Simya İlmi

 Hz. Musa Aleyhisselâmin hem amcaoglu hem de eniştesi olan Karun, önceleri Musa As. iman ediyordu. Gündüzleri oruç tutar ve geceleri de namaz ile meşgul olurdu. Ve lâkin çok fakir ve ehl-i iyaline bakmakta zorluk çekerdi. Hak Celle ve Âlâ Hazretleri Musa AS Tevrat’i şerifi altın ile yazmasını emir buyurunca, Hz. Musa: – Ya Rabbî, halimi biliyorsun, ben fakirim diye tazarrû etti. Bunun üzerine Cenabi Hak Hz. Musa’ya simya ilmini ögretir ve Hz. Musa da o emri yerine getirir. Daha sonra Hz. Musa Aleyhisselâm Karun’un fakirliğini ve ehl-i iyalinin çekmekte olduğu sıkıntıyı düşünerek hem bedeni hem de mâlî ibadetini yerine getirip ecir sahibi olmasını düşünerek O’na da simya ilmini ögretir.

           Karun ilm-i simyayi öğrenir öğrenmez, kâr-i ibadet buymuş diyerek nihayetsiz mal sahibi oldu. Bir rivayette, hazinelerinin anahtarlarını 70 ve diğer bir rivayette 100 deve götürürdü. Mücahid (R.A. da derki, her bir anahtar ile 70 hazine kapısı açılırdı.

           Simya ilmi  ile en az 2500 yıldır uğraşılmaktadır. Simya ilk olarak Mezopotamya, Eski Mısır, İran, Hindistan ve Çin’de ortaya çıkmıştır. Yunan ilk döneminde Yunanistan’da, Roma İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü coğrafyada, önemli İslam başkentlerinde ve daha sonra 19. yüzyıla kadar Avrupa’da simyaya ilgi duyulmuştur. Mısırdan ve Yunanlara  kadar bu ilmi işlememiş çok az medineyet  kalmıştır yer yüzünde. Simya ile birçok şey yapılabildiğini herkes bilir. Örneğin gecenin yarısında güneşi tepeye getirmek, durduk yere seller yağdırıp, şimşekler çaktıra bilmek veya kurumuş bir ağacı meyvelendirebilmek simya ilmi ile yapılabileceklerin sadece birkaçıdır. Ama gerçeği şuki bunu yaptığınızda sadece o civarda sizden haberdar olan kimseler bunu öyle görür ve inanır.( herkez için geçerli degil ) Yani aslında bunu yapamazsınız ama yaptığınızı sanırlar. Bunlarlada sınırlı değildir simya. Aslında simya bünyesinde metafizik, kimya, astroloji, felsefe, eskatoloji ve daha birçok ilmi bünyesinde barındıran acayip bir şeydir.
             Simya gerçekten de kimyaya benzemez: Aralarında uygulama farklılıkları vardır:Örneğin kimyager müspet bilimlere önem verir onun uygulamalarında madde dışında bir gerçek yoktur. Oysa simyacı sadece madde ile uğraşmaz. O uygulamasını yaparken dua eder, Tanrısına başarılı olmak için yalvarır ve takdime sunar. O kimyagerden farklı olarak maddenin kendisi ile değil özüyle ve daha da içerisi ile ilgilidir.
             Kimyager için maddenin en küçük hali atomlardan oluşurken, simyacı için maddenin en içrek hali onun ruhudur.Kimyager için madde ölüdür. Oysa simyacı için madde yaşayan bir varlıktır. Simya bir dönüşüm sanatıdır. Kirli olanı, hasta olanı birçok süreçten geçirerek arınmış ve mükemmel olana dönüştürmeyi amaçlar. Simyacılara göre madde hastadır ve iyileştiğinde ortaya altın çıkacaktır. Simyanın, maddeden altını çıkarma uğraşı, ezoterik olarak insandaki Tanrı özünün ortaya çıkartılmasına denk gelir. Simya düşüncesi aslında Tanrı’nın birliğinden kaynaklanır. Evreni yaratan Tanrı. Ruh’a çeşitli formlar vermiş ve böylelikle madde oluşmuştur: yani madde Tek olanın farklı görünüşlerinden ibarettir. Simyacı ise bu formların arasında altın olanı arar. Bu arayış tarih boyunca simyacıların kent meydanlarında yakılmasıyla bile sonuçlansa hiçbir zaman bitmedi.
SİMYA İLMİ İLE NELER YAPILABİLİR ?
1-Büyü yapimında Kullanılabilir
2-Molekullerin yapisini degistirmede kullanılabilir
3-Demirden Altin yapılabilir
4-Çamurdan Petrol yapılabilir ,
5- Güneşli Havada Yagmur Yagdırma
6-Şimşegi Kontrol Etmek
7-Doğal Afet Olaylarını Kontrol Etmek
8- Maddeyi Başka Bir Görünüme Büründürmek gibi Acayip İşler Vardır Simya İlminde. Bazı Simyaların Gerçek Oldugu Gibi Bazıları İse Göz Yanılgısından İbarettir Yani Maddeyi O Anlık Kişiye Yanılgı Olarak Gösterir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir