Sabr-û Sebat

Onuncu Vaaz: Sabır

“Ey iman edenler, sabr û sebat gösterin. Birbirinize sabırlı olmayı telkin edin, onlara galebe çalın. Sınırlarınızda nöbet bekleyin, (yurdunuzu çiğnetmeyin). Bu sayede felah bulacağınızı (korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşmayı) reca edebilirsiniz.” (Al-i İmran / 200)

 

Sabır hakkında birçok ayet vardır. Hepsi de sabırda olan hayra, üstün nimete, güzel mükafata, ilahi bahşişe, dünya ile ahiret huzur ve rahatına delâlet eder. O halde sabırlı ol. Acele gelen hayrı (dünyayı) gördünüz.  Ahirete gelecek olanı te mine çalışın… Kabirleri ziyareti, salih kişilerin meclisine gitmeyi ve hayırlı işlerde bulunmayı ihmal etme. Böyle yaparsan işin düzelir.

Genç kardeşim! 

Sabretmeyi bil.. Çünkü dünyanın hepsi afet ve musibettir. Bunun dışında müstesna olan varsa o nadirattandır. Hiç bir nimet yoktur ki yanı başında bir hikmet bulunmasın. Hiç bir ferahlık yoktur ki beraberinde sıkıntı olmasın ve hiç bir genişlik yoktur ki onunla birlikte bir darlık bulunmasın..

Ey Hak yolcusu! 

Düşmanın darbesine sabret.. Yakında sen ona gereken darbeyi indirir de katledersin, varını yoğunu elinden alırsın. Çünkü sabır Allah’ın yardımını (Nusret) bulmanın, kadri yüce olmanın ve şerefli yaşamanın sebep ve anahtarıdır. Muttaki, mütevekkil, güvenilir bir kimse olmak istiyorsan sabırlı ol.. Çünkü bütün hayırların temeli sabırdır. Sabır hususunda niyetin doğru olur, Allah ve lillah için bu yola girersen, O’na yakınlık peydâ etme aşkı bütün varlığını sarar, kalbin bu sevgi ve aşk ile dolup taşar.

Sabır, kaza ve kaderde Allah’a muvafakat etmektir. Zira kaza ve kader onun ilmiyle önceden sübut bulmuştur; halktan hiç bir kimse onu silmeye muktedir değildir.

Evet, bu yakin hâsıl etmiş mümin-i kâmil yanında böyle sübut bulmuş. o da bu sebeple Allah’ın takdirine ihtiyarı olarak sabretmiştir, ıztirari ( Zorunluluk, mecburiyet) olarak değil… Çünkü sabrın ilk kademesi ıztirari, ikinci kademesi ihtiyari(Mecburi olmayan. İsteğe bağlı. Bir kimsenin isteğine bırakılmış olan)dir. O halde sabrın yoksa iman sahibi olduğunu nasıl iddia edebilirsin? Rıza gösteremiyorsan mârifete eriştiğini nasıl söyleyebilirsin? Evet, bunlar öyle şeylerdir ki mücerred iddiayla ele geçmez. 

Kapıyı görüp eşiğe dayanmadıkça ve kader ayaklarının altında, zarar ve fayda kademelerinin ağırlığında kendine gelip sabretmedikçe söze ve iddiaya lüzum yok… Kalbin bütün genişliği bu ağırlığı hissedecek, kalıbın değil. Bulunduğun yerden ruhsuz bir cesetmişsin gibi ayrılma, (kadere gönül hoşnutluğunun geniş kapısını aç). Bu öyle bir haldir ki hareketsiz sükuna, anısız şöhretsizliğe, kalp, sır, batın ve mâna yönünden halktan uzak olmaya muhtaçtır.



100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın