Ruh

Dünya zindanının karanlıklarına düşen, orada aşağıların en aşağısı olan bedene bağlı kalanların gönülleri, öfke ve şehvete esir, pek çok korku ve tehlikeyede açık ve korumasız olmuştur. Hayvanların yediği gibi yiyen, içtiği gibi içen, uyuduğu gibi uyuyan şevheti geldiğinde onu teskin edip yatıştıran biri bulunduğu bu halden ayrılıp farklı bir ortama gitse daralacak patlayacaktır. Karanlıklarda yaşamaya alışmış olanlar nuru görünce kör olacaklardır. Yaşadığı bu ortam onu asli vatanından ümitsizliğe sürüklemiş buradaki şartlara alışmanın getirdiği unutkanlık onu farklı kılmıştır.

Ruh hakkında konuşmak anlatılması zor bir iştir. Bu hususta dili tutmak akıllıların işidir.

وَيَسْپَلُونَكَعَنِالرُّوحِقُلِالرُّوحُمِنْاَمْرِرَبّٖىوَمَااُوتٖيتُمْمِنَالْعِلْمِاِلَّاقَلٖيلًا

17.85 –“Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.”

İbn Abbâs’tan gelen bir rivayet, ayrıntılarda farklar ihtiva ediyor. Şöyle ki: Yahudiler, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e:

“Bize ruhu haber ver; ruh nedir ve ruh, Allah’tan bir şey iken cesedde olan ruha nasıl azâb olunur?” diye sordular. O zamana kadar Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bu hususta bir şey nazil olmamış olduğu için Efendimiz (s.a.v.) bir cevap vermediler. Bunun üzerine Cibrîl geldi ve “Sana ruhu soruyorlar, de ki: Ruh, Rabbımın emrindendir ve size ilimden pek az bir şey verilmiştir.”  dedi.

Hz. Peygamber (s.a.v.) de onlara bunu haber verdi, yahudiler:”Bunu sana kim getirdi?” diye sordular. Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara: “Allah katından bunu bana Cibrîl getirdi.”  deyince onlar: “Vallahi bunu sana ancak bizim düşmanımız söylemiş.” dediler de bunun üzerine Allah Tealâ: “De ki: Kim Cebrail’e düşman olursa (bilsin ki) kendinden evvelkileri tasdik edici ve müminler için bir hidayet ve müjde olan Kur’ân’ı Allah’ın izni ile senin kalbine o indirmiştir.” âyeti kerimesini indirdi.”

Cüneyd-i Bağdadi “ Ruh; Allah’ın ilmini zatına aid kıldığı bir şeydir. Onun hakkında “ O, mevcut olan bir şeydir.” Demekten öteye bir şey söylemek caiz değildir.” (Avariful maarif sayfa 575)

Ebu Abdullah en Nebbeci: ” Ruh; (duyu organları ile) hissedilmeyecek kadar latif (gizli ve sırlı) elle dokunulmayacak kadar yüce, hakkında da “ O, vardır” demekten daha fazla söz söylenilmeyen bir cisimdir.”

Latif cevher olan, uyumayan, lezzet almayan, ölmeyen, halinin latifliğinden dolayı ruh denmiştir. Ruh, cisim elbisesini giymeden önce yaratılmıştır. Hakikat ehline bilgiler (ilham ve keşif vb.) ruh aracılığı ile yollanır.

Allah cc. dan üflenen ruha beden yaratılmış ve bedene biçilen görev, hal ve ömre göre ona emanet verilmiştir. Cismani hayatta tek hedef Arasat ta verilen sözün arkasında durulmasıdır. Kısa dünya hayatında emanet olan cisim asli vatana dönüşte bir elbise gibi çıkartılıp torağa bırakılacaktır. Ruh tüm latifliği ile yaşamaya devem edecektir. Lakin cismani âleme cevap veremez çünkü ondan ayrılmıştır.

Ruhlar bedenden bedene geçiş yapamazlar. Bu olayın arkasında arayış ve araştırma yapmak faydasızdır.

Ömer b. el-Hattâb, İbn Ömer ve Ebû Talha (ra) gibi ondan fazla sahâbeden nakledildiğine göre, Hazreti Peygamber sav, Bedir Savaşından sonra müşrik ölülerine hitaben şöyle seslenmiştir:

… فجعلينادىباسمائهمواسماءآبائهموقدجيفوا: يااباجهلبنهشاموياعتبةبنربيعةوياشيبةبنربيعةوياوليدبنعتبة! أيسركمانكماطعتماللهورسوله؟فاناقدوجدناماوعدناربناحقا،فهلوجدتمماوعدكمربكمحقا؟قال: فسمععمرقولالنبىصلىاللهعليهوسلمفقال: يارسولالله! ماتكلممناجسادلاارواحلها؟وهليسمعونيقولاللهعزوجل (انكلاتسمعالموتى)؟فقالرسولاللهصلىاللهعليهوسلم: والذىنفسمحمدبيدهماانتمباسمعلمااقولمنهم،واللهانهمالانليعلمونانالذىكنتاقوللهمالحق،وفىرواية: انهمليسمعون،غيرانهملايستطيعونانيردواعلىشيئا

“…Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Bedir günü, savaştan sonra, Kureyş’in ileri gelenlerinden savaşta ölen yirmidört kişinin cesetlerinin bir araya gömülmesini emretti. Bunun üzerine o cesetler, Bedir’deki kör bir kuyuya atıldılar.

Zaferin üçüncü günü, Hazreti Peygamber o kuyunun başında durdu ve:

“Ey Hişam’ın oğlu Ebû Cehil, Ey Rabîâ’nın oğlu Utbe, Ey Rabîa oğlu Şeybe ve Ey Utbe oğlu Velîd! Allah’a ve Resûlü’ne boyun eğmiş olsaydınız, bu inanç sizi sevindirir miydi?

Biz, Rabbimizin bize vadettiğinin aynısına kavuştuk, siz de Allah’ın vadettiğinin gerçek olduğunu gördünüz mü?”

Hazreti Peygamber sav’in bu konuşmasını Sahâbe duymuş ve Ömer ra.

— Ey Allah’ın Resûlü! Kendilerinde hiçbir hayat eseri olmayan şu cesetlere ne söylüyorsun, onlar duyabilirler mi? Allah, “Sen ölülere duyuramazsın!” buyurmuyor mu?” deyince, Hazreti Peygamber sav:

— “Muhammed’in hayatı elinde olan Allah’a yemin ederim ki, benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi duyamazsınız. Onlar şu anda benim söylediklerimin gerçek olduğunu anladılar. Onlar şu anda beni duyuyorlar ama bana cevap vermeye güçleri yetmiyor.” İbni Hişam siretül Nebi 2/292, mısır

Eğer ruh ölseydi Hz. Peygamber (sav.) böyle söylemezdi; Enes b. Mâlik (v. 93/711) radıyallahu anh Hazreti Peygamber’in sav şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

إِنَّالْعَبْدَإِذَاوُضِعَفِيقَبْرِهِوَتَوَلَّىعَنْهُأَصْحَابُهُإِنَّهُلَيَسْمَعُقَرْعَنِعَالِهِمْ

“Kul kabrine konulduktan sonra, dostları başucundan ayrılırken onların ayak seslerini duyar.”

“Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukur olacaktır.”(bk. Tirmizî, Kıyamet, 26).

Vasıti: “ Ruh, Allahın latif bir yaratığıdır. Bedenden sonra da yaşar, kıyamette cesetleri giyerek haşronulur.” İslam tasavvufu, s.521

وَلَقَدْخَلَقْنَاكُمْثُمَّصَوَّرْنَاكُمْثُمَّقُلْنَالِلْمَلٰئِكَةِاسْجُدُوالِاٰدَمَفَسَجَدُوااِلَّااِبْلٖيسَلَمْيَكُنْمِنَالسَّاجِدٖينَ

7.11 – Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” dedik. İblis’ten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı.

İbni Mes’ud radıyallahu anh dedi ki:

Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik ve kabul edilmiş olan Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem haber verdi ve şöyle buyurdu:

“Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk günde derlenir toplanır. Sonra ikinci kırk günlük süre içinde pıhtı haline döner. Sonra da bir o kadar zaman içinde bir parça et olur. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve melek, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur.”

Abdullah İbni Mes’ud der ki: Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki, sizden biri, cennetliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır da, sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer, cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve cehenneme girer. Yine sizden biri cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile cehennem arasında bir arşın mesafe kalır; sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer ve o kişi cennetliklerin yaptığı işleri yapmaya devam eder de, neticede cennete girer.

Buharî, Bed’ü’l-halk 6, Enbiya 1. Kader 1; Müslim, Kader 1. Ayrıca bk. Ebu Davud, Sünnet 16; Tirmizî, Kader 4; İbni Mace, Mukaddime 10

Abdullah b. Abbas ra şöyle dediği rivayet edilir.“ Ruh; Allah’ın Mahlûklarından bir varlıktır. Allah ruhları insanların suretinde şekillendirmiştir. Semadan inen her melek yanında bir de ruh bulunur.”

Said b. Cübeyr rah. Şöyle buyurmuştur; “ Allah teala, Arşdan başka, ruhdan daha büyük bir şey yaratmamıştır. Şayet o, yedi kat yerleri ve gökleri bir lokmada yutmak istese yutabilir. Onun yaratılış süreti meleklerin, yüzünün süreti de insanların ki gibidir. Kıyamet gününde Arş’ın sağında durur. Melekler de tek saf halinde onunla birlikte bulunurlar. O tevhid ehline şefaat edenlerdendie. Eğer onunla melekler arasında nurdan bir perde bulunmasaydı senavat ehli nurdan yanardı.” Avariful maarif suhreverdi sayfa 577

Şeyh Ebu Talip El-Mekki ks. “ Ruhlar, cesedde bulunan müstakil varlıklardır.” Kitabında  “ Ruh, hayır için harekete geçer. Bu hareketden kalbe bir nur zuhur eder. Melek bu nuru görerek kalbe hayrı ilham eder. Nefis de şer için hareket eder, onun hareketinden dolayı kalbe bir zulmet oluşur. Şeytan o zülmeti görerek kalbe iğva vermeye yönelir.” Der.

Çamurdan bir beden etten ve kemikten giydirilmiş bir halle yüce mevlasına yükselme mücadelesi ve gayretinde olan ruh ihtimam göstererek bütün yük oluşturan varlıklardan sıyrılarak Aşk ve şevk kanatlarıyla mevlasına yükselir. Bu esnada kalp ve nefiste ona uyacaktır. Eğer ruh kalp ve nefse meylederse onlarda ruhu heva heves bataklığına veya karanlığına çekecektir. Ruh sultani ve hayvani olmakla karşı karşıyadır. Biri cemal biri celal sıfatlarıyla tecelli olunmuştur.

Ruhun danışmanları hakkında azcok bilgi verdik ama biraz daha anlaşılır olsun diye bir örnek verelim; Bir beden ülkesinin patişahının danışmanları varmış danışman hayvani dünya işleri, toprak meseleleri, kazançlar, vergiler her türlü desise ve hileli işler hakında fikirler sunarmış. Sultani olan danışman hak, adalet, Allah adının anılması, emirlinin yerine getirilmesi, iyilik ve güzel ahlak ilkelerine uyulması hususunda fikirler sunarmış. Patişah hangisine meylederse teba ona göre hareket eder eğer iyilik hâkimse herkes iyi kötülük hâkimse herşey kötü olur. Evet, ruhun bir melekten bir de şeytandan danışmanı vardır. Bu iki danışman devamlı beden ülkesinde savaş halindedir.

Ruh, bedenin kendisiyle ayakta durduğu ve onun sebebiyle canlı ismini kazandığı bir varlıktır. “ Ruhlar cismani hayatı terk ettikten sonra berzahta dönüp dururlar. Dünyanın hallerini ve melekleri görürler. Semada insanoğullarının halleri hakkında ne konuşulduğunu işitirler. Bir takım ruhlar arşın altında bulunurlar. Bazı ruhlar da, dünya hayatından Allah cc. yolunda yaptıkları sa’y ve gayretlerinin ölçüsünde cennetlerde ve diledikleri yerlere uçup dururlar.”

Said b. El-Müseyyeb rah, Selmani Farisi Ra. nin şöyle dediğini rivayet etmiştir. “ Müminlerin ruhları, Berzahta, yer ile sema arasında bulunur. Allah cc. onların cesetlerine gönderinceye kadar diledikleri yere giderler.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir