Seriyyü’s-Sekâtî

Eş-Şeyh Ebu’l-Hasan Seriyyü’s-Sekâti (k.s)

Es-Sırri b. Muğallis es-Sekati el-İmam el-Kidve Şeyhu’l-İslam Ebu’l-Hasen el-Bağdadi. H. 160 yılları civarında doğmuştur. Babasının hurdacılık (sakati) mesleğini devam ettirerek geçimini sağladı.

Fudayl b. Iyaz, Ebû Bekr b. Ayaş, Yezid b. Hârün ve daha başkalarından bir miktar hadis okumuştur. 

Tasavvuf yolunu tutmasında üstadı Ma‘rûf-i Kerhî ile Habîb er-Râî’nin etkisi vardır. Rivayete göre Ma‘rûf-i Kerhi yanında yetim bir çocukla Seri’nin dükkanına gelmiş, ondan çocuğu giydirmesini istemiş, isteği yerine getiren Seri, Ma‘rûf-i Kerhi’den aldığı duanın bereketiyle zühd yoluna girmiş, bir başka rivayete göre ise Habib er-Râi’ye dervişlere harcanmak üzere 10 akçe vermiş, Râi’nin duası üzerine gönlü dünyevi ilgilerden soğumuş ve tasavvufa yönelmiştir (Hücvîrî, s. 137; Feridüddin Attâr, s. 355). 

Ma’ruf’un sohbetlerine katılmaya başlamış ve onun gözdelerinden birisi olmuştur. Şam bölgesinde bulunan İbrahim b. Edhem’in fütüvvet ve ihlas temelli tasavvuf anlayışını devam ettiren sufilerden de etkilenmişdir.

“Allah’ım! Bana ne ile azap edersen et, yeter ki aramıza perde koymak suretiyle azap etme”

Kendisinden Cüneyd-i Bağdadi, Ebu’l-Hüseyn en-Nûrî, Ebu’l-Abbâs b. Mesrük ve daha başkaları rivayette bulunmuştur.

Ferhâni şöyle der: Cüneyd’i şöyle söylerken işitmiştim: Allah’a kullukta Sırri’den daha önde kimseyi görmedim. Doksan sekiz sene yaşadı; ölüm hali hariç sızlandığı hiç görülmemiştir.

Ebû Abdurrahmân es-Sülemi şöyle anlatır: Bağdat’ta “tevhid”den ve hakikat ilimlerinden bahseden ilk kişi Sırri’dir. İşaret ilimlerinde o, Bağdatlıların imamıdır.

Hayatının sonuna kadar Bağdat’da yaşadı. Seri es-Sakati’nin kabri Bağdat’taki Şuniziyye Kabristanında Cüneyd-i Bağdâdi’nin yanı başındadır. H. 253 yılında, Ramazan ayında vefat etmiştir. Ölüm tarihi olarak h. 251 ve 257 yılları da rivayet edilmiştir.

Seri es-Sakati helalliği şüpheli olan şeyleri yemekten ve kullanmaktan hassasiyetle kaçınır, dini geçim yolu haline getirenleri şiddetle kınar (Sülemî, s. 52; Ebû Nuaym, X, 117), 

Müridlerine, “Dininin selamette, bedeninin rahatta olmasını isteyen inziva köşesine çekilsin” diyerek uzleti tercih etmelerini öğütler, ticaretle meşgul olanların gönüllerini bir an bile Hak’tan ayırmamalarını tavsiye eder, el emeğiyle geçinmelerini, gıdası şüpheli olan kimsenin kalbine ilahi nurun yansımayacağını söylerdi. (Sülemî, s. 50-54). 

Sırt üstü yatmayacak, ayağını kıble tarafına uzatmayacak kadar Hak karşısındaki edebe riayetkârdı (Ferîdüddin Attâr, s. 355). 

Kaynaklarda günaha düşmekten sakınarak kendini daima murakabe eden, öldükten sonra toprağın naaşını kabul etmeyeceği endişesiyle kimsenin kendisini tanımadığı bir yerde ölmeyi arzu edecek kadar riyadan kaçınan, oldukça mütevazi (Sülemî, s. 53); “Keşke herkesin üzüntüsünü ben çeksem de onlar rahatlasa” diyerek başkalarını kendine tercih eden bir sufi olduğu belirtilmektedir. Nitekim bir menkıbeye göre çarşıda çıkan bir yangının ardından kendi dükkanının yanmadığını haber alınca “elhamdülillâh” demiş, fakat dükkânları yananların üzüntülerini paylaşmadığı için hata ettiğini anlamış ve otuz yıl Allah’tan af dilemiştir (İbnü’l-Cevzî, II, 371).

“Üçüncü asırda yaşamış evliyaların hepsi Seriyyü’s-Sekati Hz.lerinden feyz almıştır” diye tabakat kitaplarında yazılmıştır.

Seri es-Sakati, müridler için zühd ve tasavvuf yoluna intisap etmeden önce hadis tahsilinin gerekli olduğu, aksi halde dini hayatın gevşekliğe sürükleneceği görüşündedir (Sülemî, s. 55). Seri’ye göre sünnet üzere azimet ehli olmak bid’at üzere çokça yapılan amelden daha hayırlıdır (Sülemî, s. 52). 

Onun tasavvuf anlayışında şer‘i ve zahiri hükümlere riayet esastır. İlim ancak amele ulaştırdığı ölçüde değerlidir ve sufinin ulaştığı marifet nuru ondaki takva nurunu söndürmemelidir. Arifi bir temsille anlatan Seri arifin her yeri ışıklandıran güneş, herkesin yükünü çeken yeryüzü, hayatın kaynağı olan su ve her tarafı aydınlatan meşale gibi olduğunu söyler. Ona göre Kur’an ve hadislerin zahiri manalarıyla çelişen batıni bilgi geçersizdir (Ebû Nuaym, X, 121). Batıni marifete ulaşmak için çokça amelde bulunarak nefsin hesaba çekilip eğitilmesi gerekir. Serî’nin bu tavrında tasavvufta nefis muhasebesini esas alan Hâris el-Muhâsibî’nin etkisi vardır.

 

Kıymetli sözlerinden:

 *Kul dört şeyle yükselir. Bunlar, ilim, edeb, emanet ve iffettir.

 *En kuvvetli, kudretli insan, kendi nefsini yenendir.

 *Allah-ü Teala(c.c)’yı görmekten mahrum kalmak, en şiddetli cehennem ateşinden daha çok azab verir.

 *Bir kimse amirine itaat ederse emri altındakilerde kendisine itaat eder.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir