Sabır-Hüzün-Marifetullah-Adab-ı Muaşeret

49. Sohbet: Sabır-Hüzün-Marifetullah-Adab-ı Muaşeret

Tevhidiniz ne kadar da az! Allah’tan (CC) razılığınız ne kadar da az! Allah’ın (CC) istediği dışında, aranızda hiçbir ev (kalp) yok ki, içerisinde Cenâb-ı Hakk (CC) ile tartışma ve O’ndan (CC) hoşnutsuzluk olmasın. Halkı ve sebepleri ne kadar da çok şirk koşuyorsunuz! Allah’ı (CC) değil de, falan ve falan kişileri rab ediniyorsunuz. Faydayı, zararı, bağışlara nail olmayı veya olmamayı onlara izafe ediyorsunuz. Böyle yapmayın. Rabbinize (CC) dönün. Kalplerinizi O’nun (CC) için boşaltın. O’na (CC) tazarru edin. İhtiyaçlarınızı O’ndan (CC) isteyin. Sizin için başka bir yer yok. Başka kapı yok. Bütün kapılar kapalı; sâdece O’nun (CC) kapısı açık. 

Tenha yerlerde O’nunla (CC) baş başa kalın. 

O’nunla (CC) konuşun. İman dillerinizle O’na (CC) hitap edin. Aile fertleri uyuyup, halkın sesi kesilince her biriniz temizlensin. Yüzünüzü secdeye koysun. Tevbe etsin. Özürler dilesin. Günahlarını itiraf etsin. Emellerini arz etsin. İhtiyaçlarını dilesin. Göğsünü sıkıştıran her şeyi O’na (CC) şikâyet etsin. Sizin Rabbiniz O’dur (CC), başkası değil. İlâhınız O’dur (CC), başkası değil. Melikiniz O’dur (CC), başkası değil. Afet okları yüzünden O’ndan (CC) kaçmayın. Zararda ve faydada, zorlukta ve rahatlıkta, size gelen her şeyin gerçek fâili O’dur (CC). Bunlar O’nu (CC) tanımanız, şikâyetlerinizi O’na (CC) yapmanız, O’nun (CC) için sabretmeniz ve O’na (CC) “tevbe etmeniz” (dönmeniz) içindir. Cezalar avam içindir. Kefaretler muttaki mü’minler içindir. Yüksek dereceler ise, mü’min, müeyyed (desteklenmiş) ve sıddık olan Salihler içindir. 

Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: “Biz peygamberler insanlar içinde en şiddetli belâya uğrayan kesimiz. Sonra diğerleri, sonra da diğerleri gelir.”(1)

Mü’min, bir belâya uğradığında sabreder ve belâsını halktan saklar, onlara şikâyet etmez. Bundan dolayı Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: “Mü’minin sevinci yüzünde olur. Onun kalbinde ise hüzün vardır. Kalbine diğer insanlar muttali olmasın diye o, hüznü sevinçle karşılar.”(2) Bâtınlarındaki hazineleri gizlerler. Bâtınlarındaki yükleri, azıkları gizlerler. Hüzün kalp azığı, kalp yüküdür; havf nefsin azığıdır. Hüzün, kalplere sır hikmetlerini yağdıran bir buluttur. Allah-ü Teâlâ (CC): “Ben kalpleri benim için kırılmış olanların yanındayım”(3) buyurmuş iken, onlar hüzün ve inkisar üzere nasıl sabretmesinler? Onların kalpleri her ne zaman uzaklık sebebiyle kırılsa, kurbiyet onlara zorla gelir. Her ne zaman halktan uzaklaşsalar, Allah-ü Teâlâ (CC) ile ünsiyet onlara öyle bir gelir ki! Her ne zaman halktan uzaklaşıp soğusalar, Allah-ü Teâlâ’nın (CC) ünsiyeti ile ünsiyet, yakınlığı ile yakınlık bulurlar.

Dünyada hüzünleri ne kadar çok olursa, ahiretteki ferahları da o derece çok olur.

Peygamberimiz (SAV) çok hüzün ve tefekkür-i daim sâhibi idi. Sanki birisi O’na (SAV) konuşuyor veya sesleniyor da O (SAV) ona kulak veriyormuş gibi idi. O’nun (SAV) halifeleri, nâibleri ve vârisleri de çok hüzün ve tefekkür-i daim sâhibidirler. Onlar fiillerinde nasıl o Peygamberlerine (SAV) uymasınlar ki, O’nun (SAV) makamına geçmişlerdir; O’nun (SAV) yemeğinden yerler, O’nun (SAV) içeceğinden içerler; O’nun (SAV) binekleri üzerinde taşınırlar; O’nun (SAV) kılıçları ve mızrakları ile savaşırlar. 

Sufiler, isimleri ve lakapları yönünden değil, halleri ve makamları cihetiyle, onlara mahsus özellikler ve faziletler yönünden Peygamberlere (AS) vâris olmuşlardır.

“Evliyâ”nın ve “abdâl”ın sayısı bellidir;(4) onlar artmaz da, eksilmez de. Onlardan kiminin durumu hayatlarının ilk döneminde, kiminin durumu da son döneminde belli olur. Haller onunla değişir. O, Allah’ın (CC) ilmi içerisindedir ve Allah’ın (CC) velisidir. Masumluk (günahsızlık) bedel olmanın ve Veli olmanın şartlarından değildir; Peygamberlerden (AS) sonra masum gelmeyecektir. “İsmet” (gühahsızlık) Peygamberlerin (SAV) sıfatlarındandır. Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Allah-ü Teâlâ’nın (CC) velilerinden birisi günah işlediği zaman melekler güler ve birbirlerine şöyle derler: Bakın, bakın, bir Allah (CC) velisi nasıl da günah işliyor!” Onun günahından, küfründen, uzaklığından, nifakından nasıl da taaccüp ediyorlar, hayrete düşüyorlar? Halbuki onlar onun birkaç gün sonra mukarreb, mutahhar (tertemiz), şefaatçi, rehber ve vâris bir Veli olacağını bilirler.

Ey münafık! 

Senin bu sözü dinlemekle eline ne geçiyor? Çık git; sen Allah’ın (CC) düşmanısın, sen O’nun (CC) Resûlünün (SAV), Peygamberlerinin (AS) ve Velîlerinin (RA) düşmanısın. Eğer hilim sâhibi olmasaydım ve Allah’tan (CC) utanmasaydım, buradan iner, seni boğazından tutar ve dışarı atardım! Neyin varsa hepsi boş bir heves…

Ey cemaat! 

Amel edin, ihlaslı olun ve ucüplenmeyin, böbürlenmeyin. Yaptığınız amellerdeki başarınızla Rabbinizi(CC) minnet altına almaya kalkmayın. Ucüp sahibi cahildir. Minnet altında bırakan cahildir. Halka karşı büyüklenen cahildir. Tevazu Rahman’dan (CC), tekebbür ise şeytandandır. Kibirlenenlerin ilki İblistir; o bu yüzden lânete ve nefrete uğramıştır, tart edilmiştir, mahrum edilmiştir. Eğer zül ve tevazu için yüksek bir derece olmasaydı, Allah-ü Teâlâ’yı (CC) sevenler ve O’nun da (CC) kendilerini sevdiği kimseler şu şekilde vasıflanmazlardı: “Ey iman edenler! Sizden her kim dininden dönerse bilsin ki: Allah (CC) öyle bir topluluk getirir; O (CC) onları sever, onlar da O’nu (CC) severler. Onlar mü’minlere karşı zül (tevazu), kâfirlere karşı ise şeref ve izzet sâhibidirler.”(5)

Mü’minler mü’minlere karşı zül ve tevazu gösterirler, kâfirlere karşı ise üstünlük ve şiddet gösterirler.

Onların mü’minlere karşı gösterdikleri zül de, kâfirlere karşı gösterdikleri tekebbür de bir ibadettir. Mü’min halka karşı tekebbür göstermez, bilakis onlara karşı zül gösterir. Halkın işini ve hâlini zül ve tevazusu ile gizler. O melikin evinde O’na (CC) yakındır. Oradan dışarı çıkacak olursa, Rabbiyle (CC) beraber ve bir hizmetçi kıyafetinde çıkar. Böylece, kimse onun Rabbine (CC) yakınlığını bilmez. Meselâ bir vezir, sultanla birlikte tebdil-i kıyafet ederek dışarı çıkar. Dostlarından biri veziri tanır ve onunla konuşur. O anda vezir o adama karşı kibirlenerek ve onu bir kenara çekerek: “Bak, sultan benim yanımda” diyemez. Bilakis ona gülümser. İşine bakar, hatta yanındakinin kendi hizmetçilerinden birisi olduğunu ima eder, onu gizler.

Ey oğul! 

Ne onların hallerini biliyorsun, ne de sözlerine inanıyorsun. Halkla beraber oluşun onlardan seni perdeliyor. Dünya makam ve mevkisi sevdan, baş olma isteğin seni onlardan perdeliyor. Eğer onları istemede samimi olsaydın, onları görür ve onların sözlerinden istifade ederdin.

Yazık sana! 

Onların ilmine sâhip olmayan bu âlimlerin meclisine gitme. Benim yanımda içtiğini onların yanında dökme, yoksa şarap sana tesir etmez. Onların hepsi de ilmiyle amil olanlara nispetle avamdır, halktır. İlmiyle amel etmeyen kimse, isterse bütün ilimleri yutmuş olsa dahi avamdır. Allah-ü Teâlâ’yı (CC) tanımayan herkes avamdır. Allah-ü Teâlâ’ya (CC) karşı havfi olmadığı halde recası olan herkes avamdır. Halvetinde de, celvetinde de takva sâhibi olmayan kimse avamdır. Boşuna bana yol göstermeyin; benim indimde sizin halleriniz şu güneş gibi apaçık. Sizler âdeta oyun oynayan çocuklarsınız. Şehvetlerinizi yerine getirmek istiyorsunuz.

Sizler halkın kulusunuz.

Onların atâ ve ihsanlarının kulcuklarısınız. Metihlerinin ve zemlerinin kullarısınız. Boşuna bana delil getirmeyin; benim şüphem kalmadı. Kapının dışında olan da, evin içinde olan da benim nazarımda birdir. Kalplerinizde olan her şeyin yüzünüzde izleri ve işaretleri var. Beni sizin aranızda oturtan ve beni size konuşturan Allah’ı (CC) tenzih ederim. Ben kendim hakkında da, sizin hakkınızda da, kısmetim hakkında da zahidim. Müjdeler olsun bana ki, ben yemiyorum, içmiyorum, giymiyorum, evlenmiyorum, görmüyorum ve gösterilmiyorum… Müjdeler olsun bana ki, ben sizden uzakta duruyorum ve size sözle değil, işaretle vaaz ediyorum. Ben münafıkları, isyankârları ve müşrikleri görmekten hoşlanmıyorum, ama onlarsız da olmuyorum. Onlar hasta, ben ise onların ateşiyim.

Ey oğul! 

İmanda müptedi olan kimse onlardan bir tanesini bile görmeye katlanamaz ve bir an dahi çekemez; bir münafık veya bir isyankâr veya bir müşrik gördüğünde öfkelenir, hatta elinden gelse onu öldürür. Öyle ki, onlardan bazıları bir kâfir gördüğünde öfkesinin şiddetinden bayılıp yere düşer. Daha da ilerisi, onların bu hâli Allah-ü Teâlâ (CC) için gösterdikleri gayret ve kıskançlıktan ve o kişiye olan öfkelerinden kaynaklanır. “Bir kul nasıl olur da kâfir olur?” Şüphe yok ki, böyle düşünenler müptedidirler. Zira iman başlangıçta zayıf olur, nihâyet ise kuvvetli olur.

Derler ki:

“Münafığın yüzüne ancak arif güler.” Çünkü ameli çok, mahareti çok ince ve tıbbı yerleşmiş olduğu için o, münafığın yüzüne gülümser. Yâni: “Senin devan bendedir, yaklaş!” demektedir. Onu kendine çekebilsin, onunla meşgul olabilsin diye, ona karşı güzel konuşur. Kendisiyle ünsiyet kurabilsin onunla ünsiyet kurar. O kâfir, arife yakınlaştığında onun hastalığını iyileştirir. Ona islamı ve imanı sunar. Bunların vasıflarını, özelliklerini ona anlatır. Ona Rabbinin (CC) kelâmını sunar. Onunla Allah-ü Teâlâ (CC) arasında sulh (barış) olacağına garanti verir. Gün geçtikçe onun küfrü, nifakı ve masiyeti erir, kalbinin hastalığı azalır. Nefsinin cerahati iyileşir. Zahiri de, bâtını da herhangi bir husumet ve münazaa olmaksızın, herhangi bir azarlama veya vurma olmaksızın düzelir.

Hz. İsa b. Meryem (AS) ve Hz. Yahya b. Zekeriya (AS) çölde Cenâb-ı Hakk’ı (CC) tesbih ediyorlardı.

Gece olunca Hz. Yahya (AS) mü’minlerin köyüne gitti. Hz. İsa (AS) da fasıkların köyüne gitti. Hz. Yahya (AS) halinin zayıflığından dolayı mü’minlere, Hz. İsa (AS) da hâlinin kuvvetinden dolayı fasıklara vaaz etmek, onları uyarmak ve onların ellerinden tutup, Rablerinin (CC) kapısına götürmek için gitmişlerdi. Bu, mü’minler arasında namaz kılmak ve oruç tutmak isterken, öbürü insanları Allah-ü Teâlâ’ya (CC) ve O’na (CC) kulluğa çağırmak istiyordu. Arifin yevmiyesi ve ibadeti halkı Allah-ü Teâlâ’ya (CC) dâvet etmektir. O bu makamda Allah-ü Teâlâ (CC) ile beraber olmaktan geri durmaz. Mü’min ameledir, mü’min gündelikçidir; arif-billâh bina yapandır (mimardır); âlim-billâh ise mühendis ve yol yapan kimsedir.

Yazık sana! 

İslam’ını düzeltmeden nasıl bu makama çıkar ve halka ilim öğretirsin? Aşağı in! Aksi halde baş aşağı indirilirsin. Allah-ü Teâlâ’nın (CC) dinini koruyacağı, münafık kimseleri velâyetinden azledeceği, kürsülerinden alaşağı edeceği, halka konuşmalarını engelleyeceği muhakkaktır.

Ey münafıklar!

Benim halka karşı genel bir muhabbet ve dinde herkes için velâyet sâhibi olduğumu bilmiyor musunuz? 

Ey bütün halk! 

Ben Allah-ü Teâlâ (CC) ile size karşı zenginim. Dünyadan zerrece bir şeye sâhip olmasam dahi, zenginlik benim ellerimdedir. Halktan birisi bana bir şey verirse veya bana bir iyilik ederse, ben onu Allah-ü Teâlâ’nın (CC) elinden alırım ve o iyiliği onun hezeyanı, Rabbine (CC) karşı cehaleti ve O’ndan (CC) uzaklığı olarak görürüm. Birisine bir şey verdiğimde de bunu Allah-ü Teâlâ’nın (CC) muvaffakiyeti sayarım. O’nun (CC) atâ ve ihsanı nasıl benim elimden çıkmasın ki, ben gerçekte verenin Allah-ü Teâlâ (CC) olduğunu, kendim olmadığını bilirim. Önemsemen kadar atâya kavuşursun, önemsemen kadar men edilirsin. Bundan dolayı Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki, Allah (CC) yüce işleri sever, önemsizleri değil.”(6)

Ey cemaat! 

Çoluk çocuğunuza ve eşlerinize edep öğretin, Allah-ü Teâlâ’ya (CC) ibadeti, O’na (CC) karşı güzel edepli olmayı, O’ndan (CC) râzı olmayı öğretin. Rızıklarınız hususunda kalp yönünden endişelenmeyin, ama kazanç ve çaba yönünden onları önemseye bilirsiniz. Ben sizlerin çoğunu evlat terbiyesini terk etmiş, fakat rızık konusuna büyük önem veren kimseler olarak görüyorum. Aksine gidin, gittiğiniz yoldan dönün… Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Hepiniz çobansınız (gözeticisiniz) ve hepiniz güttüğünüzden (gözetiminizden) sorumlusunuz.”(7) Baba, evlâdından ve eşinden sorumludur, evlat ve eşler de babadan sorumludur. Her lider kendisine tâbi olanlardan sorumludur, her tâbi de liderinden sorumludur. Öğretmen öğrencilerinden sorumludur. Muhtar köy halkından sorumludur. Sultan memleketindeki insanlardan sorumludur. Mü’minlerin lideri de –ki, o halkın tamamını gözeten kimsedir- halkından sorumludur. İçinizde sorumlu olmayan kimse yoktur.

Herkesin bir derecesi vardır.

Zulmetmemeye çalışın. Hakları hak edenlere vermek uğrunda çabalayın. Aranızda hediyeleşin. Birbirinize merhamet edin. Birbirinize lânet okumayın. Birbirinize kahretmeyin. Birbirinize güzellikle, hoşlukla muamele edin. Gizli yönlerinizi araştırmayın. Birbirinizin hatalarını affedin. İnsanları Allah-ü Teâlâ’nın (CC) örtüsü altına çağırın. Hiçbir teftiş, tecessüs (araştırma) ve meraklanma olmaksızın, marufu emredin, münkerden menedin. Ortaya çıkan hataları görmezden gelin; siz gizliden sorumlu değilsiniz. Siz insanların hatalarını örtün ki, Allah-ü Teâlâ (CC) da sizin hatalarınızı örtsün. Hz. Peygamber (SAV) insanların hatalarını örtmeyi sever, iz ve işaret peşinde gitmekten hoşlanmazdı. Bundan dolayı şöyle demiştir: “Sınırı şüphelilerle bitirin.”(8) Ve güneşi işaret ederek, Hz. Ali’ye (KV) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali (KV)! İşte bunun gibi apaçık olanlar için şâhitlik et.”

Ey oğul!

İhsan, hakkı vermek ve bazı hakları almaktır. Gücün varsa hakkının hepsini hibe et, bağışla, hatta fazlasını da ver. Bu senin için imana ve Rabbine yakınlığa dönecektir. Tarttığında fazla fazla tart ki, Allah-ü Teâlâ (CC) da kıyamet gününde senin mizanını fazla fazla tartsın. Ey tartıcı! Fazla fazla tart ki, senin için de fazla fazla tartılsın. Katı olma. Hz. Peygamber (SAV) birisinden bir şeyler ödünç almıştı. Geri öderken tartıcıya şöyle dedi: “Fazla fazla tart.”(9) Biriniz birisinden bir borç aldığında -başlangıçta şart koşulmaksızın- aldığından daha iyisini veya fazlasını ödesin.

Ey cemaat! 

Allah’tan (CC) Allah’ın (CC) kurbiyetini satın alın. Allah’tan (CC) Allah’ı (CC) satın alın. Kısmetlere gelince, onlar yazılmıştır, kaydedilmiştir. Talep etseniz de, talep etmeseniz de, Rabbinize (CC) ibadet etseniz de, isyan etseniz de, iyi olsanız da, kötü olsanız da onlar ne artar, ne eksilir. Onların sonradan geleni öne geçmez, önce geleni ertelenmez. Size düşen, kalp cihetinden halktan çıkmak ve sır ayaklarınız üzerine Rabbinizin (CC) huzurunda ayakta durmaktır. Muhakkak ki, Allah-ü Teâlâ (CC) gerçek razıktır, gerçek rızık verendir. Diğerleri ise ancak “rızık verilen”dir. O (CC) zengindir, diğerleri fakirdir. O (CC) kâdirdir, güçlüdür, diğerleri âcizdir. Hareket ettiren, sükûnet veren, musallat eden, musahhar kılan hep O’dur (CC). Halk O’nun (CC) elindeki bir sebepten ibarettir. O (CC) her şeyi sebep kılmıştır. Kalpleriniz yönünden, halvetleriniz, manalarınız ve sırlarınız yönünden halkı unutun. Masivayı kalplerinizden çıkarın. O’ndan (CC) başka bir şeyin isteği ve arzusu olduğu halde kalplerinize nazar edilmesinden sakının. İslam olun, teslim olmaya çalışın. Tevhid edin, birleyin ki, vahdeti bulasınız.

Kadere razı olun, mukadderde fâni olun.

Rabbinizi (CC) dinleyin, halkı dinlemekte sağır olun. Halkı dinlemeye karşı bir saatçik de olsa sağır ve onları görmede kör olun. “Cesaret bir saatlik sabretmektir.” Bütün kalbinizle bu saatte tevbe edin. Ölümü ve ondan sonrasını düşünün. Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: “Zevkleri yerle bir edeni çokça anın; o çok hatırlanan şeyleri azaltır, az hatırlanan şeyleri çoğaltır.”(10) Ölümü düşünmek nefis hastalıklarının devası ve kalpler için bir azık ve faydadır. Ölümü unutmak kalbi katılaştırır ve ibadetlere karşı tembelleştirir. Ölümü unutmak insana, halkı dikkate alma, zararı ve faydayı ondan görme, onlara izafe etme duygusu verir ve onu küfre iter, karartır, Rabbinden (CC) perdeler. Sebeplere güvenmek imanı eksiltir; ikan nurunu söndürür; kalbi Rabbinden (CC) perdeler; O’ndan (CC) nefret etmeye sevk eder; O’nun (CC) gözünden düşmeye sebep olur; O’nun (CC) kurbiyetinin kapısını kapatır. Vah sizlerden çektiklerim! Bu hâlinizle nasıl ölürsünüz! Kalpleriniz imandan, ikandan, tevhitten, ihlastan ve marifetullahtan bomboş… Rabbinize (CC) karşı itirazınız ne de çok! 

Yazık sizlere! Siz kimsiniz? Ne kadar da küstahsınız! 

Bütün işiniz gücünüz gece gündüz Rabbinize (CC) itiraz etmek. İtirazcı, kurbiyet kokusunu duyamaz. Eline zerrece bir şey geçmez. Rabbinize (CC) karşı itirazı terk edin, ey kalplerini kaybetmişler, ey imanı gerilerine atmışlar!

Allah’ım (CC)! 

Bizi sevdiğin şeylerle bir araya getir. Sevmediğin şeylerden bizi ayır. “Bize dünyadan da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.” (Âmin)


Dip Notlar 

1- Buhari, es-Sahih, “Mardâ” 3; Tirmizî, es-Sünen, “Zühd” 57.

2- bak.: Hâkim, el-Müstedrek, IV/315.

3- Zebîdî, İthâfü’s-sâde, VI/290.

4- Kanaatimizce Hazret burada, sayısı belli olan ricâl-i gaybı kesdetmektedir.

5- Mâide S. A.45.

6- Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, hadîs no: 2894.

7- bak.: Buhârî, es-Sahîh, “Cum’a” hadîs no: 853 (bu hadîsin anlamı hakkında açıklama için 34 no.lu dipnota bakınız).

8- bak.: Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, I/63 (no: 166).

9- Ebû Dâvûd, es-Sünen, “Büyû’” hadîs no: 3336.

10- Tirmizî, “Zühd” hadîs no: 3308.

Kaynak: Abdulkadir-i Geylani (Ksa), Cilâü’l-hâtır 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın