Şükür

41. Sohbet: Şükür

Sadık olan kişi nimete şükreder, cezaya sabreder. Emredilene sarılır, nehyedilenden uzak durur. Kalpler bu usulde terbiye edilir. Nimete şükretmek nimeti artırır. Cezaya sabretmek cezayı giderir ve işi kolaylaştırır. Çocuklarınız veya diğer yakınlarınız öldüğünde, mal mülk elden gittiğinde, maksatlar zayi olduğunda ve halk eziyet ettiğinde sabırlı olun ki, büyük hayır göresiniz. Kolaylığın geldiğinde şükreder, zorluğun geldiğinde de sabredersen Mevlâ’ya (CC) gitme vâsıtaların olan “iman kanatların palazlanır ve kuvvetlenir. Kalbin ve sırrın o kanatlarla Rabbinin (CC) kapısına uçar. Sabrın olmadığı halde imanlı olduğunu nasıl iddia edersin? 

Hz. Peygamber’in (SAV): “Beden için baş ne ise, iman için de sabır odur”(1)dediğini işitmedin mi? Eğer sabrın yoksa, imanının başı da yoktur. Bu durumda, cesede itibar edilmez. Eğer belâ vereni tanısaydın, belâya sabrederdin. Eğer dünyayı tanısaydın, ona dalmazdın.

Allah’ım (CC)! 

Dalâlette olanların hepsine hidayet nasip et. Bütün asilerin tevbesini kabul et. Bütün müptelalara sabır ihsan et. Bütün âfiyette olanlara şükür muvaffakiyeti bağışla. (Âmin)

Birisi: “Hangisi daha şiddetlidir: Havf ateşi mi, şevk ateşi mi?” diye sordu. O (Abdulkâdir Geylânî KSA.) şöyle cevap verdi: “Mürîd için havf ateşi, murâd için ise şevk ateşi. Bu başka bir şeydir, o başka bir şey. Pekiyi, ey soruyu soran! Bunlardan sende hangisi var?” 

Ey sebeplere güvenenler! 

Size fayda verecek olan tek kişidir. Size zarar verecek olan tek kişidir. Melikiniz tektir. Sultanınız tektir. İlâhınız tektir. Yaratıcınız tektir. Yaptığınız şeyleri sizin elinizle yapan O’dur (CC). Sizi O (CC) yarattı. Size O (CC) rızık verdi. Size zararı da, faydayı da veren O’dur (CC). Sizi hidayete erdiren O’dur (CC). Niçin kendiniz gibi bir mahluka dayanıyorsunuz? Kendisine fayda da, zarar da veremeyecek olana niçin tapıyorsunuz? Allah-ü Teâlâ’nın (CC): “Rabbi (CC) ile “likâ”yı (güzel bir surette karşılaşmayı) umanlar Salih amel işlesinler ve ibadetlerinde O’na (CC) hiçbir şeyi ortak koşmasınlar”(2) buyurduğunu işitmediniz mi?

Ey münâfık! 

Zamanın boşa gidiyor. Ey işlerini elinde tutan! Kaybediyorsun, sermayen gidiyor. Hoş, bir kâr da göremezsin ya! Sermayen dinindir. Sen ise onunla dünyanı yiyorsun. Sen eğer dinini yersen, o da biter, tükenir; dinin halk için, saygı görmek için, dinar ve dirhem için, makam ve mevki için işlediğin amellerle kaybolur gider. Sen Allah-ü Teâlâ’nın (CC) düşmanı ve nefret ettiği bir kimsesin. Sen sıddık kulların nefret ettiği bir kimsesin. Sen meleklerin nefret ettiği bir kimsesin. Melekler sana lânet ediyor. Ayaklarının altındaki yeryüzü sana lânet ediyor. Üzerindeki gök kubbe sana lânet ediyor. Giydiğin elbise sana lânet ediyor. Sen halkın da, Hâlık’ın da (CC) lânetlediği bir kimsesin.

Münafığın ateşin en aşağı yerine gireceğini bilmiyor musun? ,

Teslim ol, müslüman ol, sonra tevbe et. Ölüm aniden gelmeden ve seni birdenbire kapmadan önce işini tedarik et; sonra pişman olursun da pişmanlığın sana bir fayda vermez. Ben seni tanıyorum, ama seni ifşâ etmem mümkün değil. Çünkü biz şeraitte sana da, başkalarına karşı da setr etmekle emrolunduk. Fakat sözümü belli birini kastetmeksizin söylüyorum. Sana işaret ediyorum, ama bu işaret açık bir surette değil. Seni kastediyorum, komşusu sen anla. “Köleye sopayla vurulur, hür kimseye ise bir işaret yeter.”

Hakk Teâlâ (CC) celvetlerinde de, halvetlerinde de insanlara ve onların kalplerine nazar edicidir. O (CC) ancak kendisi için işlediğiniz amelleri, O’nun (CC) rızasını isteyerek yaptığınız amelleri kabul eder. Amellerinizde yapmacık davranmayın, süsleyip püslemeyin, hileye hurdaya kaçmayın. O (CC) gizliyi de, açığı da bilir. “O (CC), gözlerin hain bakışlarını ve göğüslerin sakladığını bilir.” (3) İşte bu Melik’e (CC) hizmet edin; bu Hâlık’a (CC), bu Râzık’a (CC), Mün’im’e (CC) (nîmetler bahşedene) ki, sizin için güneşi bir aydınlık kaynağı, ayı bir ışık ve geceyi de sükûnet vakti yapan O’dur (CC). Verdiği nimetler ile sizi uyandıran O’dur (CC). O’na (CC) şükredesiniz diye, O (CC) nimetleri türlü türlü yaptı. O (CC) nimetlerin sayısı hakkında da şöyle buyurdu: “Eğer Allah’ın (CC) nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız.”(4) Allah-ü Teâlâ’nın (CC) nimetini gerçek yönüyle gören kimse, onun şükrünü eda etmekten âciz kalır, şaşırıp kalır. Bundan dolayıdır ki, Mûsâ (AS): “İlâhî (CC)! Şükürdeki aczi yetimle sana şükrediyorum” demiştir. 

Şükrünüz ne kadar az! 

İtirazınız ne kadar çok! Eğer O’nu (CC) tanısa idiniz, O’nun (CC) huzurunda dilleriniz ahras kesilir, konuşamazdı; kalpleriniz ve bütün uzuvlarınız her hâllerinde edepli olurdu. Bundan dolayı Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: “Allah’ı (CC) tanıyanın dili tutulur.” (5) Ârif dilsizdir. Esrar hakkında O’ndan (CC) izin almadan konuşmaz.

Ey oğul! 

Kendini, bedenini, aileni ve malını Cenâb-ı Hakk’a (CC) havale et. Çünkü O (CC) emaneti kaybetmez. Kalbinle O’na (CC) yürü. Sen bütün hayrı O’nun (CC) indinde bulacaksın. Hükmün (şeraitin) hakkını öde. Bu Nebiden (SAV) razı ol ve O’na (SAV) tâbi ol. Sonra Rabbinin (CC) huzuruna O’nun (CC) hakkındaki ilminin ve marifetinin ayaklarıyla gir. Kapıya varıncaya kadar dinin hükümleri ile arkadaş ol. Oraya ulaştığında hükümleri durdur ve O’na (CC) selâmetle ve baht saadeti ile dua et. Sonra sır ve mana evine gir. Salihlerden birinin şöyle dediği rivayet olunur: “Benim için, dünyayı davul zurna ile yemem, din ile yememden daha sevimlidir.” Çok yakında her biriniz tevhitten ve şirkten, nifaktan ve ihlastan ne yaptığını görecek. O gün görenler için cehennem ortaya çıkacak! Kıyamette olanların hepsi onu görecek. Çok az kimse hâriç, herkes ondan korkup kaçacak. Mü’mini gördüğünde ise o alçalacak, mü’min onu geçinceye kadar ateşi sönecek. Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Kıyamet günü cehennem mü’mine şöyle diyecek: Ey mü’min çabuk geç! Çünkü nurun ateşimi söndürüyor!” (6) Ona üzerinden geçmeden önce: “Çabuk ol! Geç! İşimi boşa çıkarma, benim seninle bir işim yok!” diye seslenecek. Onun üzerinden müslüman da, kâfir de, itaatkâr da, asi de geçecek. Mü’minin adımı o sırat köprüsüne bastığında cehennem geri çekilecek, alevi sönecek ve mü’mine şöyle seslenecek: “Geç! Nurun alevimi söndürdü!” Onun üzerinden geçenlerden bazıları da onu görmeyecek. Cennete girdiklerinde diyecekler ki: “Allah-ü Teâlâ (CC) ‘Sizden herkes ona (cehenneme) uğrayacak!’(7) şeklinde buyurmamış mı idi? Biz onu görmedik.” Onlara denecek ki: “Siz onun üzerinden o sönük iken geçtiniz.” İsyankâr, Mevlâ’sından (CC) kaçaktır. İtaatkâr mü’min ise Mevlâ’sının hizmetinde durur; Onunla (CC) karşılaşacağını ve kendisinden dünyada yaptıklarını soracağını bilir. O hevâ ve hevesine uymayı terk etmiştir; çünkü hevâ ve hevesin kendisini sapıtacağını, kendisinin Rabbiyle (CC) çekişmeyi isteyeceğini bilir. Mü’min, nefsine düşmanlık ve muhalefet eder; çünkü onun Rabbine (CC) karşı düşmanlık beslediğini bilir. 

Allah-ü Teâlâ (CC) Hz. Dâvûd’a (AS) şöyle vahyetmiş:

“Ey Dâvûd (AS)! Hevânı terk et. Hevâdan başka benimle çekişen hiçbir şey yoktur.” Hakk (CC) ile sükûnet, mutluluk ve güzel edep üzere beraber olun. İradenizi O’nun (CC) iradesine, ihtiyarınızı (tercihinizi) O’nun (CC) ihtiyarına, hükmünüzü O’nun (CC) hükmüne, dileğinizi O’nun (CC) dileğine bırakın. “O (CC) istediğini yapandır.” (8) “O (CC) yaptığından sorumlu tutulmaz, bilakis insanlar yaptıklarından sorumludurlar.”(9) O’nunla (CC) beraber olmak yırtıcı hayvanlarla ve yılanlarla beraber olmak gibidir. Bundan dolayı sûfîler O’nunla (CC) “havf ve hazer kademi” üzere beraber olurlar. Onların ne geceleri gecedir, ne de gündüzleri gündüzdür. Yemeleri hastanın yemesi gibidir. Konuşmaları mecburiyettendir. Hasta en az şeyle doyar ve yemeğini korkarak yer. Onun bünyesine uygun olup olmadığını bilemez. Suda boğulan kimsenin boğulmanın tesiriyle gözleri kapanır, fakat dalgalar onu uyandırır. O kudret denizindedir. Onlar “O (CC) istediğini yapandır” denizindedirler, “kendi istediklerini yaparlar” denizinde değil. Dalgaların kendilerini boğmasından, ya da bazı hayvanların musallat olup kendilerini yemesinden korkarlar. Sâhil-i selâmete atılmayı umarlar. Rablerinin (CC) kurbiyet sarayına, O’na (CC) münacat ve müşahede sarayına girmeyi dilerler.

Ey mürîd! 

Çalış, çünkü sen irade sâhibi değilsin. Salihlerden birisine: “Neyi arzu edersin?” diye soruldu. “Arzu etmemeyi arzu ediyorum” cevabını verdi. Bütün mesele kadere rızada, iradeyi terkte ve kalbi “mukallib”inin yâni onu çekip çevireninin önüne bırakmaktadır.

Allah’ım (CC)! 

Bizi senin kudretinin önüne bırakılan Müslümanlardan eyle. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”


Dip Notlar

(1) Deylemî, el-Firdevs, hadîs no: 3840, (Beyrut-1986).

(2) Kehf S. A.110. ,

(3) Gâfir S. A.19. 

(4) İbrâhîm S. A.34.

(5) bak.: Süyûtî, Şerhu Süneni İbn Mâce, I/288, (Keratşi-tsz.).

(6) Heysemî, Mecmau’z-zevâid, VII/360.

(7)vMeryem S. A.71.

(8) Bürûc S. A.16.

(9) Enbiyâ S. A.23.

Kaynak: Abdulkadir-i Geylani (Ksa), Cilâü’l-hâtır

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın