Şehidin Tarifi Ve Hükmü

Şehidin Tarifi Ve Hükmü

Kur’an-ı Kerim’de: “Allah yolunda öldürülmüş olanlar için “Ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlayamazsınız” hükmü beyan buyrulmuştur. Yine bir başka Ayet-i Kerime’de: “Allah yolunda öldürülenleri sakın “ölüler” sanmayın. Bilakis onlar Rableri katında diridirler. (öyle ki Allahû Teâla (cc)’nın) Lûtf-û inayetinden, kendilerine verdiği (şehidlik mertebesi) ile hepsi de şâd olarak (Cennet nimetleriyle) rızıklanırlar. Arkalarından henüz onlara katılamayanları (Şehid olacak kardeşleri) için de: “Onlara hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir” diye müjde vermek isterler” buyurulmaktadır.

Hanefi Fûkahası; şehidlerin Allahû Teâla (cc) katında diri olduğunu esas alarak, diğer cenazelerle bir tutulmamış, “şehid” bahsini ayrı olarak ele almıştır. Molla Hüsrev: “Müslüman, akil ve baliğ olup zulmen öldürülen kimseye şehid denir” tarifini yapıyor. Alaûddin El Haskafi “Şehid” kelimesini tahlil ederken: “Şehid; feil vezninde olup, mef’ûl manasınadır. Çünü cennetlik olduğuna şahidlik edilmiştir. Yahud fail manasınadır. Zira şehid rabbi katında diridir. Binaenaleyh bizzat kendisi şahiddir” hükmünü zikrediyor.

İmam-ı Merginani‘de ise tarif biraz daha değişik: “Şehid; müşriklerin katlettiği veya cihad meydanında kendisinde bir eser olduğu halde bulunan veya kendisini müslümanların zulmen katlettiği kimsedir” Dikkat edilirse; “Şehid”ler Allahû Teâla (cc) katında diridirler ve tevhid mücadelesinin ebedi şahitleridirler.

Feteva-ı Hindiyye’de: “Şehid; saldırgan kafirler (harbi) veya bağyi’ler (Ulû’lemr’e karşı haksız olarak ayaklanan) veyahud da yol kesici (eşkiyalar) tarafından öldürülen kimse demektir”tarifi kayıtlıdır. Allahû Teâla (cc)’nın indirdiği hükümlerin galip gelmesi için ihlasla “cihad” eden ve bu uğurda “Şehid” olanların “cennet ehli” olduğu kat’i nasslarla sabittir. Her “Mürşid-i Kamil”; kendisine müracaat eden müminleri “Cihad”a ve şehadete hazırlar. Eğer bu hususta gayret sarfetmiyorsa, kat’iyyen “Mürşid-i Kamil” değildir.

Resûl-i Ekrem (sav)’in şehidlerle ilgili olarak: “Siz şehidleri yaralarıyla, kanlarıyla tekfin edin ve kat’iyyen yıkamayın” buyurduğu bilinmektedir. Feteva-ı Hindiyye’de: “Şehidler yıkanmazlar ve üzerlerine bu durumda iken cenaze namazı kılınır. Serahsi’nin muhıyt’inde böyle zikredilmiştir. Şehid kanı ve elbisesiyle defin edilir. Kafi’de de böyledir. Şayed şehidin elbisesine necaset bulaşmışsa (savaş esnasında) bu yıkanır. İtabiye’de de böyle zikredilmiştir” hükmü kayıtlıdır. Şehidin üzerinde bulunan ve elbiseye dahil olmayan; silah, kalkan, zırh, mest ve giydiği başlık çıkarılır.

Bir kimsenin şehid olabilmesi için aranan ilk şart; mümin olmasıdır. İkinci şart: Akil-baliğ olmasıdır. Üçüncü şart: Zulmen öldürülmesidir. Bu üç şartta ittifak vardır. Temiz olması meselesine gelince; “Cünüb olan erkek veya hayızlı ve nifaslı olan kadın şehid olursa, yıkanır mı?” meselesinde ihtilaf vardır. İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha)’nin kavline göre, yıkanması icab eder. İmameyn’in ictihadı ise; cünüblük sebebiyle vacip olan gusül, şehadetle birlikte düşer. Sahih olan rivayete göre Hz. Hanzale (ra) şehid olduğu zaman, melekler onu yıkamışlardır.

Burada “Zûlmen öldürülme” kavramı üzerinde duralım; “Hadd’lerin tatbiki veya kısas sebebiyle öldürülenler” adaletin gereği olarak öldürülmüştür. Zira adalet; Allahû Teâla (cc)’nın indirdiği hükümlere göre amel etmektir. Zıddı ise zulümdür. Tağuti güçlerin heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunları gereğince öldürülen her mümin (Zulmen öldürüldüğü için) “Şehid” hükmündedir. Burada “Mümin” kaydını hasseten zikrediyoruz. Zira Allahû Teâla (cc)’nın indirdiği hükümleri tasdik etmeyen ve hatta şeriata karşı savaş açan kimseler, herhangi bir sebeple öldürüldüğü zaman “Şehid” olmazlar.

Maalesef günümüzde; İslam’a düşmanlıklarıyla maruf olan ideolojiler, “Şehid” kavramını yozlaştırabilme gayretindedirler. Mahiyeti küfür olan ideolojilere itikad eden kimseler; kendi ölülerine başka bir isim bulamadıkları için “Şehid” demekten çekinmiyorlar!.. Onların hiç birisi “Şehid” değildir. Tağuti güçlerin birbirleriyle mücadelelerinde veya savaşlarında; ölen hiç kimse “Şehid” değildir. Tağuti güçlerin emri ile savaşan kimseler de; velev ki Müslüman dahi olsalar, Şehid olamazlar. Zira “şehadet mertebesi”; Allahû Teâla (cc)’nın, kendi rızası için savaşanlara ihsan buyurduğu bir nimettir. Ne mutlu şehadet nimetine talib olanlara!..

Tağuti güçlerin, bağyilerin ve eşkıyaların saldırısına uğrayan bir mümin; bu saldırı anında vefat ederse, “Şehid”, saldırıdan sonra bir müddet daha yaşarsa (konuşur, yer, içer, ilaç alır ve vasiyyet ederse) “Mürtes” hükmüne dahil olur. Esasen “Mürtes”te; ahiret ahkamı noktasından “şehid”dir. Buradaki incelik şudur: Mürtes; yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazı kılınarak defin edilir. Şehid ise; kanlı elbiseleriyle ve yıkanmadan, cenaze namazı kılınarak defnedilir.

Malum olduğu üzere Hz. Ömer (ra) ve Hz. Ali (ra) “Bağyi’ler” tarafından suikasta uğradıkları zaman evlerine götürüldüler. (yani saldırı yerinde bırakılmadılar) Resûl-i Ekrem (sav)’in kavl-i şerifi gereğince, her ikisi de Şehid oldular. Kafi’de de böyle zikredilmiştir. Ancak her ikisi de; yıkandı, kefenlendi ve cenaze namazları kılınarak defin edildiler. İşte “Mürtes” ile ilgili ahkamın delili; Sahabe-i Kiram’ın bu amelidir. Allahû Teâla (cc) kendi rızası için “Cihad”a ve “Şehadet”e talib olanlara, cennet nimetlerini va’d etmiştir. Firaset sahibi müminler indinde, bu nimetin mahiyeti malumdur. (Emanet Ve Ehliyet)

İslâm hukukçuları ilgili hadislerden yola çıkarak dünyevi ve uhrevi hükümler bakımından Şehidleri üç kısımda değerlendirmişlerdir.

1. Hem dünya hem ahiret hükümleri bakımından Şehid sayılanlar: Bunlar Allah yolunda savaşırken öldürülen kişilerdir. Kamil manada Şehid bunlardır ve bunlara “hükmi Şehid” denilir. Bu tür Şehidler yıkanmaksızın, kanlı elbiseleriyle defnedilir, elbiseleri onların kefeni yerine geçer. Üzerindeki silah ve başka ağırlıklar alındıktan sonra cenaze namazı kılınarak defnedilir. Diğer üç mezhebe göre, Şehidlerin yıkanmasına gerek olmadığı gibi üzerlerine cenaze namazı kılınmasına da gerek görülmemesi, yine şehidin elde etmiş olduğu yüksek paye ile ilgilidir.

2. Sadece dünya hükümleri bakımından Şehid sayılanlar: Kalbinde nifak bulunmakla yani münafık olmakla birlikte, dış görünüşü itibariyle Müslüman olduğuna hükmedilen ve Müslümanların saflarında bulunduğu sırada düşman tarafından öldürülen kişiler bu grupta yer alır. Bunlar dünyada yapılacak işler bakımından Şehid muamelesi görürler.

3. Sadece ahiret hükümleri bakımından Şehid sayılanlar: Allah yolunda savaşırken aldığı bir yaradan dolayı o anda değil de, daha sonra ölen kişiler bu grupta yer alırlar. 

Ayrıca hadislerde Şehid oldukları bildirilmekte olan, yanlışlıkla veya haksız yere öldürülen kişi, yangında, denizde veya göçük altında can veren kişiler; veba, kolera, sıtma gibi yaygın ve önlenmesi zor hastalıklar sebebiyle ölenler, ilim tahsili yolunda, helâl kazanç uğrunda, gerek kendisinin gerekse, -isterse gayri müslim olsun- başkalarının can, mal ve namusları uğrunda ölenler, loğusa iken ölen ve cuma gecesinde ölen kimseler de bu grupta yer alan şehidlerdir. (TDV İslam İlmihali)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir