Sufi Kimdir

Sufi Kimdir

 
Sufi kelimesi musafat (temizlik, saflık) kelimesinden türemiştir. Allah’ın saf ve pak ettiği kul anlamına gelir. Ayrıca nefsin afetlerinden korunan, pak olan, nefsin günahlarından uzak olan, mezhebinin en güzel yanlarını yaşayan, hakikatleri takip eden kullara dayanmayan anlamına gelir sufi. (El gunye)
 
Sufi ismi, Hakk yolcularının adı olarak kalmıştır. Bu kelimenin Arapça olduğuna dair herhangi bir emare yoktur. En zahir görüşe göre bu bir lakap gibidir. Bu ismin “suf” yani “yün” kelimesinden geldiğini söyleyenler vardır. Şunu hatırlatmakta faide vardır. Sufi olmak için İlla yün giymek gerekmez. Her yün giyene de sufi denmez.(Kureyşi risalesi)
 
Sufi Allah’ın kitabını ve Resulullah sav sünnetini takip ederek batınını ve zahirini saf eden (temizleyen) kimsedir. (El- Fethur Rabbani)
 
Şeyh Geylani Ks. Çok defa batının ıslahını tenbih etmiş, sadece zahirdeki şekle aldanılmaması gerektiğini beyan etmiştir. Mesela şöyle söylemektedir: “Ey suf(yün elbise) giyen kişi! Sufu sırrın için giy, kalbin için giy, nefsin için giy. Zühdün başlangıcı oradan olur. Zahirden batına doğru olmaz. Sırrın saf olduğunda safa kalbine geçer, nefsine geçer, uzuvlarına geçer, yemeğine geçer, elbiselerine geçer, kısaca bütün ahvaline geçer.” (El- Fethur Rabbani)
 
Sufiye tavsiyede bulunduğunda şöyle söyledi: “ Ey oğul! Helal yiyerek kalbini safi kıl (temizle) Mademki Rabbini cc. tanıyorsun, o halde nimetlerini, hırkanı, kalbini safi kıl. Ancak bu şekilde safi olursun.” (El- Fethur Rabbani)
Sufi kızgın demiri döver soğuk demiri değil. Aklını başına almış fikrini yola bağlamış tedbirini eylemiştir. Onun yemeğinden yiyen bir hoş olur. Bir daha halkın yemeğine itibar etmez.
 
Kalbinde zerre kadar dünya sevgisi bulunduğu müddetçe iman sıhhat bulamaz. İman yakine (kesin bilgiye), yakin marifete, marifet de ilme dönüşürse, işte o zaman sen Allah cc. için çabalayan bir kimse olursun. Zenginlerin elinden alır, fakirlere verirsin. Mutfağın sahibi olursun rızıklar senin sır ve kalp elinden geçer. Onlar Allah cc. Kitabında:
 
كَانُواقَلٖيلًامِنَالَّيْلِمَايَهْجَعُونَ *   وَبِالْاَسْحَارِهُمْيَسْتَغْفِرُونَ
 
51.17-18 – Geceleri pek az uyurlardı. Seherlerde bağışlama dilerlerdi.
 
İbadetlerinde sadakatli olanların baş uçlarına uyandırıcılar yerleştirilir; uyandırıcılar, onları yataklarından kaldırırlar. Hz. Peygamber sav. Şöyle buyurmuştur; Allahü Teâla, Cebrail as’e şöyle buyurur: “Ey Cibril! Falancayı kaldır, falancayı da uyut.”
 
Sufilerin Allah cc. ya giden kalp adımları uyanınca, rüyalarında uyanıkken gördükleri şeyleri görürler. Onların kalpleri ve sırları uyanıkken görmedikleri şeyleri görür. Oruç tutarlar, namaz kılarlar, nefislerini aç bırakarak mücahede ederler ve dünyevi hedeflerden yüz çevirirler. Her türlü ibadette karanlıkları gider aydınlığa ulaşırlar. Böylece cenneti kazanırlar.
 
Sufi, Rabbiyle mülaki oluncaya kadar daima yorgun olur. Bundan dolayı Hz. Peygamber sav. Şöyle buyurmuştur: “Rabbiyle karşılaşıncaya kadar mümin için rahat yoktur.” Ahmed b. Hanbel, El-Müsned h. n194
 
Yine ondan şöyle bir rivayet edilmiştir: “Mümin vefat edip kabrine konulduğu zaman Münker ve Nekir ona sorular sorar, o da cevap verir. Ruhuna, Cenab-ı Hakk’a yükselmesi ve O’na secde etmesi için izin verirler. Onunla birlikte bir grup melek de bulunur. O Rabbine mülaki olur. Ondan perdeli olan şeyler ona açılır. Sonra cennette Salihlerin ruhlarının toplandığı yere götürülür. Onu karşılarlar, ondan kendi halini ve dünyayı sorarlar. Bildiklerini söyler. Sonra ona derler ki:” Filanca ne yapıyor?” Der ki: “ O benden önce öldü!” derler ki: “ O bizim yanımıza gelmedi.! La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim! O, Cehenneme atılmış olmasın?” sonra o cennette otlayan ve arşın altında asılı bir kandile konan yeşil bir kuşun kursağına konur.” Zebidi, ithafüs sade 5/393 bu müminleri karşılama şeklidir.
 
Her türlü musibetlere ve iptilalara uğramış olanlar! Ölümü ve ölümden sonrasını düşünün. O zaman fakirliğininiz ve musibetleriniz size hafif gelir. Dünya ve içindekilere veda etmek kolay gelir. Söylediklerimi dinleyin. Sufiler Rablarının rızasından başka bir şeyi gözetlemezler. Sadece Rablarının rızası ve hoşnutluğu için Onların yanları yatakta uzanmaktan nefret ederler. Onların kalpleri ile ailelerinin arası ayrılmıştır. Onların başına deli divane eden bir iş başlarına gelmiştir. Dükkanlarını kapatmışlardır. Çölleri ve sahraları mesken tutmuşlardır. Sükunları yoktur. Onların geceleri gece değildir, gündüzleri gündüz değildir. Yanları yataktan nefret eder. Kalpleri kızgın tavadaki tane gibidir. Kalpleri ondan nefret eder ve kaçar. Tefekkür tavasında ki tane… Muhasebede, münakaşada, münazaada olan tane…  İşte akıllı, zeki ve uyanık olanlar bunlardır. Onlar dünyayı da, içindekileri de tanımış olan kimselerdir. Oyun ve hileleri, büyülerini, sıkıntılarını ve onun kendi çocuğunu bile boğazladığını bilmişlerdir.
 
Sufilerin kalpleri edinilen nidayı duymuştur “ Bana muhabbet duyduğunu iddia edip de gece olunca uyuyan kimse yalancıdır! İşte bu yoklamadan onlar utanıp mahcup olup gecenin karanlığında, Rablerinin huzurunda saf tutmuşlar gözyaşlarını yanaklarının uçlarına doğru akıtmışlar kalp adımlarıyla onun huzuruna girmişlerdir. Huzurunda havf ve reca ayaklarıyla durmuşlardır. Reddedilmekten korkarak ve kabul edilme emniyetini umarak.
 
Ey sufiler! Bu açık hükümlere hizmet ediniz. Allah CC. Kitabı ve Resulullah sav sünneti ile amel ediniz. Amellerinizde ihlaslı olunuz. Sonra Onun lütuflarından, ikramlarından, kurtuluşların dan göreceklerinizi bekleyin. (Cilaul Hatır yolun esasları s.72 )

 

Büyükleri Sûfi kimdir Açıklamaları

Abdulvahid b. Zeyd’e “Sana göre sûfî kimdir?” diye sordular. O şu karşılığı verdi: “Üzüntü ve tasalarını akıllarıyla çözen, kalpleriyle onlardan uzaklaşan, nefislerinin şerrinden Efendilerine sığınanlardır.”

Zünnûn Misri’den “Sûfî kimdir?” diye sorulduğunda şu karşılığı verdi: “Taleple yorulmayan, elinden zorla almakla darılmayan kimsedir.” Bir başka seferinde şunları söyledi: “Onlar o kimselerdir ki Allah’ı her şeye tercih ederler. Allah da onları her şeye tercih eder.”

Sûfîlerden birine “Kiminle sohbet ve arkadaşlık edelim?” diye sordular. “Sûfîlerle” dedi. “Çünkü onlar nezdinde her hatâ için bir birçok mazeret bulunabilir. Zenginlerin ve büyüklerin onlar nezdinde bir itibarı yoktur ki seni oraya çıkartıp yüceltsinler ve böylece nefsin bundan haz almış olsun.”

Cüneyd’e:”Sûfîler kimlerdir?” diye sorulduğunda şu karşılığı vermişti: “Onlar, halk arasında Hakk’ın seçkin kullarıdır. Allah Teala, onları dilerse açığa çıkarır, dilerse gizler.”

Ebu’l-Hüseyn Ahmed b. Muhammed Nûrî der ki: “Sûfî, güzel sese ve musikiye kulak veren, sebeplere sarılmayı tercih edendir.”

Şam halkı sûfîleri “fukara” olarak isimlendirir ve derler ki Allah Teâlâ onlara bu adı vermiştir: “Allah’ın vermiş olduğu ganimet malları, … muhacirlerin fukarâsına aiddir.”el-Haşr, 59/8 “Yapacağınız hayırlar, kendilerini Allah yoluna adamış… fukara içindir.”el-Bakara, 2/273

Ebû Abdullah Ahmed b. Muhammed b. Yahya Cellâ’ya “Sûfînin manası nedir?” diye soruldu. Şu karşılığı verdi: “Tasavvuf ilminin şartı nedir bilmeyiz ama, sûfîyi sebeplerden soyutlanmış, mekana bağlı olmaksızın Allah ile beraber, Allah’ın her mekânda ilimden mahrum bırakmadığı fakîr, diye tarif edebiliriz.”

Bir rivayette sûfî kelimesinin aslı “Safevi”dir. Telaffuz zorluğu sebebiyle safevi, sûfi olmuştur.

Sûfîlerden biri “sûfi”yi, iki güzel huy ve halden daha iyi olanını tercih edebilen, diye tarif etmiştir.

Bir başkası: “Sûfî, ubûdiyyet sıfatını gerçekleştirerek Hakk dostluğuna ermiş, beşeriyet kirinden temizlenmiş, hakikat menziline varmış, şerîat ahkâmını mukayese derecesine ulaşmış kimsedir. Çünkü o, tasfiye yoluna girmiştir.” der.

Birisi: “Gerçek sûfî kimlerdir? Onların özelliklerini bize anlat!” diyecek olursa şunları söyle: “Allah’ı ve ahkâmını bilen, Allah’ın kendilerine öğrettikleriyle amel eden, Allah’ın istediklerini gerçekleştiren, gerçekleştirdikleri ile vecde eren, vecd duydukları şeylerde fânî olanlardır. Çünkü her vecd ehli, vecde erdiğinde fenâ bulur.”

Kannad der ki: “Tasavvuf, zahir libâsıyla alakalı bir isim olmakla beraber, sûfîlerin bu terimi anlayışları ve halleri birbirinden farklıdır.”

Şibli’den sordular: “Sûfîler niçin bu adla anılırlar?” Şu karşılığı verdi; “Onlara nefislerinin kalıntısı sebebiyle sûfî denmiştir. Eğer öyle olmasaydı onlara layık bir isim bulunamazdı.”

Yine denilmiştir ki: “Sûfîler, ehl-i suffenin bakiyyesidir.”

“Sûfi adı, giyilen zahir libasına verilen bir addır” diyenlerin görüşüne gelince, sûf giyenler hakkında pek çok rivayetler vardır. Nebilerden, sâlihlerden sûf giymeyi tercih edenler çoktur.

Kaynak: El Gunye, El-lüma, Avarifül Maarif tasavvuf Kitaplarından istifade edilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir