, senin ne kadar “ahvâl” sâhibi olduğunu, onları kendi kalbinden konuştuğunu vehmediyor.

Yazıklar olsun sana!

Evvelâ, onların dedikleriyle amel et, sonra konuş. Kelâmın amelinin yavrusu olsun. Bu iş (tasavvuf) sâdece sâlihleri görüp onların sözlerini ezberlemekle olmaz. Aksine, onların dedikleriyle amel ederek, sohbetlerinde güzel edepli olmakla, onlara hüsn-i zan beslemekle ve bu hâli daima korumakla gerçekleşir. Sıradan insanlar ayaklarıyla attığı adımlar kadar sevap kazanırlar; “havâs” (özel kimseler) ise himmetleri kadar sevap alırlar. Kimin himmeti, gayreti bir tek olursa Cenâb-ı Hakk (CC) da onun için bir tek olur; kul O’ndan (CC) gayri her şeyden kalbiyle yüz çevirirse O (CC) da ona yüzünü döner. Allah-ü Teâlâ (CC) Kur’ân-ı Kerîm’inde şöyle buyurmuştur: 

Benim velim kitabı indiren Allah’tır (CC); O (CC) Salihlerin velisidir (onların işlerini üzerine alır).[A’râf S. A.196.]

Böyle bir kulun kalbi Rabbine (CC) vasıl olduğunda O (CC) onun tabibi ve enisi olur. O kul O’ndan (CC) başkasından deva bulamaz, O’ndan (CC) başkasıyla ünsiyet edemez. Davud (AS) şöyle dermiş: “Yâ İlâhî (CC)! Tabip kullarına gittim, hepsi de beni Sana gönderdiler; ey şaşkınların delili, rehberi, bana Sen delillik, rehberlik et! ”Allah-ü Teâlâ’yı (CC) seven kişinin kalbi tamamen şevk olur, tam bir yüz çevirme dolar, her şeyiyle fena bulur, yok olur. Hoş, onun bütün gayreti de tek bir gayret olur ya. Hakiki bir keşif ancak hicaptan (perdeden) kurtulunca olur. Vuslat istersen dünyayı, ahireti ve yerin dibinden arşa kadar ne varsa her şeyi terket. Resûlullah (SAV) hâriç, her mahluk hicaptır, Hakk’a (CC) perdedir; Resûlullâh (SAV) ise Hakk’ın (CC) kapısıdır.

Allah-ü Teâlâ (CC) O’nun (SAV) hakkında şöyle buyurmuştur:

Resûl (SAV) size ne verirse onu alın, neyden nehyederse ondan da uzak durun.[Haşr S. A.7.] Ona (SAV) ittibâ etmek Hakk’tan (CC) perde değildir, aksine vuslata vesiledir.

Ey oğul!

Kalbin ne zaman gerçek hakikati anlayacak? Sırrın ne zaman tertemiz olacak? Sen halkı Hakk’a (CC) şirk koşuyorsun. Kalbin tavkâdan hâli iken, kalbinde zerre kadar takva yokken nasıl felah bulursun? Sen her gece işini gördürecek birini gözlüyorsun, şikâyetini ona yapıyorsun, ondan dileniyorsun; tevhîdden yoksun olan kalbin nasıl saf ve tertemiz olacak? Tevhîd nurdur, aydınlıktır; halkı şirk koşmak ise zulümdür, karanlıktır. Sen Hakk’tan (CC) halk ile perdelenmektesin. Sebepler ile sebepleri yararatandan perdelenmektesin. Halka tevekkül edip güvendiğin, itimat ettiğin için perdelenmektesin. Sen sırf iddiasın. Hiçbir delilin olmaksızın, bomboş iddian ile seni kim kabul eder?

Tasavvuf yolu ancak iki şekilde katedilir:

1- Mücâhede etmek, savaşıp didinmek, meşakkate alışmak ve yorulmak ile -sâlihler arasında maruf olan ve yaygın olan yol budur-.

2- Hakk’ın (CC) mevhibesi, karşılıksız bağışı olarak -bu da nadir olur ve çok az kişiye nasip olur-.

Ey oğul!

İmanın zayıf olduğu zaman nefsini kısıtlamaya bakmalısın; eşi dostu, konuyu komşuyu, ahaliyi milleti düşünmek senin neyine? İmanın kuvvetlendiği zaman eşine dostuna, çoluğuna çocuğuna, halka bak. Takva zırhını giyinmeden, kalbinin başına iman miğferini takmadan, eline tevhîd kılıcını almadan, ok torbana kabul olan dua oklarını koymadan, tevfîk atına binmeden, savaş oyunlarını öğrenmeden onlara gitme. Ondan sonra Hâlık’ın (CC) düşmanlarına karşı hamle yap. İşte o zaman sana Hakk’ın (CC) yardımı ve zaferi altı yönden, sağdan, soldan, yukarıdan, aşağıdan, önden, arkadan… O zaman halkı şeytanın elinden kurtarır ve onları Hakk’ın (CC) kapısına götürürsün. Bu makama ulaşanın kalp gözünden perde kaldırılır. Altı yönden hangisine yönelirse yönelsin, onun nazarı perdeyi yırtar. Ona bir şey gizli kalmaz.

Kalbinin başını kaldırınca arşı ve gökleri görür. Nazarını yeryüzüne yönelttiğinde onun katmanlarını ve oralarda oturan cinleri görür. Bu makama ulaştığında halkı Hakk’ın (CC) kapısına getir. Buna ulaşmadan senden hiçbir şey olmaz. Halkı Hakk’a (CC) dâvet edersen ve sen de Hakk’ın (CC) kapısında değilsen, bu çağrın ancak senin için bir vebal olur; kımıldadıkça aşağı inersin, yükselmek istedikçe alçalırsın. Salihlerden haberin yok! Sırf laklaksın. Gönlü olmayan bir dilsin. İçi olmayan dışsın. Halvetsiz bir celvetsin. Özsüz bir kabuksun. Kılıcın tahtadan. Okun kibrit çöpünden. Sen bir korkaksın, cesaret sende ne gezer! Seni en basit ok bile öldürür. Küçücük bir hücum senin kıyametini koparmaya yeter. Allah’ım (CC)! Dinimizi, imanımızı ve bedenimizi kurbiyetin ile koru. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”

Kaynak: Cilâü’l-hâtır 

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir