Şeytanı Tanımak

Şeytanı Tanımak: 

Şeytan, Allahü teala’nın düşmanıdır, Allahü Teâlâ taat ve günahta, gizli ve açıkta onunla mücahede ve muharebeyi emreylemiş. İblisin Allah’ın, kulu ve peygamberine ve yeryüzünde halifesi Adem aleyhisselâma düşmanlık ettiğini, Adem aleyhisselâmin zürriyeti hakkındaki kasd ve zararını bildirmiş, onu kendilerinin düşmanı olduğunu haber vermiş ve onu düşman tutmalarını tembih ederek: «Şeytan sizin eski düşmanınızdır, onu düşman tutup, ondan kaçınız»Fatır:6 buyurmuştur. İnsanlar uyuduğu zaman şeytan uyumaz. İnsanlar gafil iken, şeytan gafil olmaz. İnsanlar uyanıklığında ve uykuda iken bir şeyi unuttuklarında, şeytan onu unutmaz.

İnsanoğlunun helaki için var kuvveti ile çalışıp aldatma ve kandırma ve doğru yoldan ayırmaktan hiç boş kalmaz. Bunları yapmada asla kusur etmez. İnsan iyilik ve kötülüklerinde şeytanın onu avlayacağı, tuzağa düşüreceği vasıta ve aletleri o kadar çoktur ki, çok aldanmış ve gafil abidler onu bilmez. Şeytanin maksadı ve arzusu, insanı günaha sokmak, kendini beğenmeye götürmek ve riyaya düşürmek değil, belki esas maksadı, kendisi Cehenneme atılacağı zaman, onları da beraberinde götürmektir.

Nitekim Allahü Teâlâ, yukarıda ayet-i kerimenin sonunda: «Şeytan kendi ne uyanları nefse uymağa ve dünyaya gönül bağlamağa çağırıp Cehennem ehlinden olmalarını ister.» buyuruyor. İşte kul şeytanı böyle tanıdığında, kul için doğru ve yanlışta gafil olmadan, yanlışlık yapmadan. onu bilmeği kalbine lüzumlu görmelidir. Dışta ve içte, açıkta ve gizlilikte onunla en şiddetli muharebe ve mücahede ile cihad etmelidir. iyilik ve kötülükten şeytanın çağırdığı her şeyde Şeytan ile muharebe ve mücahedede elinden geldiği kadar çalışıp. hiç kusur etmemelidir.

Her hareketinde kendisine yardımcı olsun diye Allahü Teâlâ’ya yalvarmalıdır. Allahü Teâlâ’ya, muhtaç olduğunu arz etmelidir. Zira şeytanın şerrinden kurtulmak, ancak Allahü Teâlâ’nın kuvvet ve hareket vermesi iledir. Ağlayarak, sızlayarak Allah Teâlâ’dan yardım istemelidir. Tenha ve kalabalıkta, gece ve gündüzde gizli ve aşikâr onunla mücâhede etmelidir. Şeytanı yenmesi için de Allahü Teâlâ’dan yardım istemelidir, Hatta şeytan, sahibinin düşmanı olduğundan, kul kendisine Allahü Teâlâ tarafından Yardım ihsan olunacağını bilmesiyle, gözüne şeytan ile çarpışması basit ve kolay görünmelidir.

Allahü Teâlâ’nın yaratıkları içerisinde, en önce Allahü Teâlâ’nın emrine muhalefet edip, asi olan İblistir. İblis, yani şeytan peygamber ve Sıddıklardan Allahü Teâlâ’nın evliyasına ve bütün kullarından seçkinlerine düşmanlık etmiştir. Kul için lâyık olan: «Küçük harpten büyük harbe döndük» hadis-i şerifi gereğince, kendisinin büyük cihadda olduğunu Allahü Teâlâ’ya yakınlıkta ve şerefi anlatılmaz bir makamda bulunduğunu bilmelidir. Bunun için cihad ve mücâhedede sebât gösterip acizlik göstermemelidir. Zira kul bu hususta acizlik veya gevşeklik gösterirse Rabbine asi olur ve Cehenneme girer.

Allahü Teâlâ’nın gadabı onun üzerine olur. Allahü Teâlâ’nın düşmanına kendinden emniyet vermiş olur. Şeytanın kul hakkındaki kasd ve iradesinin sonu ancak Allahü Teâlâ’ya küfürdür. [Yani kulun küfrüne sebep olur]. Zira şeytanın kulu bir halden diğer bir hâle geçirmesi, Allahü Teâlâ’nın kula gadab etmesi, kul kendine güvenip helâk olması ve şeytanla beraber Cehenneme girmek içindir. Bu yüzdendir ki, kul için şeytandan daha zararlı ve korkunç bir mahlûk yoktur. Ondan sakınmalıdır. Daima uyanık olmalıdır. Ondan emin olmamalıdır. Zira ondan emin olmak helâk olmaktır. Onun şer ve aldatmasından vesvese ve saptırmasından kurtuluş ise, ancak Allahü Teâlâ’nın fadl ve rahmetine bağlıdır. Allahü Teâlâ bizi ve bütün Müslümanları İblis’in ve askerinin şerrinden korusun. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azim.

Kaynak El Gunye

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir