Tevazu

Tevazu (Alçak Gönüllü)

Tevazu (Alçak gönüllü); Allahu Teala’nın büyüklüğüne ululuğu karşısında kendi acziyetinin farkına kişinin varması ile diğer insanlara karşı büyüklük taslamaması, övünmemesi, onları aşağılayıcı duygu ve davranışlardan uzak durması anlamına gelmektedir.

İnsan Rabbinin karşısında kibirle değil tevazu ile durmalıdır. Teslimiyeti tevazu ile olmalı. Cahil toplumlar da sertlik, kabalık, isyan, taassup, vurdumduymazlık hakim olur. Resulullah (ﷺ)’ in İslam toplumunu tevazu üzerine Mekke’de oluşturmaya başlamıştır.

Kur’an’ı Kerimde Tevazunun İzleri

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.” Maide / 54

“Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” İsra / 24

“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin” İsra / 34

Rahman’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler; kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin “Selâmetle!” derler, geçerler.” Furkan / 63

“Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokça övünüp duran hiç kimseyi sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” Lokman / 18-19

“Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.” Fetih / 29

“Sana tâbi’ olan mü’minlere de (şefkat ve tevâzu’) kanadını indir!” Şuara / 215

Resulullah(ﷺ)’ın Hayatında Tevazu

İyaz  b. Hımar (r a) şöyle der: “Rasulullah (ﷺ) bir gün hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı da şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki, Allah bana sizin tevazu göstermenizi bildirdi. Ta ki kimse kimseye karşı böbürlenmesin, kimse kimseye tecavüzde bulunmasın!”  (Müslim, Cennet 64 (11/282): Ebu Davud. Edeb, 40 : Tirmizi, Menakıb, 67: İbn Mace. Zühd. 16. 23)

Ebu Hureyre’den (r.a.); Rasulullah (ﷺ) şöyle buyurmuştur: “Sadaka hiçbir malı eksiltmez. Af sebebiyle Allah bir kulun ancak şerefini artırır. Ve bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah onu ancak yükseltir.” (Müslim. Birr 69 (10/540); Tirmizi Birr 82; Darimi Zekat, 34; Muvatta, Sadaka, 12 Ahmed, 2/386)

Resulullah (ﷺ) şöyle buyurmuştur: “Kim Müslüman kardeşine karşı tevazu gösterirse Allah onu yüceltir. Kim de ona karşı kibirlenirse Allah onu alçaltır.” (Taberani, [Kısmen. Ahmed, 3/76: Keyful hafa 2/335])

Resulullah (ﷺ) efendimizin tevazusuna Hz Ömer söylediler getirdiği rivayet edilir: “Ey Allah’ın resulü! Eğer sen yalnız emsalinle oturup kalksaydın sohbetine nail olamazdık. Denginden başkasıyla evlenmeseydin aramızdan biriyle evlenmezdin, yalnız emsalinle yiyip içseydin soframıza oturmazdın. Halbuki sen bize arkadaş oldun, bizden eş aldın, bizimle yiyip içtin, sıradan elbise giydin, bineğe binip terkiye birilerini aldın, yer sofrasında yemek yedin.” 

Resulullah(ﷺ)’ın hayatının her anında tevazuyu görmek mümkündür. Mekke fethedildiğinde karşısında heyecandan titreyip konuşamayan kimseye: “Sakin ol! Ben bir kral değilim (Güneşte) kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” diyerek o kişiyi rahatlatmıştır. (İbn Mace “Et’ime” 30)

Bir sahabi onu Hac sırasında kimseyi rahatsız etmeden sıradan biri gibi mina’da şeytan taşlarken gördüğünü anlatmıştır. Hz. Peygamber (ﷺ) hastaları ziyaret eder, cenazelere katılır, kölelerin davetine icabet ederdi. Ayakkabısını kendisi onarır, elbisesini yamar, eşlerine yardım ederdi. Bir meclise girdiğinde insanların kendisini ayakta karşılamasını istemezdi. Çocukların yanına gider ve onlara selam verirdi. Onun meclisi haya tevazu ve güven meclisi idi. Arkadaşları arasında sıradan biri gibi oturur, bu sebeple bir yabancı onu  sormadan tanıyamazdı. Sofrası sade olurdu. İnsanların sohbetlerine katılır ve eski devirleri hatırlatan şiirleri okurdu.

Ashabın Tevazu Halleri

Urve İbn ez-Zübeyr(ra.) diyor ki: “Ömer ibn Hattab’ı omuzunda bir kırba su ile gördüm. 

– Ey müminlerin Emir’i bu sana yakışmaz dedim. 

– Cemaat temsilcileri boyun eğerek huzuruma gelince içime bir büyüklenme duygusu düştü de onu kırmak istedim dedi ve kırbayı Ensar’lı bir kadının evine götürüp onun kabına boşalttı.

Ebu Hureyre emîr olmuştu. Sırtında odun demeti taşır: “Emîre yol açın” derdi.

Bir kez Zeyd ibn Sâbit hayvana binerken İbn Abbâs ona yaklaşıp üzengisini tutmak istedi. Zeyd:

Ey Allah Elçisinin amcası oğlu, yavaş ol (ne yapıyorsun)? dedi.

Abdullâh: Bize, büyüklerimize böyle yapmamız emredildi, dedi.

Zeyd: Elini ver, dedi.

Abdullâh’ın, yeninden çıkardığı eli öpen Zeyd: 

– Bize de Allah’ın Elçisinin ev halkına böyle yapmamız emredildi, dedi.

Bir gün Ebû Zer (ra), Bilal’i karalığı ile kınadı. Bilal’in şikâyeti üzerine Peygamber (ﷺ): “Ey Ebû Zer, senin kalbinde hala câhiliyye devrinin gururu var” dedi. Bunun üzerine kendisini yere atan Ebû Zer, Bilâl gelip yanağına basmadıkça başını yerden kaldırmayacağına yemîn etti. Gerçekten de Bilal gelip ayağını, yanağına koymadan Ebû Zer başını kaldırmadı! Hadisin başka rivayetinde Bilal’in adı açıklanmaz. 

Recâ ibn Hayve şöyle demiş: “Ömer ibn Abdülaziz, evlenmek için kız istiyordu. Kendisine on iki dinara elbise yaptım. Elbisesi kabâ, sarık, gömlek, şalvar, rida, iki pabuç ve bir takke’den ibaret idi.”

Ömer ibn Abdülaziz, bir oğlunun bin dirheme bir yüzük satın aldığını duymuş, ona söyle yazmış: “Senin, bin dirheme bir yüzük satın aldığını duydum. Bu yazım sana ulaşınca hemen onu sat!” 

Dünyalık menfaatler için gösterilen mütevazilik erdemsiz bir insanın yapacağı iştir. Allah’ın kullarına mütevazi görünerek onları kandıran kişi koyun postuna bürünmüş kurt gibidir. Resulullah (ﷺ) tevazuda aşırıya kaçmak kişinin kendini aşırı derecede küçük düşürmesi demektir bunu uygun görmemiştir. (İbni Mace “Fiten” 21) 

Asıl tevazu bir kimsenin akranlarına ve kendisinden aşağı mertebeli olanlara karşı gösterdiği tevazudur. Zalimlere ve zenginlere karşı tevazu göstermek ise kişinin dinine zarar verir. Tevazu ile acizlik birbirine karıştırılmamalıdır. Müslümanın ölçüsü şöyle olmalıdır: Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.” Maide / 54

Sufilerde Tevazu

Kuşeyri: “Tevazu Hakka teslim olmak ve hükmüne itiraz etmemektir.” 

Cüneyd-i Bağdadi: “Tevazu şefkatli olmak, benliği kırmaktır.” yine demiştir ki: “Tevazu, kanadını indirmek, yumuşak davranmaktır.” 

Sehl İbn Abdullah da şöyle demiştir: “Kendinizi tevazuya alıştırın davadan (İddialardan) kurtulursunuz. Allah’a mütevazi olan insan onun yarattıklarına kibretmez. Yüce Allah elçisine: “Müminlere tevazu kanadını indir” Hicr / 88 buyurmuştur. 

Hasan-ı Basri’ye göre: “Tevazu evinden çıktığında karşılaştığın her Müslümanı senden Üstün saymandır.”

Ebu Yezid de şöyle  demiştir: “ kişi halk arasında kendisinden daha kötü birinin var olduğunu sandığı sürecek kibirlidir.”  kendisine: “ Peki insan ne zaman mütevazi olur?”  diye sorulmuş.  Şöyle cevap vermiş: “Nefsine hiçbir makam, hal (değer) vermediği  zaman. Her insanın tevazuu, Rabbini ve nefsini bilmesi ölçüsündedir. Yani Rabbinin sonsuz ululuğunu, nefsinin de küçüklüğünü bilen kişi, bu bilgisi ölçüsünde mütevazi olur.” 

Bazı sufiler demişler ki: “Tevazu nefsine değer vermemendir. Nefsine değer verenin tevazudan nasibi yoktur.”

Hasan Basri, bazı çocukların yanından geçiyordu. Çocuklar, yanlarında bulunan ekmek parçasıyla Hasan’ı ağırlamak istediler. Hasan indi, onlarla beraber kuru ekmeği yedi. Sonra onları evine götürüp yemek yedirdi, giydirdi ve şöyle dedi:

El onların elidir (üstünlük onlardadır). Onlar, yanlarında başka şey bulamadılar, buldukları ekmeği bana ikram ettiler. Biz ondan daha fazlasını buluyoruz (bizim de yanımızda bulunanı ikram etmemiz gerekir).

Muhammed ibn Vasi’, oğlunun uygunsuz (kibirli) biçimde yürüdüğünü görünce demiş ki:

– Biliyor musun senin anneni kaça satın aldım? Üçyüz dirheme. Babanda benim Allah Müslümanlar içinde onun gibisini yani kendisi gibisini çoğaltmasın (annen bir cariye baban da benim gibi bir insan iken) sen böyle mi yapıyorsun? 

Hamdun Kassar: “Tevazu kimsenin ne dünyada ne de ahirette sana muhtaç olmadığını bilmendir.” demiştir.

Tevazu hakka ve hakikate karşı olmalıdır. Batıla ve zulme karşı ses çıkarmamak, hep aşağıdan almak, el ovuşturmak… ise tevazu değil, acizliktir. Tevazu herkes için güzeldir. Fakat en güzeli zenginlerin tevazudur. Manevi bir hastalık sayılan kibir tedavisini ve tevazu erdeminin kazanılması ise ancak insanın imanının bilinçli bir düzeye yükseltmesi ve bunu amelleriyle de sağlamlaştırılması sayesinde mümkün olacaktır.

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın