Ölüme Hazırlık

9. Sohbet: Ölüme Hazırlık

Saçmalıkları, kıyl-u kâli bırakın. Malı zayi etmekten sakının. Yakınlarla, komşularla, dost ve ahbaplarla sebepsiz yere çokça oturmayı terk edin. Bu boş bir hevestir. O gibi yerlerde genellikle yalan, gıybet ve günah olan konuşmalar geçer. Günah iki kişi arasında tamamlanır.

Evinizden dışarı çıktığınızda yegâne maksadınız gerek kendiniz, gerekse ailenizin menfaati olsun. Her işte söze önce başlayan sen olmayasın. Bilakis sözün cevap olsun. Birisi sana bir şey sorduğunda o soruya cevabın senin ve soruyu soranın hayrına ise cevapla, yoksa cevaplama. Müslüman kardeşine rastladığında ona “nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?” gibi sorular sorma. Ola ki, o sana nereden gelip, nereye gittiğini bildirmek istemez de, sana yalan söyler; sen de onu yalana itmiş olursun. Kirâmen kâtibin meleklerinden utan! Onların elindeki defteri ancak ve ancak seni kıyamet günü sevindirecek ve ferahlatacak mallar ile doldur. O defteri tesbihat ile, Kur’an tilâveti ile, senin ve halkın hayrına olan sözler ile doldur. Onların mürekkebi senin gözyaşın olsun. Tevhidin ile onların kalemlerini kuvvetlendir. Sonra onlarla birlikte “kapının önüne gel ve Rabbinin (CC) katına yalnızca sen gir.

Emellerinizi kısaltın! Ölümü gözünüzün önüne dikin. Bir kardeşinizi gördüğünüzde ona veda edin. Ona veda selâmı ile selam verin. O kimse tıpkı bu şekilde, evinden çıktığı zaman da ailesiyle gönülden vedalaşsın; ola ki, ölüm meleği onu çağırır ve onlara dönmek mümkün olmaz. Ola ki, ecel onu yolda karşılar. Bundan dolayı Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:

“Sizden hiç kimse, vasiyeti başının altında olmadan uyumasın.”[1]

Birinizin üzerinde borç varsa ve ödemeye de gücü yetiyorsa ödesin. Onu ödemeyi geciktirmesin. Onu daha sonra ödeyip ödeyemeyeceğini bilemez ki!…

Borcunu ödemeye gücü yetip de onu ödemeyen nefsine zulmetmiştir. Zira Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:

“Zenginin (gücü yetenin) borcunu ödemeyip uzatması zulümdür.”[2]

Kavim (sûfîler) belâya sabır konusunda direnç gösterirler, sizin gibi sızlanmazlar. Onlardan birisi her gün bir belâya uğrar; bir gün belâ gelmezse: “İlâhî (CC)! Bugün ne günah işledim de “belâm”ı vermedin?” diye dua eder. Belâlar çeşit çeşittir. Bazısı bedende olur. Bazısı kalpte olur. Bazısı halktan gelir. Bazısı Hâlık’tan (CC) gelir. Çile çekmemiş kimsede hayır yoktur. Belâlar Hakk’ın (CC) çengelleridir. Abidin ve zahidin dünyada “himmet”e (ilâhî yardıma) nail olması dünyada Hakk’ın (CC) ikramları ve ahirette de cennetlerdir. Arifin dünyadaki himmeti imanının bâkî kalması, ahiretteki himmeti ise Allah’ın (CC) ateşinden kurtulmasıdır. Ona kalbinden şöyle denilinceye kadar onun isteği ve arzusu bitmez: “Ne oluyor! Sakin ol. Dur! Sende iman sabittir. Mü’minler imanları için senin nurundan nurlanıyorlar. Ve sen yarın da şefaatçi, sözü makbul biri olacaksın. Halktan pek çoğunun cehennemden kurtuluşuna vesile olacaksın. Şefaatçilerin önderi olan peygamberinin (SAV) yanında olacaksın. Başka bir şeyle meşgul ol!” İşte bu, sonunda imanın, marifetin, selâmetin altına mühürün basılmasıdır, imzalanmasıdır. Halkın havassı olan nebilerle (AS), resullerle (AS), sıddıklarla birlikte yürümektir.

Ey münafık!

Nifakla, yapmacık davranışlarla eline ne geçer? Sen izzet ve şerefini düşünüyorsun. Halkın kalbinde yer tutmayı düşünüyorsun. Elinin öpülmesini düşünüyorsun. Sen kendini de, besleyip büyüttüğün kimseleri de, kendine tâbi kıldığın kimseleri de hem dünyada, hem de ahirette ancak felâkete sürüklersin. Sen riyakârsın, deccalsın, halkın malının üzerine oturan zorbasın. Hoş, senin makbul bir duan olmadığı gibi, Sıddıkların kalplerinde de senin bir yerin yok! Allah (CC) seni bir ilim üzerine saptırmıştır. Toz toprak kalktığında altındakinin at mı, eşek mi olduğunu göreceksin! Toz toprak kalkınca “ricâl-i Hakk’ın” (Hak erlerinin) asil atlar üzerinde ve kendinin de topal eşek üzerinde olduğunu göreceksin. Şeytanların ve iblislerin panikçileri seni alıp götürecekler. Sufiler, öyle bir dereceye ulaşırlar ki, orada onlar ne dua ederler, ne de bir şey isterler. Ne her şeyin iyi gitmesi, ne de zararın defedilmesi gibi bir arzuları olmaz. Onlar ancak kalplerinden gelen bir emir üzerine dua ederler; bazen kendileri için, bazen halk için. Dilleri dua eder, ama onlar yaptıkları duadan haberleri olmaz. Allah’ım (CC)! Her hâlimizde sana karşı güzel edeple bizi rızıklandır. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”

[1] Buhârî, es-Sahîh, “Vasâyâ” hadîs no: 2587.

[2] Buhârî, es-Sahîh, “Havâle” hadîs no: 2166; Müslim, es-Sahîh, “Havâle” hadîs no: 1564.

Kaynak: Cilâü’l-hâtır 

50% LikesVS
50% Dislikes