Ta’ziyede Bulunmak

Ta’ziyede Bulunmak

Taziye; sabır tavsiye etmek manasınadır. Ölü sahibine taziyede bulunmak müstahsendir. Zahiriyye’de de böyledir. Taziyenin vakti; ölüm hadisesinden itibaren üç gündür. Bu süreden sonra taziyede bulunmak mekruhtur. Ancak başka beldelerde ikamet eden ve bu süre içerisinde taziyede bulunamayanlar müstesnadır. Eğer ölü sahipleri sabırlı ve sakin ise, defin hadisesinden önce de “Taziye” yapılabilir. Ölünün bütün akrabalarına taziyede bulunmak müstehabtır. İbn-i Abidin; “Taziye yapan kimse; “Allah sana ecri cezil, sabrı cemil ihsan eylesin. Meyyiti de afv ve mağfiret buyursun” der” hükmünü zikrediyor. Feteva-ı Hindiyye’de “Taziyelerin en güzeli Resûl-i Ekrem (sav) efendimizin taziyesidir. Resûlullah (sav) şöyle derdi: “Şüphesiz ki alan da veren de Allahû Teâla (cc)’dır. Ecel-i müsamma’da onun katındadır. Kimin ne zaman öleceğini ancak ve ancak o bilir” hükmü kayıtlıdır. Taziyede asıl olan; ölünün yakınlarına sabır tavsiye edici ve onların acılarını dindirici sözler söylemektir.

Mevlid; kelime olarak doğum zamanı, doğum yeri veya doğmak manalarına kullanılır. Genellikle Resûl-i Ekrem (sav)’in “Doğum Gecesi” için kullanılmıştır. Araplar arasında mevlid olarak; “Baned Suad” “Kaside-i Bürde” ve “Hemziyye” gibi metinler vardır. Türkçe’de de yirmiye yakın “Mevlid”le ilgili şiir mevcuddur. Mevlid merasimleri ilk defa; “Gulat-ı Şia’nın” hakim olduğu Fatimi devletinde düzenlenmiştir!.. İbn-i Abidin müzik ve eğlenceden başka bir şey olmadığını kaydetmekte ve kat’iyyen mevlid okutturulmamasını tavsiye etmektedir. Ayrıca halk arasında “ölünün 40. veya 52. gecesi” adı altında yapılan törenler de; bid’at’tır!.. Esasen bunların bir kısmı; gayr-i müslimlerden (zımmilerden) geçmiştir. Ölüm ve doğum yıl dönümleri, yılbaşı kutlamaları, kadınlı-erkekli düğün merasimleri, caddelere heykel ve büstlerin dikilmesi, kırkıncı gün ve sene-i devriyye ihtifallerini bu meyanda sayabiliriz. Bunların tamamı gayr-i müslimlerden gelmiştir.

Resûl-i Ekrem (sav): “Ölülerinizin iyiliklerini anın, kötülüklerini söylemeyin” emrini vermiştir!.. Müminler; kendilerinden olan (yani mümin olan) kardeşleri öldükten sonra, kat’iyen onun kötülüklerinden bahis etmezler. Ayrıca bu kardeşlerini anmak için de; yılın belli günlerini tayin etmekten şiddetle kaçınırlar. Herhangi bir cenazeye “çelenk” göndermek, çok büyük bir hakarettir. “Zira “çelenk” batı toplumlarında; “haç” işaretinin çiçeklerle süslenmesi sonucu ortaya çıkmış bir adettir. Müslüman bir ölüye “çelenk” göndermek, onu “haç” taşıyan bir Hristiyana benzetmek demektir. Bundan daha büyük bir hakaret düşünülebilir mi?

Resûl-i Ekrem (sav): “Kur’an-ı Kerim’i okuyunuz, fakat onunla dünyalık kazanıp yemeyiniz” emrini vermiştir. Ayrıca Hz. Ömer (ra)’in ücretle Kur’an-ı Kerim okuyan ve bunu geçiş vasıtası haline getirenleri tehdit ettiği de bilinmektedir. İbn-i Abidin: “Bazıları ücretle Kur’an okumaya caizdir diyorlar, bunlar bir şeye dayanıyorlar mı derseniz, derim ki; evet fetva veriyorlar. Fakat neye dayandıklarını sorsan, onlar da yeryüzünün şarkını ve garbını arasalar, sağlam bir delil bulamazlar” diyerek, meseleye açıklık getiriyor. İmam-ı Serahsi: “Müslümanlara has olduğu sabit olan her türlü ibadet karşılığı ücret almak batıldır” hükmünü beyan ediyor. Sonuç olarak; Kur’an-ı Kerim okumak bir ibadettir. Dolayısıyla bu ibadetten hasıl olan sevap okuyana aittir. Bu sevabın, para ile satılması düşünülemez. Müminler; ölmüş olan kardeşleri için Kur’an-ı Kerim okurlarsa, kardeşlik hukukuna riayet etmiş olurlar. Bunun için ayrıca ücret talebinde bulunmamaları şarttır.

Kaynak: Emanet Ve Ehliyet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir