Resulullah’ın Hicreti

Bismillahirrahmanirrahim

Hz. Resulullah Ve Hz. Ebubekir’in Hicreti

Sahih hadislerde ve siyret ulemasının nakillerinde şöyle rivayet edilmiştir:  Hz. Ebû Bekir (r.a.) Müslümanların birbirinin peşinden Medine’ye hicret ettiklerini görünce, hicret için Resûlüllah (s.a.v.)’tan izin istemeye geldi. Resûlüllah (s.a.v.) da ona: «Acele etme, yavaş ol! Umarım ki, Allah bana da izin verir» buyurdu. Hz. Ebû Bekir (r.a) de: «Anam ve babam sana fedâ olsun! Sen bunu umuyor musun?» dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) de cevaben: «Evet, buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, Resûlüllah’a arkadaşlık etmek için bekledi ve iki binek deve satın alıp ahırda besledi. Onların bakımını tam dört ay kendi üzerine aldı. (1)

Darul Nedve’de Hazırlanan Suikast Planı

Bu sırada Kureyş, kendilerinden olmayan ve Mekke dışından birtakım insanların Resûlüllah’ın etrafında cemaat teşkil ettiklerini görünce, Resûlüllah’ın, onların yanına gideceğinden ve kendileriyle savaşmak için bir ordu toplamasından korkuya kapıldılar.

Bunun üzerine Kureyş müşrikleri, Resûlüllah’ın durumunu görüşmek ve ona ne yapacaklarını kararlaştırmak için Daru’n-Nedve’de toplandılar. (Dáru’n-Nedve, Kusay bin Kilâb’ın evi idi. Kureyş önemli işlerini orada görüşürdü.) Sonuç olarak hepsinin görüşü şu şekilde toplandı: Her kabileden güçlü kuvvetli birer delikanlı alıp onların her birinin eline çok keskin birer kılıç verecekler. Bu delikanlılar, doğruca Resûlüllah’ın yanına gidecekler ve hepsi birden hücuma geçerek, bir tek adam vuruyormuş gibi kılıçlarını vuracaklar ve onu öldürecekler. Böyle olunca da, artık Abd-i Menafoğulları, onlarla yâni bütün kabilelerle savaşma gücünü kendinde bulamayacak… Bu komplo için belirli bir gün kararlaştırdılar. 

Bu karar üzerine Cebrail (a.s.) hemen Resûlüllah’a gelip, hicret etmesini emretti ve o gecede kendi yatağında yatmasının sakıncalı olduğunu bildirdi. (2)

Hicret Emrinin Gelmesi Ve Ebubekir Ra. Paylaşması

Buhâri’nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Âişe şöyle demiştir: Bir gün biz, öğle sıcağında Ebû Bekir’in evinde (yâni babasının evinde) oturuyorduk. Ev halkından biri, Ebû Bekir’e: «İşte Resûlüllah lah, başı sarılı olarak bize doğru geliyor!» dedi. Halbuki Resûlüllah bu saatte bize hiç gelmezdi. Hz. Ebu Bekir de: «Babam, anam ona feda olsun! Vallahi mühim bir hadise olmadıkça onun bu saatte gelmesi adeti değildi dedi. Hz. Aişe rivayetinde devamla der ki: Resulullah gelip, izin istedi, buyurun denildi, o da evimize girdi.

Hz. Peygamber (s.a.v.), Ebû Bekir’e: «Yanında bulunanları dışarı çıkar diye buyurdu. O da: «Babam, anam sana kurban olsun, ey Allah’ın elçisi, onlar senin ehlin ve mahremindir, yabancı kimse yoktur, dedi. Resulullah: «Hicret için bana izin verildi» buyurarak söze başladı. Hz. Ebû Bekir: (r.a) de: «Ben de size yoldaşlık etmek isterim deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.): «Evet olur» buyurdu. Ebu Bekir (r.a.): «Babam, anam sana kurban, ya Resulallah! Şu iki binek dovesinden birini beğen al dedi. Resûlüllah da: «Ancak bedeliyle, yâni parasıyla kabul ederim buyurdu.

Hz. Aişe der ki: Biz Resûlüllah ile Ebû Bekir’in yolluklarını hazırladık. Her ikisi için bir dağarcık içinde bir miktar azik yapıp, koyduk. Dağarcığın ağzı bağlanacağı sırada, Ebû Bekir’in kızı kardeşim Esma, belinin kuşağından bir parça yirtip, ayırdı da onunla dağarcığın ağzını bağladı. Bundan dolayı Esma’ya Zátu’n-Nitakayn: İki kuşaklı» adı verildi. (3)

Hz. Ali Ra. Geride Kalması

Resûlüllah (s.a.v.) doğruca Ali bin Ebû Talib’in yanına gidip,onun da; halkın kendisine emanet olarak bıraktığı eşyaları sahiplerine verinceye kadar Mekke’de kalmasını emretti. Çünkü Mekke halkından hiçbir kimse yoktur ki, üzerine titrediği eşyasını Resulullah’a emanet bırakmasın. Bunu Resûlüllah’ın doğruluğunu ve emanete riayetini bildikleri için yapıyorlardı.

Hz. Ebubekirin Geride Bıraktığı Ailesi

Hz. Ebû Bekir (r.a.) oğlu Abdullah’a, halkın kendileri hakkında gündüzün ne söylediklerini dinleyip, akşamleyin bu haberleri kendilerine getirmesini emretti. Kölesi Amir bin Füreyre’ye de koyunlarını gündüzün otlatıp karanlık basınca da, sütlerinden faydalanmak için Sevr mağarasına doğru getirmesini söyledi. Kızı Esma’ya da, her akşam kendilerine yetecek kadar yiyecek getirmesini söylemişti.

Ibn İshak ve İmam Ahmed, her ikisi de Yahyâ bin Abbad bin Abdullah bin ez-Zübeyr’den Hz. Ebû Bekir (r.a.)’in kızı Esma (r.a.)’nin şöyle dediğini naklediyorlar. Hz. Esma diyor ki; Hz. Peygamber, babam Ebû Bekir ile birlikte Mekke’den hicret ettikleri zaman, Eba Bekir parasının tümünü beraberinde götürdü. Paranın tümü beş veya altı bin dirhem kadardı. Hz. Esma devam ederek diyor ki; Onlar gittikten sonra dedem Ebu kuhafe evimize geldi. Dedemin gözleri de görmüyordu. Bize şöyle dedi: «Vallahi ben öyle sanıyordum ki o (Ebu Bekir), parasının tümünü yanında götürmekle sizi üzmüş.

Ben de ona dedim ki; «Hayır dedeciğim, o bize pek çok mal bıraktı. Ve ben hemen taşları alıp, babamın paralarını koyduğu, yerdeki mazgal deliğine koydum. Üzerine de bir örtü attım. Sonra dedemin elinden tutup: «Dedeciğim, elini şu paraların üzerine hele bir sür!» dedim. O da elini oraya sürünce: «Eh, bunu size bıraktığına göre mesele yok. Çok güzel, artık bu size yeter.- Vallahi o bize birşey bırakmadı. Ama ben bunu yapmakla, ihtiyarı sakinleştirmek istedim.. (4)

Resulullah (s.a.v.)’ın hicret ettiği gecenin yatsı vaktinde, müşrikler onun kapısının önünde toplanmış, kendisini öldürmek için bekliyorlardı. Fakat Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali’yi kendi yatağında yatmak için bırakıp, ona hiçbir kötülüğün ulaşamıyacağına onu ikna ettikten sonra, müşriklerin arasından çıkıp gitti. Halbuki Yüce Allah onlara bir nev’i uyuklama vermişti!..

Peygamber Efendimizin (asm) HicretiSevr Mağarasında Üç gün

Resûlüllah ve arkadaşı Ebû Bekir, saklanmak için doğruca Sevr mağarasına gittiler. Tercih edilen görüşe göre bu olay, bi’setten on üç yıl sonra Rebiü’l-Evvel ayının ikinci günü (20 Eylül 622) olmuştu.  Peygamberimizden önce Ebû Bekir mağaraya girerek mağaranın içinde yırtıcı hayvan veya yılanın olup olmadığını kontrol etmek ve Resûlüllah’ı korumak maksadıyla el yordamıyla etrafı yokladı.

Bu mağarada üç gün kaldılar. Ebû Bekir’in oğlu Abdullah Mekke’de olup bitenleri haber vermek için karanlık basınca yanlarına geliyor, geceyi orada geçiriyor, sonra tan yeri ağarmadan yanlarından ayrılıp, geceyi Mekke’de Kureyş’le birlikte geçirmiş gibi hemen şehre dönüyordu. Amir bin Füreyre de sürüden bir miktar koyun alıp onların yanına götürüyor. Abdullah oradan ayrılınca, Abdullah’ın

Ayak izleri belli olmasın diye onun peşinden koyunları geri getiriyordu. Ama müşrikler – Hz. Peygamber’in çıkıp gittiğini öğrendikten sonra – Medine yoluna dağıldılar ve bulunabilecekleri muhtemel olan her yeri aramaya başladılar. Hatta Sevr mağarasına kadar gittiler. Resûlullah ve arkadaşı müşriklerin ayak seslerini duydular. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir’i bir korku aldı. Hz. Peygamber’e fısıltı halinde; Onlardan biri eğilip bakıverse, mutlaka bizi görür.” dedi.

Resulullah da: «Ya Eba Bekir! İki kişinin üçüncüsü Allah olursa akıbetin ne olacağını, yani yakalanacağımızı mı sanıyorsun? bu yurdu. (5)

Allahu Teala müşriklerin gözlerini kör etti. Hatta onlardan hiçbirine mağaraya girme arzusunu vermedi ve onlardan hiçbirinin aklına mağaranın içinde ne olduğunu araştırmayı bile getirmedi.

Medine Yolunda Ve Süraka Olayı

Arama işi sona erip, Abdullah bin Uraykıt yanlarına geldikten sonra, mağaradan çıkarak, Abdullah bin Uraykıt’ın rehberliğinde, sahil yolunu tutarak yürüdüler. Abdullah bin Uraykıt, müşriklerden idi. Resulullah ve arkadaşı ona iyice güvendikten sonra, Medine’ye giden gizli yollarda kendilerine kılavuzluk etmesi için onu kiralamışlardı. Ayrıca, mağaranın dibinde iki binek devesi ile beraber buluşmalarını kararlaştırmışlardı.

Mekke müşrikleri, Hz. Peygamber’le Hz. Ebû Bekir’i bulup getiren herkese, her biri için yüzer deve vermeyi vaad ettiler. Bir gün Müdlic oğullarından bir cemaat, aralarında Süraka bin Cüşum olduğu halde, toplanmış oturuyorlardı. O sırada, kendilerinden bir adam yanlarına gelerek: «Ben biraz önce, sahile doğru yönelen birkaç yolcu karaltısı gördüm. Öyle sanıyorum ki bunlar, Muhammed ve arkadaşlarıdır» dedi. Süraka, adamın gördüğü yolcuların Hz. Peygamber ve arkadaşları olduğunu hemen anladı.

Fakat başkalarını onları aramaktan vazgeçirmek maksadıyla adama; «Senin gördüğün falan ve filan kişilerdir. Şimdi bizim gözümüzün önünden yitiklerini aramak için gittiler- dedi. Mecliste bir miktar daha kaldıktan sonra kalkıp gitti. Hemen atına binip sürdü. Resûlüllah’a yaklaşıncaya kadar atını dörtnala koşturdu. Sonunda, Resûlüllah’a ve arkadaşlarına yetişti. Bu sırada at sürçerek yere kapaklandı. O da attan düştü. Sonra tekrar ikinci kez atina bindi ve Resûlüllah’ın okuyuşunu duyuncaya kadar yanlarına yaklaştı. Resûlüllah arkasına bile dönüp bakmıyordu. Hz. Ebû Bekir ise, dönüp bakıyordu.

Sürakanın atının ayakları diz kapaklarına kadar kuma gömüldü. Sürāka tekrar attan düşerek yere kapaklandı. Sonra hayvanı kalkıncaya kadar zorladı. Fakat hayvan bir türlü ayaklarını kumdan çıkaramıyordu. Hattâ hayvanın ayaklarının izinden duman gibi bir toz bulutu göğe doğru yükselip dağıldı. Süráka, Resûlüllah’a birşey yapamayacağını kesinlikle anladı ve içine büyük bir korku çöktü.

Bunun üzerine Resûlüllah’tan eman diledi. Resûlüllah (s.a.v.) ve beraberindekiler, Süraka yanlarına gelinceye kadar durup beklediler. Süraka, Resûlüllah’tan özür dileyip bağışlanmasını istedi. Sonra onlara azığı ve diğer şeyler vermek istedi fakat onlar hiçbir şeyi ihtiyacımız yok dedi ancak ondan haberi yay mamasını istediler bunun üzerine o da yolda kendisine rastlayan lira ben her tarafı arayıp da aradım hiçbir yerde onları bulamadım benim aramam da size yeter dedi süraka verdiği sözden dolayı resulullah’ı ve beraberindekileri halkın nazarından saklayarak Mekke’ye döndü sürekli işler böylece sabahleyin Hz. peygamberi ve arkadaşını öldürmek için yanlarına giderken akşamleyin de onları koruyarak ve halktan onları gizleyerek geri döndü.

Kuba’ya Geliş

Resulullah (s.a.v.) Kuba’ya ulaşmıştı. Kuba’da bulunanlar, O’nu karşılamaya çıktılar. Hz. Peygamber, Kuba’da, Külsum bin Hedm’e
misafir olarak birkaç gün kaldı. Çünkü Hz. Ali (r.a) emanetleri sahiplerine verdikten sonra peygamberimize gelip burada ulaşacaktı. Resûlüllah (s.a.v.) burada, Kuba Mescidi’ni inşa etti. Kur’ân-ı Kerim’de Yüce Allah’ın: …ilk gündenberi temelleri takva üzere kurulan Mescid, içerisinde namaza durmana daha lâyıktır… (6) buyurarak tavsif buyurduğu mescid işte budur.

Daha sonra Resûlüllah (s.a.v.) Medine yolculuğuna devam etti. Mes’udi’nin rivayetine göre; Medine’ye, Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi girdi. (7) Ensar hemen, etrafını sardı. Hepsi, Resûlullah’ın kendi evine inmesini rica ederek devesinin yularını tutup çekiyor, Resûlüllah da, onlara: «Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği ona emredilmiştir!» diyordu. Deve, Ebû Eyyûb el-Ensari’nin evinin karşısında bulunan, Neccâr oğullarından iki yetim çocuğa ait bir arsaya varıncaya kadar, Medine’nin sokaklarında yürümesine devam etti. Resûlüllah (s.a.v.): «İnşaallah, konak yeri burasıdır) buyurdu. Ebû Eyyüb gelip, devenin göçünü kendi evine taşıdı. İbn Hişam’ın rivayet ettiğine göre; Neccâr oğullarından küçük kızlar dışarı çıkarak, Resûlüllah’ın gelişine ve kendilerine komşu oluşuna çok sevinip, şarkılar söylediler. Kızların sevinçle okuduğu beyt şudur: “Neccar oğulları oymağının kızlarıyız, biz. ne hoştur, komşuluğu Muhammedin!”

Hz. Peygamber (sav) onlara: “Beni seviyormusunuz?” diye sordu. Onlar da :evet ya Resulullah! dediler. bu sefer Peygamberimiz: “Allah bilir ki, kalbim sizin sevginizle dolu” buyurdu.

 

(1) Buhâri: 4/255. 

(2) İbn Hişam, Siyret: 1/155; İbn Sa’d, Tabakat: 1/212.

(3) İbn Sa’d’ın Tabakat’ında onun kuşağını parçalayıp bir parçasıyla su tulumunu, diğer parçasıyla da yemek dağarcığının ağzını bağladığının rivayeti vardır.

(4) İbn Hişam, cs-Siyret: 1/488; İmam Ahmed, Müsned: 20/282.

(5) Bu hadisi, Buhari ile Müslim rivayet etmiştir.

(6) Tevbe Suresi, ayet:108

(7) Mesudi. Murücüz-zejeb:C:2, s,279

Kaynak : Fıkhus siyre, Ramazan Elbuti

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir