Tasavvufta Edep ve Adap

Tasavvufta Edep ve Adap

Edep güzel ahlakı kullanmaktır. Edep kelimesi (içtimai) toplanma anlamını bildirir. Edep, hayır hasletlerinin toplanmasıdır. Edip ise kendisinde hayır huylarının toplandığı kimsedir. Sufilere göre edep, her ahlakın başı, gerek kul ile Allah, gerek kul ile kullar arasındaki her işlemin şarttır.

Allah Teâlâ buyurur: “Ey iman edenler, canlarınızı ve ehlinizi (çoluk çocuğunuzu) cehennem azabından koruyunuz.”(Tahrim 66/6) Rivayete göre İbn Abbas bu ayetin tefsirinde şunları söylemiştir: “Çoluk çocuğunuzu eğiterek; edeple yetiştirerek onlara cehennemden kurtulmayı öğretin.” Nitekim Peygamber (ﷺ) buyurur: “Hiçbir baba evlâdına edebden daha değerli bir armağan veremez.” (Tirmizi, Birr 33)

Allah Resulü şöyle buyurmuştur:

“Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi güzel yaptı.”(Keşfulhafa. I. 70) Hz. Peygamber (ﷺ)’in bütün peygamberler arasında “edep” kelimesiyle ifade edilen özel yeri, “Edebimi güzel yaptı” lafzıyla ortaya çıkmaktadır. Değilse, bütün peygamberleri terbiye eden Allah Teâlâ’dır.

Edep fakirlerin dayanağı, zenginlere süsüdür. Halkın edep konusunda birbirinden farklı üç derecesi vardır. Dünya ehlinin edebi, dindarların edebi, dindarlardan havassın edebi, ehli dünya, edep denilince genellikle fesahat, belâgat bilgi ezberleme, yöneticileri eğlendirme, şiir ve sanatkarlık gibi şeyleri anlarlar. Dindarlar da edebi daha çok riyazat, organları eğitmek, gönlü temizlemek, şer’i sınırları korumak, şehvetleri terk etmek, şüphelilerden kaçınmak, taatlara koşmak ve iyilikte yarışmak şeklinde yorumlarlar. Dindarlardan havassın edep anlayışı; kalp temizliği, sırlara riayetkar olmak, ahde vefa, hal ve vakti muhafaza, havatır, varid ve ilham türü uyarılara değer vermemek, iç ve dış dengeyi korumak, kurb makamlarında, talep anında, huzur ve vuslat zamanlarında edebe sarılmaktadır.

“Adabın en yücesi tevbedir, nefsi şehvetlerden alıkoymaktır.” denilmiştir.

Sufilerin sefer, hareket, ikamet, hal ve durumlarına göre bir takım edepleri vardır. Bu adap konusu onların şekil ve usul bakımından başkalarından ayrıldıkları, kendilerine has özel durumlarıdır. Ayrıca onların birbirlerine olan üstünlükleri edep sayesinde bilinmektedir. Yine bu sayede sadık sufilerle yalancı ve iddiacılar birbirinden ayrılmakta, tahkik ehli olanlar ortaya çıkmaktadır.

Tasavvuf büyüklerinin  edep hakkında söyledikleri 

Sait ibn el-Müseyyib: “Allah’ın kendisi üzerindeki hakkını bilmeyen onun emir ve yasaklarına uyma edebiyle edeblenmeyen kimse edepten tamamen uzaktır.” demiştir.

İbni Ata: “Edep güzel şeylerde durmak (onları yapmak)tır.” demiştir. Bunun ne anlama geldiği sorulunca da: Gizlide ve görünürde Allah’a karşı edeple davranmaktır.” demiştir.

Hasan Basrî’ye sordular: “İnsanların edep bilgisi çoğaldı fakat edep azaldı, edebin dünyada en yararlı, ukbâda en erdirici olanı hangisidir? Hasan Basri su karşılığı verdi: “Önce dinde ince kavrayış (tefakkuh) lazımdır. Çünkü böyle bir anlayış, taliplerin kalplerini cezbeder. Sonra dünyaya karşı zahid davranmak, çünkü bu da insanı Allah’a yaklaştırır. Son olarak da Allah’ın kul üzerindeki hakkını bilmek. Bu da kamil manada bir imanı içine alır.”

Abdullah ibn el-Mübarek: “Biz çok ilimden ziyade az edebe muhtacız” demiştir.

Sehl İbn Abdillah: “Sufiler, Allah(ın yardımı) ile, Allah’ın istediğini yapmaya çalıştılar. Allah için Allah’ın edebine sabrettiler” demiştir.

Sehl: “Nefsini edep ile ezen, Allah’a İhlas ile ibadet eder” demiştir.

Abdullah ibn el-Mübarek: “İnsanlar edep üzerinde çok şey söylediler. Biz diyoruz ki: Edep nefsin kabalıklarını bilmek ve o kabalıklardan, küstahlıklardan kaçınmaktır. Allah tecelli ettiği zaman dağın parçalanması, zat’ın ululuğu karşısında yok olması da buna tanıktır” demiştir.

Ebu Osman: “Muhabbet sahih olursa, seveni daha fazla edebe sarılmaya iter” demiştir.

İsa Aleyhisselam Allah’ın: “Ey Meryem oğlu İsa, sen mi ‘Beni ve anamı Allah’tan başka iki Tanrı edinin’ dedin?” sorusu üzerine: “Ben demedim” demiyor. “Söylemiş olsaydım sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin. Ben  sende olanı bilmem.” demiştir. Peygamberlerin hepsi edep ile doludur. Çünkü onları Allah azze ve celle  terbiye etmiştir. 

Edeple İlgili Bir Kıssa

Cüneyd demiş ki “Cuma günü salihlerden biri gelip:

– Benimle beraber bir fakir gönder de beni sevindirsin, beraberce yemek yiyelim, dedi

Baktım, yoksulluğu halinden belli bir fakir gördüm, onu çağırıp:

– Bu şeyhle beraber git de onu sevindir’ dedim.

Gitti, çok geçmeden götüren adam geri geldi:

– Ey Ebu’l-Kasım, o adam yalnız bir lokma yedi, çıktı, dedi.

Dedim:

– Herhalde sen, onu inciten bir söz söyledin.

Hayır, ona hiçbir şey söylemedim, dedi.

Baktım ki fakir orada oturuyor.

Dedim:

– Neden onun sevincini yarıda bıraktın?

Dedi

– Efendim, Kufe’den çıkıp hiçbir şey yemeden Bağdat’a geldim. Senin huzurunda (aç olduğumu söyleyerek) fakirliğimi gösterme gibi bir terbiyesizlik yapmak istemedim. Sen beni çağırınca sevindim. Çünkü ilk defa sen bana hitabettin, söze sen başladın (beni hitabına layık gördün). Gittim, ona (Allah’tan) cennet umarak gittim. Fakat sofrasına oturunca bir lokma yaptı bana verdi) ve:

– Ye, bu, bana göre on bin dirhemden daha iyidir, dedi.

Bu soruna duyunca onun, himmeti düşük biri olduğunu anladım, yemeğini yememeği zarafete daha uygun buldum.

Cüneyd adama:

– Ben sana demedim mi, sen ona karşı sui edebde bulunmuşsun, dedi.

Adam:

– Ey Ebu’l-Kasım, tevbe! dedi, tekrar o fakiri gönderip kendisini sevindirmesini Cüneyd’ten rica etti!



100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın