Sıhhatin ve Boş Zamanın Kıymetini Bilmek

26. Sohbet: Sıhhatin ve Boş Zamanın Kıymetini Bilmek

Ey oğul! 

Nasibin olan şeyi kaybetmezsin; onu senden başkası yiyemez; o başkasının nasibi değildir. Nasibin olan şeyi ona rağbet veya hırs göstermekle de elde edemezsin. O dün gibi geçmiştir. İçinde bulunduğun an bugünün, gelecek ise yarındır. Dünün senin için bir ibret, bugünün amel, yarının da ücrettir. Yarın ise sen belki olacaksın, belki de olmayacaksın. Sen yarın adının ne olacağını (başına ne geleceğini) bile bilmiyorsun. Size söylediklerimi hatırlayacak ve pişmanlık duyacaksınız.

Yazıklar olsun! 

Huzurumda bulunmayı bir veya birkaç buğday tanesine karşılık satıyorsun. Kendini benden kesmen, ancak benim durumumu ve ne söylediğimi bilmemendendir. Söylediklerimin ne aslını, ne de teferruatını biliyorsun. Onun kaynağını da bir türlü göremedin; eğer bilseydin ve tanısaydın benden kesilmezdin. Bir süre sonra size yaptığım nasihatleri anlayacaksınız. Sözümün sonucunu öldükten sonra göreceksiniz. “Siz benim söylediklerimi sonra anlayacaksınız. Ben işimi Allah’a (CC) havale ediyorum.” (Mü’min / 44) Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm.

Mü’mine en sevimli gelen şey ibâdettir. 

Ona en sevimli gelen şey namaza durmaktır. O evinde oturur ama kalbi Hakk’a (CC) dâvet eden müezzindedir. Ezanı duyunca kalbini sevinç kaplar. Mescitlere ve câmilere uçarak gider. Yanında verecek bir şey olduğunda dilenci gelirse sevinir. Çünkü o Hz. Peygamber’in (SAV): “Dilenci, Allah-ü Teâlâ’nın (CC) kuluna hediyesidir” (Hindi, Kenzü’l-ummâl, hadîs no: 16078) sözünü işitmiştir. Nasıl sevinç duymasın ki, dilenci vâsıtasıyla Rabbinin (CC) emrini yerine getirmiş ve O’na (CC) borç vermiş olur! 

Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Allah-ü Teâlâ (CC) kıyamet günü mü’min kullarına şöyle hitap eder: ‘Sizler ahiretinizi dünyanıza tercih ettiniz. Bana ibadet etmeyi şehvetlerinize, istek ve arzularınıza tercih ettiniz. İzzetim ve celâlime yemin ederim ki, cenneti sizden başkası için yaratmadım’.” İşte bu O’nun (CC) mü’minlere hitabıdır. Muhiplere hitabına gelince, o da şudur: “Siz dünyaya, ahirete ve bütün yarattıklarıma karşı beni tercih ettiniz. Yâni halkı kalbinizden çıkardınız, sırlarınızdan uzaklaştırdınız. İşte cemâlim sizin için. Kurbiyetim sizin için. Ünsiyetim sizin için. Sizler gerçek kullarımsınız.” 

Evliyadan bazısı uykularında cennet yiyecekleri yer, cennet içecekleri içerler, oradaki her şeyi görürler. Bazıları da yemeden, içmeden kesilirler, halktan soyutlanıp perdelenerek yeryüzünde Hızır ve İlyas gibi ölümsüz yaşarlar. Allah-ü Teâlâ’nın (CC) yeryüzünde böyle, halkın kendilerini görmediği ama kendilerinin halkı gördüğü gizli kulları pek çoktur. Onlar arasında “veli” olanlar pek çoktur; “ayan” olan ise az mı azdır. Her şey onlara gelir, onlara yaklaşır. Yeryüzü onlar vesilesiyle yeşerir; gökten yağmur onlar vesilesiyle yağar; halk üzerinden belâlar onlar vesilesiyle uzaklaştırılır. Meleklerin yiyeceği Hakk’ı (CC) zikretmek, tesbih ve tehlil etmektir. Evliyadan çok az kimsenin yiyeceği de onlarınki gibidir. 

Ey sıhhatli ve boş zamânı bol kişi! 

Ne kadar çok adanmışsın! Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “İki nimet vardır ki, insanların çoğu onda aldanmıştır: Sıhhat ve boş zaman.”(Buhari, es-Sahih, “Zühd” hadis no: 2305) Bir hastalık gelip sıhhatini bozmadan ve bir meşguliyet gelip boş zamanını doldurmadan, sıhhatini ve boş zamanını Allah-ü Teâlâ’ya (CC) taatte kullan. Fakirlik gelmeden önce zenginliğinin kıymetini bil; zenginlik sürekli olmayabilir. Fakirlere ikramda bulun ve elindekini onlarla paylaş. Onlara verdiğin şeyi Rabbinin (CC) yanında bulacaksın ve onlar sana ahirette fayda sağlayacak.

Yazık size! 

Ölümden önce, hayatınızın kıymetini bilin. Ölümden ibret alın. Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: “ Vaiz olarak ölüm yeter.” (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, 10/308) Ölüm yeni olan her şeyi eskitir. Uzağı yakın eder. Duru olanı bulandırır. Ölümden kaçış yok: Belki de şimdi gelecek, veya bugün… Hüküm başkasının elinde, sizin elinizde değil. Neyiniz varsa hepsi iğretidir, aslî değildir, geçicidir. Çocuklarınız, sıhhatiniz, boş zamanınız, hayatınız geçicidir; işlerin en önemlisi ile uğraşın.

Vah sana! 

Kendin sabırsızın biri iken, başkasına sabırlı olmasını nasıl söylersin? Sen şükrü bırakmış iken, başkasına şükretmesini nasıl öğütlersin? Sen hoşnutsuzluk içerisinde iken, başkasından kadere razı olmasını nasıl beklersin? Sen dünyaya meyletmiş ve ahirete karşı isteksiz iken, başkasına dünyaya karşı zahit olmasını ve ahirete yönelmesini nasıl emredersin? Allah’a (CC) mütevekkil (her işi Allah’a bırakmış, kadere boyun eğmiş (kimse)) olmayı emrediyorsun, ama kendin O’ndan (CC) başkasına mütevekkilsin! Ve sen Cenâb-ı Hakk (CC) ve melekler indinde iğrençsin. Salih ve Sıddık kulların kalpleri de senden iğrenmekte! “Bir o kadar yanında olur, saklanma halktan Büyük günah işlersen, işte o zaman utan!” sözünü duymadınız mı?

Her tarafın iftira! 

Her şeyin nifak! Zarar yok, Allah (CC) katında sivrisineğin kanadı kadar dahi değerin yok ya! Cehennemin en aşağı derecesinde münafıklarla berabersin. Sözlerimi, sohbetimi dinlemeye devam etmek iman alâmetidir. Sözlerimden kaçış ise nifak alâmetidir.

Allah’ım (CC)!

Bize tevbe nasip et. Bize ne dünyada, ne de ahirette felâket ver. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”

Kaynak: Abdulkadir-i Geylani (Ksa), Cilâü’l-hâtır

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir