Resulullah(sav)in Son Günleri Ve Vefatı

Bismillahirrahmanirrahim

Hz. Peygamberin Vefatı  

Hz. Fatıma’nın Hz. Enes’i görünce söylediği söz çok etkileyiciydi: Ey Enes! Efendimizi gömmeye – toprağa koymaya- nasıl gönlünüz razı oldu. Efendimizin vefatı sahabe efendilerimizi derinden sarstı. Bugün bile Onun vefatından bahsederken aynı duyguyu yaşıyoruz.

Baki Kabristanlığı Ziyareti Ve Başlayan Rahatsızlık:

Hayatının son yıllarında, Muhammed (AS) genellikle rahatsızdı. Altmış üç yaşındaydı. H. 11. yılın ikinci ayının son haftasında, bir gece Resulullah (sav)’in ey Ebu Müveyhibe! şu Baki kabristanında yatanlara istiğfar etmekle emrolundum. Benimle gel dedi. Ben de birlikte yürüdüm. Onların başucuna dikildiğimizde; “Ey kabir sahipleri! Selam üzerinize” diye seslendi. “insanların içinde bulunduğu hale göre sizin bulunduğunuz hal sizin için daha hayırlıdır. Fitneler Karanlık gece kıt’aları gibi birbiri ardınca geliyor. Sonraki gelenleri ise hep öncekinden daha şerli.” Sonra bana dönüp; “Bana dünya hazinelerinin anahtarları ile orada ebedi kalmak, bir de Rabbime kavuşup cennete girmek sunuldu ve muhayyer bırakıldım.” buyurdu. Ben hemen, Anam babam sana feda olsun ya Resulallah (sav), sen dünya hazinelerini ve ebedi kalmayı tercih et, sonra daha cenneti iste dedim. O da, “Hayır! Vallahi ey Eba Müveyhibe, ben Rabbime kavuşmayı, cenneti seçtim.” buyurdu. Sonra da Baki kabristanındaki daha önce ölmüş olan ve ilahi görevinin başarıya ulaştırılmasında kendisi ile birlik olup hayatını feda edenler için uzun uzun dua ve istiğfarda bulundu. Sonra evine döndü işte o sırada Resulullah’ın ağrısı başladı ta ki vefat edinceye kadar sürdü. 

Hz. Aişe (ra) Yanı Ve Baş Ağrısının İlerlemesi:

Evine döndüğünde hanımının baş ağrısından şikayet ettiğini duyunca ona şöyle dedi: “Esas başı ağrıyan benim!” Ertesi günü durumu ağırlaştı, ancak her gecesini sırayla hanımlarından birinin yanında geçirmeye devam etti. Artık buna da takati kalmayınca, hepsi birden, kendisine aynı yerde, yani hanımı Ayşe’nin yanında kalmasını söylediler. İki yeğeni, Ali ve el-Fadl ibn Abbâs’ın omuzlarına dayanarak Ayşe’nin odasına girdi. Rahatsızlığı daha da artmıştı. 

Ravzayı .mutahhara  Mihrab

 

7 Kuyu 7 Tulum Soğuk Su Ve Hutbe İle Vefatını İşaret Etmesi :

Şehrin yedi ayrı kuyusundan çekilen yedi tulum su getirmelerini ve başına dökmelerini söyledi. Bu tedavi kendisini o kadar rahatlattı ki, yatağından çıkıp Mescid’e gitti ve sahabeleri arasındaki yerini alarak, onlara, bir hutbe irat etti: “Allah’ın bir kulu vardı; Allah ona bu fani dünya ile kendi yüce katı arasında bir tercihte bulunma imkanı verdi; bu kul da Allah’ın yüce katını tercih etti.”

Ebu Bekir bunun manasını derhal anladı ve Muhammed (AS)’in kendi şahsından bahsettiğini fark etti; ağlamaya başlayıp şöyle dedi: “Ya Muhammed! Canımız ve ana-babamız sana feda olsun!” Muhammed (AS) şöyle karşılık verdi: “Sus, ey Ebu Bekir!” Sonra şöyle devam etti: “Bakınız, kapıları Mescidin avlusuna açılan bunca ev var. Ebu Bekir’in kapısı dışında hepsini kapayınız; zira davamda bana ondan daha çok yararlı hiç kimseyi tanımadım; gerçekten, insanlar arasında bir dost edinecek olsaydım, bu Ebu Bekir olurdu. Allah bizi kendi katında buluşturuncaya kadar, o benim sahabem ve iman kardeşimdir. 

 

Usâme’nin Komutanlığına Karşı Münafıkların Ortalığı Karıştırmalarını Engellemesi:

Ey insanlar! Usâme’yi (Müslüman bir elçi’nin katledildiği Suriye’ye doğru) sefere çıkarınız. Yeminim olsun! (Her ne kadar genç olsa da) Onun komutanlığına bir itirazınız var mı? Siz daha önce onun (azat edilmiş bir köle olan) babasının komutan seçilmesine de karşı çıkmıştınız. Gerçekten o, tıpkı babası gibi komutan olmaya layıktır.” Sonra minberden indi ve evine girdi.

Ensar Hakkında Son Hutbede Söyledikleri:

Allah’ın Uhud şehitlerine rahmetini esirgememesi için dua ve niyazda bulunduktan sonra, Resulullah şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler (Medine’ye göç eden Mekkeliler)! Size, Ensâr’a karşı iyi davranmanızı vasiyet ederim; zira insanlar çoğalacak, Ensar ise aynı durumda kalacaktır.Aralarında sığınacak bir yuva bulduğum bu insanlar, gerçekten benim güvenimi kazanmışlardır. Öyleyse onlar arasından iyilikte bulunanlara siz de iyilikte bulunun, kötülükte bulunanları ise bağışlayın!”

Resulullah (sav) Ashabıyla Helalleşmesi:

Yeğeni el-Fadl ibn Abbas da aynı hutbeden alınmış olan şu bölümü naklediyor: “Ey insanlar! Belki aranızda benden hak iddiasında bulunan kişiler çıkabilir. Kimin sırtına vurduysam, işte sırtım, gelsin vursun!. Kime hakaret etmiş ya da onurunu incitmişsem, işte şerefim, gelsin intikamını alsın. Kimin malını almışsam, işte malım, alsın ve benden bir itiraz gelecek diye asla çekinmesin, zira bu benim sünnetime sığmaz. Gerçekten, benim yanımda sizin en değerli olanınız, hakkını istemeyi bilen ya da ondan vazgeçendir. Böylece Rabbimin huzuruna yüzüm ak olarak çıkabileceğim.” O zaman cemaatten biri ayağa kalkıp, kendisine bir miktar -Taberî’ye göre 3 dirhem- borcu olduğunu söylemiş ve bu para derhal kendisine ödenmiştir.

Madinah Almunawwarah

Resulullah’ın (sav) Durumunun

Ağırlaşması Ve Kağıt Kalem İstemesi:

Ertesi gün durumu ağırlaştı ve bir kaç gün sürecek olan can çekişme haline girdi. Buhari’ye göre,Resulullah can çekişir vaziyette iken, bir gün evinde bulunanlardan şu istekte bulundu:“Bana bir yazı yazmam için kağıt getirin, sonra yolunuzu şaşırmayasınız.” İçlerinden bazıları şöyle dediler: “Resulullah çok acı çekiyor. Hem elinizde Kuran var; o bize yeter.” Ailenin bütün üyeleri aynı görüşte değildiler; bazıları şöyle dedi: “Size bir yazı bırakması ve daha sonra yolunuzu şaşırmamanız için kağıt getirin.” diğerleri bir başka şey söylediler. Her kafadan bir ses çıkmaya başlayınca, Resulullah:“Buradan çıkın gidin!” dedi.

Resulullahın (sav) Şifa en Üç Emri:

Aynı gün birkaç saat sonra, Muhammed (AS) şifahen üç şey emretti: “Yahudi ve Hristiyanları Arabistan’dan çıkarın; gelen yabancı heyetlere, benim adet haline getirdiğim gibi, hediyeler verin.”

Râvî İbn Abbâs, “üçüncüyü unuttum” diyor. Bu ayrıntılı bilgiyi bize Buhârî vermekte ve Resulullah’ın diğer bir sahabesi Abdullah ibn Ebî Evfâ’dan naklen, Resulullah’ın bu şifahi vasiyetinde, Kurân’a sıkı sıkıya yapışılmasını emrettiğini eklemektedir (krş. yukarıda  1486 vd. “Gayrimüslimler” bölümü).

 

Hz. Ebubekir (ra) İmamete Geçmesi Emri:

Hastalığının ilk evrelerinde Hz. Muhammed (sav) namaz kıldırmak için mescide çıkıyordu. Takatten kesilince, yerine geçmesi için Hz. Ebubekir (ra)’i görevlendirdi. Birinci defasında Ebu Bekir bulunamadığı için, haberci, namazı Ömer’in kıldırmasını söyledi. Fakat Ömer’in sesini tâ odasından duyan Resulullah: “Hayır, benim yerime Ebu Bekir’in geçmesi gerekir.” dedi. Tekrar Ebu Bekir’i aramaya gittiler. Ve bundan böyle Muhammed (AS)’in hastalığı boyunca namazla Ebu Bekir görevlendirilmiş oldu. 

Resulullahın (sav) Ebubekir ra. Namazda Uyması:

Bir gün, Muhammed (AS) kendisini daha iyi hissedip namazı kıldırmak üzere dışarı çıktı. Ebû Bekir namaza başlamıştı; ama Resulullah’ı görünce cemaatin arasına karışmak üzere geri çekiliyordu ki, Peygamber yerinden kıpırdamaması için işaret etti ve gidip yanına oturdu; Ebû Bekir, namazı bitirmek için ayakta kaldı. 

Bir Sabah Namazı Vakti Ve Tebessüm:          

Vefatının arifesinde olsa gerek, bir gün Resulullah kendisini birden iyileşmiş hissetti -fakat bu, hastanın son iyilik halinden başka bir şey değildi- ve evinin kapısına kadar geldi. Bitişikteki camide sabah namazını kılan insanlar bir kaç gün ortalıktan kaybolduktan sonra onu ilk kez görünce sevinçten çılgına döndüler. Ama hiçbiri de yerini terk edip namazını bozmadı. Resulullah bu disiplinden çok memnun oldu, gülümsedi ve gidip tekrar yattı Ve başını Hz Ayşe’nin göğsüne dayadı artık ölüm hali onu epey sarsmıştı yanındaki tasta bulunan suya ellerini daldırıp yüzüne sürüyor la ilahe illallah ölüm  acıları varmış diyordu. Hz. Fatıma bu halleri görünce “vah babamın çektiği ızdıraba!” diyerek feryada başladı. Resulullah (sav) ise “Babanda bugünden sonra sıkıntı kalmayacak” diye mukabelede bulundu.

Hz. Ebubekir (ra)’ın İzin İstemesi Ve Resulullah (sav) Üzülmesi:

Ebu Bekir, o zaman Resulullah’ın yanına gelip, geçmiş olsun dedi ve şehir dışında bulunan (Resulullah’ın hastalığı nedeniyle günlerden beri görmediği) ailesinin yanına gitmek için oradan ayrılma izni istedi. O buna izin verdi, ama birkaç saat sonra, Ebû Bekir bu ayrılışına çok üzüldü.

Resulullah(sav)’ın Mal Varlığı Ve Zırhı:   

Resulullah’ın sadece beyaz bir katırı, silahları (kılıç vs.) ve bir miktar arazisi vardı. Bu arazilerin gelirinin ailesi için harcanmasını ve kalanının Devlet hazinesine devredilmesini emretti. Hz. Muhammed (sav), hanımı Aişe’ye, elindeki (tamamı 7 dinar) parayı ne yaptığını sordu. O, parayı çıkardı ve Resulullah: “Sahip olduğu bu parayla Allah’ın huzuruna çıkmaktan utanacağını” söyleyerek, derhal fakirlere verilmesini emretti. Kendisine ait bir zırh, şehirde bir Yahudi tüccara 30 ölçek (sâ’; yani yaklaşık 40 kilo) arpa karşılığında rehin bırakılmıştı. Muhtemelen bu zırh, daha sonra ailesi tarafından geri alınmıştır.

Hastalığın Sebebi :

Resulullah (AS), son günlerinde “Hayber’in fethi sırasında bir kadının kendisine ikram ettiği zehirli bir yemek sebebiyle ölmek üzere olduğunu” söylemiştir. Resulullah’ın durumu fark ettiğini ve çiğnemekte olduğu eti ağzından çıkarıp attığını, aynı etten bir parça çiğneyip yutan bir başka sahabe ise oracıkta Şehid oldu. Muhammed (AS), hastalığı hakkında şöyle diyordu:“Zaman zaman bu zehirden çok çektim; şimdi ise beni şah damarımdan vurdu.”

Resulullah’a İlaç Verilmesi:

Birkaç saat sonra hastalık tekrar şiddetlendi. Kaynakların ifadesine göre, bir pazartesi sabahıydı. Resulullah artık konuşamıyor, hatta bir şeyler yeyip içmek için bile ağzını açamıyordu. Ailesinden bazı kimseler ona ağzının kenarından, dişlerinin arasından bir ilâç verilmesini önerdiler. Muhammed (AS) bunu yapmamalarını işaret etti. Sadece bıkkınlığını belirtmek istediğini sanıp, yine de ilâcı verdiler. Daha sonra, Resulullah kendine gelip de etrafındakilere ne yaptıklarını sorunca, onlar şöyle cevap verdiler: “Habeşistan’da zatülcenpten rahatsız olup ağzını açamayan hastalara bu ilacın verildiğini görmüştük.” Muhammed (AS) sinirlenip şöyle dedi: “Allah bana aslâ bu iğrenç hastalığı vermeyecek.” Sonra aynı ilacın aynı şekilde (ağızlarının kenarlarından ve dişleri arasından), amcası dışında oradaki herkese verilmesini emretti. Hastaya hürmeten, o gün oruçlu olan Resulullah’ın hanımlarından biri de dahil olmak üzere, bu emir herkese uygulandı.

 

Cebrail Ve Azrail (as) İle Konuşma:

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm), bu fani dünyada artık son dakikalarını yaşıyordu. Bu esnada, Hz. Cebrâil, Hz. Azrail ile birlikte geldi. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin hâl ve hatırını sordu. Sonra, “Ölüm meleği Azrail içeri girmek için izin ister.” dedi.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm) müsâade edince, Hz. Azrail (as) içeri girdi. Efendimiz (asm)’in önünde oturdu, “Yâ Resûlallah! Yüce Allah, senin her emrine itaat etmemi bana emretti. İstersen ruhunu alacağım, istersen sana bırakacağım.” dedi.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm)  Hz. Cebrâil (as)’e baktı. O da, “Yâ Resûlallah, Mele-i A’lâ sakinleri seni beklemektedir.” dedi.

Bunun üzerine Hâtemü’l-Enbiya Efendimiz (asm), “Yâ Azrail! Gel, memuriyetini yerine getir.” buyurdu.(Tabakât, II/259; İbn-i Kesîr, Sîre, IV/550.)

Misvak Kullanması Ve Son Sözleri:

Biraz sonra Muhammed (AS) tekrar kendisini çok kötü hissetti ve konuşamaz oldu. O sırada kayınbiraderi (Ebû Bekir’in oğlu) elinde bir misvakla odaya girdi. Muhammed (AS) arzuyla misvaka baktı. Zevcesi Ayşe kendisini anlayıp, Resulullah’ın dişlerini fırçaladı. O buna çok memnun oldu. Sonra Resulullah’ın başını alıp kollarına ve dizleri üzerine dayadı. Bundan sonra ne olup bittiğini onun ağzından öğrenelim: “Son olarak Resulullah, alçak sesle ara sıra: “Lâ ilahe illallah; ruhunu teslim etmek ne zor şeymiş!” diyordu. Güçlükle duyulan son sözü şu oldu: “Yüce Dost İle birlikteyim (Allahım-Refikı’l-A’lâ); sanki iki şık arasından bir seçim yapıyor gibiydi.” Ve elleri yanlara düştü.

Ayşe şöyle devam ediyor:“Gençtim, hiç bir şey anlamıyordum; şaşkınlığım arasında Resulullah kollarımda son nefesini vermiş ve benim hiç haberim olmamıştı! Odadaki diğer hanımlar ağlamaya başlayınca, başımıza neyin geldiğini anladım; Resulullah (AS)’ın başını yastığa koydum, ayağa kalktım ve ben de diğerleri gibi yüzüme vurmaya başladım.” Son böyle oldu…

Resulullah’ın Vefatı Ve Meleklerin Taziyesi:

Hz. Cabir’den naklen şu ifadelere yer verilmiştir: “Bazı melekler taziye sunmak için gelmişlerdi. Orada bulunanlar, onların varlığını hissediyor, fakat şahıslarını göremiyorlardı (fakat seslerini işitiyorlardı). Onlar şöyle diyorlardı:

Ey Ehl-i Beyt! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Her musibet için Allah’(a iman) da bir teselli yanı vardır. Her kaybın yerine gelen vardır. O halde Allah’a güvenin, O’na  ümit bağlayın. Gerçek mahrum kalan, sevaptan mahrum olan kimsedir. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.” (Hâkim, 3/59)  Hâkim’in sahih dediği bu hükmü Zehebi de tasdik etmiştir. (bk. Zehebi, Telhis-Hâkim

Resulullahı Kimler Yıkadı:

Hz. Peygamber (s.a.v.) vefat ettiğinde O’nu kimin yıkayacağı konusu bir an için cevapsız kaldı. Aslında peygamberimiz yıllar önce Hz. Ali’ye ‘Ben ölünce beni sen yıka’ demişti. Hz. Ali, ‘Ben ölü yıkamayı bilmiyorum’ dediğinde ise Efendimiz (s.a.v.) ‘Bu sana öğretilecek’ buyurmuştu.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vefat ettiği yer, Hz. Aişe’nin odasıydı. Muhtemelen 20 metrekare civarında olan bu odaya sınırlı sayıda insan sığabilirdi. Odanın ortasında Efendimiz sedir üzerinde uzanmış üzerine de çizgili bir örtü ile örtülmüştü.

Kuyulardan getirilen sular sahabenin ellerinden taşınarak içeri alındı. Efendimiz bu sularla yıkandı. Hz. Ali hariç Efendimizin yıkanması işini yapan herkes gözlerini kapattı.

Efendimizin üstündeki elbisenin çıkarılıp çıkarılmayacağı konuşulurken içeri bir ses girdi. Şöyle diyordu bu ses: “Peygamberi yıkarken elbisesini çıkartmayın.” Öyle de yaptılar. Suyu elbisenin üzerinden vücuduna döktüler. Hz. Ali ise eline doladığı bir bezle Efendimizin vücudunu sıvazladı.

Al-Masjid al-Nabawi | المسجد النبوي | Al masjid an nabawi ...Risalet Mührünün Kaybolması:

İlk asır Müslüman tarihçilerine göre, Muhammed (AS)’in sırtında, hayat hikâyesinde birçok kez sözü edilen bir tür et beni vardı. Ölümünden sonra, kendisini son kez yıkayanlar, bu beni artık bulamadılar. Bunun “Risâlet Mührü” olduğuna inanılmıştır; vefatı üzerine peygamberlik görevi sona erdiği için, bu mühür geri alınmıştır.

Cenaze Namazının Kılınması:

Hz. Ali, “O bizim dünyada imamımız, ahirette de imamımızdır. Kimse onun cenazesine imamlık yapmayacak” dedi. Ve buna uygun olarak önce ehli beyt erkek, çocuk, kadın ve yakınları tek tek girdiler içeriye ve tekil olarak -imamsız- namaz kıldılar. Sonra da diğer büyük sahabeler ve halkın geri kalanı erkek ve kadınlar gruplar halinde içeri girip cenaze namazını kıldılar. 

 
 
Mezarının Kazılması Ve Defnedilmesi:

Mezarını Ebu Ubeyde ve Ebu Talha’ya kazdı. 8 haziran Pazartesi vefat etti, Salı gecesi gömüldü. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Çarşamba gecesi gömüldüğünü söyleyen alimler de var. Efendimizin nereye gömüleceği sahabe tarafından tartışıldı. Hz. Aişe’nin daha önce gördüğü bir rüya ve gerekse de Hz. Ebu Bekir’in peygamberimizden “Peygamberler öldükleri yere gömülürler” sözünü nakletmesi üzerine vefat ettiği odada gömülmesine karar verildi. 

Kaynak: Çeşitli Siyer kitaplarından derlenmiştir. (M.Hamidullah, Ramazan el-Buti vb…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir