Sabrın Esası

Sabrın Esası

Sabrın esası, Allahü Teâlâ’nın Al-i İmran suresi son ayetinde: «Ey iman edenler, cihad ve şeriatın hükümleri ve taatin zorluklarına sabredin ve muharebede sebat etmede, özellikle en büyük düşmanınız olan nefsin arzularına uymamakta sabredici olun. Sınır boylarında tam teçhizat kafirlere karşı durup onları defedin. Allahü Teâlâ’ya karşı muttaki olun ki, kurtulasınız) ve Nahl suresi 127. ayetinde: «Ey Muhammed (aleyhisselâm), daima sabredici ol. Senin sabrın ancak Allahü Teâlâ’nın tevfik ve yardımı iledir» buyurmasıdır.

 

Hazret-i Aişe’nin (radıyallahu anhâ) bildirdiği hadis-i şerifte: «Sabır, belânın ilk şiddetli zamanındadır) buyuruldu. Resûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) huzuruna bir kimse gelip: «Ey Allah’ın Resûlü, malım gitti, param gitti, vücudum hasta oldu” dediği zaman, Resûlüllah : «Malı gitmeyen, parası bitmeyen ve hasta olmayan kimsede hayır yoktur. Zira Allahü Teâlâ bir kulunu severse, onu belâya müptela kılar. Ona belâ verdiğinde, ona sabır ihsan eder» buyurdu.

 

Diğer bir hadis-i şerîfde: «Kul için Allahü teâlâ katında derece vardır. Kul bedeninde bir belâya mübtelâ olmayınca, ameli ile o dereceye kavuşamaz. Belâya mübtelâ olunca, o dereceye kavuşurə buyurdu. «Kötülük yapan karşılığını görür» âyet-i kerîmesi gelince, Ebûbekr-i Sıddık (radıyallahü anh): «Yâ Resûlâllah, bu âyet-i kerîmeden sonra, kötülük ile karşılık verilir’den kurtuluş nasıl olur?» dediğinde, Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem): «Allahü teâlâ seni mağfiret etsin, yâ Ebubekir. Sen hasta olmaz mısın, sana belâ gelmez mi? Sen belâya sabreder ve belâdan gamlanırsın, üzülürsün. Bunların karşılığını alırsın. Ya’ni bunlardan sana gelecek hallerin hepsi senin günahına keffârettir, buyurdu.

Sabır üç çeşittir :

1 – Allahü Teâlâ için sabretmektir. Bu da Allahü Teâlâ’nın emrini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmaktır.

2 – Allahü Teâlâ ile sabretmektir. Bu da, Allahü Teâlâ’nın kazasında ve diğer belâ ve sıkıntılardan sende ve yaptıklarında sabırdır.

3 – Allahü Teâlâ üzerine sabırdır. Bu da, sana va’d olunan rızık, yeterlilik ve yardım ve ahirete sevap üzerine sabırdır.

Sufilerin Sabır Konusunda Söyledikleri

Bazıları derler ki: Sabır iki kısımdır: Kul için, çalışıp kazanacağı ve edinemeyeceği, yani kazanamayacağı şeye sabırdır. Kazanmaya ait sabırda iki kısımdır: Birincisi Allahü Teâlâ’nın emreylediği şeyde sabırdır. İkincisi Allahü Teâlâ’nın yasak ettiği şeydeki sabırdır. Kul için edinilmeyen, kazanılamayan şeyde sabır, Allahü Teâlâ’nın hüküm ve kazasında kendisinde, kalp ve cesette elem ve şiddet veren şeyden kulun üzerine gelecek şeylere kulun sabrıdır.

Bazıları da: «Sabır, bela gelince, güzel edeple durmaktır» dediler.

Bazıları da: «Sabır, bela gelince, şikâyetsiz olmak, belâda fânî ve yok olmaktır» dediler. 

Bazıları da: «Sabır, âfiyet gibi, belâ ile de arkadaş ve ahbap olmak, onunla bulunmaktır» dediler. 

Bazıları da: «İbadette en güzel karşılık, sabra karşılıktır ki, onun üstünde karşılık yoktur. Nitekim Allahü Teâlâ Nahl suresi / 96. ayet-i kerimesinde: «Ahde vefa ile hükümlerdeki meşakkate ve kâfirlerin eziyetlerine sabredenlerin karşılık ve mükâfatlarını, amellerinden güzel ve çok ederiz» ve Zümer sûresi / 39. ayetinde: «Memleketini bırakıp hicret ve mihnete ve taat meşakkatine sabredenlerin ahirette ecirleri hesapsızdır) buyuruldu» dediler.

Bazıları da: Sabır «şikâyet etmemektir” dediler.

Bazıları da: «Sabır, hudu’, tevazu’ ve yalvarma ile Allahü Teâlâ’ya sığınmaktır» dediler. 

Bazıları da: «Sabır, Allahü Teâlâ’dan yardım istemektir.» dediler. 

Bazıları da: «Sabır, nimet ve mihnet halleri arasında fark görmeyip, ikisinde de gönlün sakin olmasıdır» dediler.

Bir kimse gelip Şibli’ye der ki, sabredenlere hangi sabır en zordur? Sabr-i fillâh cevabını verir. Sonra öyle değildir der. Şibli, sabr-ı İllah’dır. Soran yine hayır der. Şibli, sabr-ı meallahdır der. Soran yine olmadı der. Bu sefer Şibli sorar, sen söyle, hangi sabır zordur. O kimse, sabrı anillah sabredenlere en zordur deyince, Şibli üzüntüsünün çokluğundan öyle feryat ve figan eder ki, canı çıkacak gibi olur.

Cüneyd-i Bağdadi buyurur: «Dünyadan ahirete gitmek mü’min için kolaydır. Allah yolunda olmak çok zordur. Nefsinde hak yoluna gitmek çok zordur. Sabr-ı meallah [Allah ile sabır] bundan daha zordur buyurdu. 

Cüneyd’e (kuddise sirruh) sabırdan sorulunca: «Sabır, senin acı bir şeyi yüzünü ekşitmeden içmendir, yani şikâyet ve feryatta bulunmadan, hoşnutsuzluk. göstermeden, gelen belâya katlanmandır» dedi.

Ali bin Ebû Tâlib (radıyallahü anh): «Sabır imanda, bedendeki baş gibidir” buyurdu.

Zinnûn-i Misrî (rahimehullah): «Sabır, muhalefetten sakınmak, belaların acılığını yudum yudum tadarken sakin olmak, geçimde fakirlik baş gösterince zengin görünmektir» buyurdu. 

Havvas (rahimehullah): «Sabr-ı meallah, kitap ve sünnet hükümleri üzerine sebattır» dedi.

Yahya bin Müâz-ı Râzi (rahimehullah): «Muhiplerin (sevenlerin, âşıkların) sabrı, zahitlerin sabrından zordur» dedi.

Kaynak: Abdulkadir Geylani Ksa. Gunyetü’t-Talibin 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın