Tafviz ve Teslim 

Tafviz ve Teslim 

Tafviz tevekkülün ruhu ve özüdür. Ebu Abdillah el-Herevi diyor ki: “Bu, tevekkülden daha ince bir işarete ve anlama sahiptir. Çünkü tevekkül, sebebin vukuundan sonra, tafviz ise sebebe başvurmadan öncedir. Bu, tam istislamdır. Tevekkül, tafvizin bir dalıdır” Medaricu’s-salikin: 2/137-138.

Bütün işleri Allah’a havale etmek, seçimi O’na bırakmak ve O’nun yaptığını gönülden kabul etmek olan tafviz, gerçekten tevekkülün ruhu ve özüdür. Bu, tıpkı zayıf, aciz çocuğun, her işini şefkat ve merhametine, korumasına güvendiği babasına bırakmasına benzer. Çünkü o, babasının seçiminin, yönetiminin, kendi kendisini yönetmesinden daha çok kendisine yararlı olduğunu; babasının, kendisini kendisinden daha iyi koruduğunu bilir. Bundan dolayı işlerini ona bırakır, rahat eder. Demek ki tafviz, kulun kendi gücünden ve hareketinden çıkıp her işini sahibine bırakmasıdır.

Ebu Abdullah el-Herevi’nin, tırnak içine aldığımız sözlerini bu şekilde açıklayan İbn Kayyim el-Cevziyye, tevekkülün de aynı anlama geldiğini, hatta tevekkülün tafvizden daha tam olduğunu söylüyor. Kur’an, Allah’ın has velilerini mütevekkil olarak nitelendirmiş, peygamberlerin mütevekkil olduklarını bildirmiş; Peygamber (ﷺ) de yetmiş bin kişinin hesap görmeden cennete gideceklerini, bunların tevekkül makamında bulunduklarını haber vermiştir.

Kur’an, tevekkülü öven ayetlerle doludur. Oysa tafviz, sadece Firavun ailesinden inanmış bir kişinin sözleri arasında nakledilmiştir: “Ben işimi Allah’a tafviz ederim “Mu’min Süresi: 44. Mutasavvıfların imamlarından Sehl ibn Abdillah et-Tüsteri: “İlmin tamamı, ta’abbüdden bir babdır. Ta’abbüdün tamamı da vera’dan ibarettir. Vera’nın tamamı da zühdün bir bâbıdır. Zühdün tamamı da tevekkülün bir bâbıdır” diyerek bu noktayı gayet güzel anlatmıştır. Bizim kanaatimize göre tevekkül tafvizden daha geniş ve daha yücedir! Medaricu’s-salikin

Ebû Abdillah el-Herevi’ye göre tafviz aç dereceye ayrılır:

Birinci derece: İyas derecesidir. Yani kulun, hükümlere (Allah’ın kaderine) mukavemet etmekten umudunu kesip O’nun, kendisi için taksim ettiği rızkı tartışmasız kabul etmesidir.

İkinci derece, güven derecesidir. Kulun, mukadder olanın zayi olmayacağından, mutlaka yerini bulacağından emin olması, böylece gönül rahatlığına ermesidir. Buna eremezse yakine yani kesin imana, buna da eremezse sabır makamına ermesidir.

Üçüncü derece de: Hakkın ezelililiğini (O’nun ezeli takdirini) görüp fi’lin olması için güçlüklere katlanmaktan, ya da (kaderde olanın değişmeyeceğini düşünerek) korunma güçlüklerinden kurtulmak, tam güven ile Hakk’a teslim olmaktır.

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın