Salihlerin Şehri

Salihlerin Şehri

Salih zatlardan biri şöyle anlatmıştır:

“Resûllulah Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek kabri şeriflerinin yanında evliyaullahdan dokuz zatı gördüm. Merakla peşlerine takıldım. Onları takip ettiğimi biri görüp bana:

-Nereye geliyorsun? Diye sordu.

– Sizi çok sevdiğim için sizinle birlikte geziyorum. Çünkü sizin kabrini ziyaret ettiğiniz o yüce zât “Kişi sevdiği kimse ile beraberdir” Buhari, Edeb, 96/6168; Müslim, Birr, 50/6888; Ebu Davud, Edeb, 123/5129; Tirmizi, Zühd, 50/2561. buyurmuştur, diye karşılık verdim.

İçlerinden başka biri şöyle dedi:

– Senin bizim gitmek istediğimiz yere gelmeye takatin yetmez. Çünkü oraya ancak kırk yaşına ulaşmışlar gidebilir.

Bir diğeri ise şöyle dedi:

– Bırak, bizimle gelsin! Belki Allah-u Teâlâ ona kolaylık verir de bizimle gelmeye gücü yeter.

Böylece onlarla yolculuğa devam ettim. Biz yürüdükçe sanki altımızdan yollar dürülüp yakınlaştırılıyor, Allah sevgisi de o âşıklara “çabuk olun, çabuk olun!” diyordu.

Şevk ve azim ile yolumuza devam ettik. Öyle ki gideceğimiz yere varana kadar hiçbir yerde konaklamadık. Sonunda altın ve gümüşten inşa edilmiş bir şehre vardık. Oradaki ağaçlar âdeta sevgi ve muhabbet ile birbirlerini kucaklamışlar gibi sık ve güzeldiler. Nehirler ahenkli bir şekilde süzülerek akıyordu. Meyveleri bol ve güzeldi. Oraya girdiğimizde meyvelerden yedik. Sonra ben yanıma üç tane elma aldım. Bana engel olmadılar: Şehirden ayrılırken onlara:

Burası neresiydi? Diye sordum.

– Burası evliyaların şehridir, dediler, o muhterem zatlar ne zaman dünya hayatından uzaklamak istediklerinde, onlar nerede olurlarsa olsun bu şehir hemen onların önlerinde beliriverir. Senden başka kırk yaşına ulaşmamış kimse buraya daha önce girememişti.

Acıktığım zaman heybemden elmayı çıkartıp yiyiyordum ve elma hiç yenmemiş gibi değişmeden eskisi gibi kalıyordu. Sonra onlardan ayrılıp evime döndüm. Yanımda yalnızca bir elma kalmıştı. Kapıda beni kız kardeşim karşıladı.

Bana:

– Gittiğin yerden bize ne getirdin bakalım? Diye sordu.

Ben:

Size ne getireceğim ki! Gittiğim yerde ben dünyadan ve rahattan uzak kaldım. Yani anlayacağın bir şey getirmedim, diye cevap verdim.

O:

Elma nerede? Diye bana sordu.

Bu soru üzerine ben kalakaldım ve kız kardeşime:

– Hangi elma, ne elması? Dedim.

– Ey miskin! Yemin ederim ki, o şehre beni yirmi yaşındayken götürmüşlerdi. Hâlbuki seni ise yanlarında götürmek istemeyip kovduktan sonra götürdüler. Ben ise oraya davet edilmiştim.

Kardeşimin bu söyledikleri üzerine ben:

– Peki, kardeşim tamam, diyelim ki, doğru söylüyorsun.

Ama abdallardan biri bana oraya yalnızca kırk yaşına ulaşanların girebileceğini söylemişti. Buna ne dersin? Diye sordum.

– Evet doğru söylemiş. Gerçekten oraya kırk yaşına varmamış olanlar giremezler. Ama bu oraya gitmek isteyenler için geçerlidir. Oraya gitmesi istenen için değil.

Bu sözler üzerine kendimi hakir görerek kızdım. O zamana değin kız kardeşimin o veli kullardan  olduğunu anlayamamıştım. Allah-u Teala ondan ve diğerlerinden razı olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir