Şibli İle Ekmekçi:

Şibli İle Ekmekçi:

Bir ekmekçi adam vardı. İmâm-ı Şibli’nin şan ve şöhretini duymuştu. Ne var ki, terü taze yüzünü görememişti. Ona iştiyaklar çekerek bir hayli ömür sürmüş, ona daima muhabbeti olmuştu.. Ay yüzünü görmemişti ama, kulaktan duyduğu faziletlerinden dolayı adeta mecnuna dönmüştü. Ona kavuşmak, onu ağırlamak, onunla sohbet etmek için neler de vermezdi ki…

Alem Şeyhi Şibli, bir gün uzun bir yoldan gelmiş, bu ekmekçinin bulunduğu şehre inmişti. Ekmekçinin kendisine karşı tutkusunu da biliyordu.

İşe bakınız ki, şehre seher vaktinde girmiş, o ekmekçinin dükkanının önünde bulmuştu kendisini. Dükkanın önünden geçerken bir parçacık ekmek aldı:

– Hak rızası için yiyebilir miyim? diye sordu..

– Ekmekçi, koşup Şibli’nin elinden ekmeği kaptı: A yoksul, dedi; ben sana bedava ekmek vermem!..

Şibli boyun büktü ve dedi:

– Ama karşılığında Hak rızası var!..

Ekmekçi kükredi :

– Uzun ettin bre ihtiyar, yürü git, sana bir dilim ekmek yok!..

Şibli, cübbesinin eteklerini yellendire yellendire oradan geçip gitti ama, biri de gelip ekmekçiye onun halini haber verdi:

– Yahu, dedi; o Şibli’ydi. Hani ona aşıktın sen? Bu nasıl aşk, nasıl sevda? Neden bir parçacık ekmeği ondan esirgiyor, geri aldın?

Ekmekçi, teessüfler ederek, o elemli elini dişleyerek Şibli’nin peşinden koştu. Hem gidiyor, hem de başına topraklar saçıyordu:

– Ah, diyordu; anan öle, ey ekmekçi! Kırk yılın başı bir kuyruklu yıldız doğar, tutarsın, onun kıymetini bilemezsin.. Vah sana!..

Nihayet Şibli’ye yetişip özürler dileyerek ayaklarına kapandı. Her an bir elini bırakıyor, öbürüne sarılıyordu. Gönlünü almak, kendisini affettirmek için ne lâzımsa yaptı..

Alem şeyhi, onu yola gelmiş görünce dedi ki:

– Yaptığın şeyin tamamen affedilmesini istiyorsan, şimdi git. Yarın bizi ve bizimle beraber bir topluluğu dâvet et..

Hâsılı ekmekçi gidip hemencecik bir yüce köşkü, bezedi, düzüp koştu. Öyle mükemmel bir ziyafet hazırladı ki tam yüz altın sarf etti. Her hususta öyle işler yaptı ki, kimsecikler onun yaptığını yapamazdı..

Her çeşit halktan birçoğuna : «Şibli bize gelecek, buyurun! diye haber uçurdu. Muhteşem köşkünde muhteşem bir ziyafet sofrası hazırladı. Köşke bir akındır başladı ve herkes yerini aldı. Nihayet Şiblî de geldi. Davetliler arasında coşkun ve hal ehli bir aziz vardı. Şibli’nin kulağına eğilip sordu:

– Ey imam! Ben ne güzel tanırım, ne çirkin Sen bana Cennetlik kim, cehennemlik kim? Onu söyle..

(Eğer cehennemlik birisini görmek murad ediyorsan, bize ziyafet çekene bak.. Şöhretimiz uğruna bunca altın döktü, bunca masrafa girdi. Fakat Allah için bir parçacık ekmek bile vermedi..

Şibli için yüzlerce özür getirmekte, zahmetler çekmekte, fakat işe bak ki Allah için kıyamete kadar bir dilim ekmek bile vermemekte.. Ey aziz, bil ki, cennet ihlâs sâhiplerinin yeridir. İnsan, ancak ihlâs ile yücelikler yurdunu elde edebilir ve ihlâs ile selâmette olur.

Ekmekçi de hatasına tevbe eder, ihlâs ipine sarılır, hakkın rızasına koşarsa sonunda muradına erer.] Ekmekçi birden titremeye, âh etmeye ve ağlamaya başladı. Yaşlı gözlerle :

– Ey temiz canların şeyhi. dedi; şimdi inandım senin gerçekten büyük bir veli olduğuna.. İçimden geçenleri aynen beyan ettin ve beni felâketin kenarından çekip selâmet vadisine ilettin. Tevbe ediyorum, siz de şahit olunuz!..

 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın