Tevbe Suresi 128-129. Ayetlerinin Tefsiri ve Faydaları

Tevbe Suresi 128-129. Ayetlerinin Tefsiri ve Faydaları

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ


BismillâhirRahmânirRahîm

Lekad: Andolsun  câekum: size gelmiştir rasûlun: bir elçi  min enfusikum: İçinizden  ‘azîzun: ağır gelen ‘aleyhi: Ona mâ ‘anittum: sıkıntıya uğramanız harîsun: düşkün ‘aleykum: size bilmu/minîne: mü’minlere raûfun: şefkatli rahîm(un): merhametlidir

Fe-in: eğer tevellev: yüz çevirirlerse  fekul: deki hasbiya: bana yeter (A)llâhu: Allah  lâ: yoktur ilâhe: tanrı illâ: başka hu(ve): O’ndan ‘aleyhi: O’na tevekkeltu: dayandım vehuve: ve O rabbu: Rabbidir -l’arşi-l: arşın ’azîm(i): büyük


Tevbe Suresi 128-129 Ayetlerinin Meal Manası

“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. (Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım. O yüce Arş’ın sahibidir.”


Kuran Yolu Tefsiri

Hz. Muhammed bir insan olarak içimizden biridir; fakat Cenâb-ı Allah onu vahiy alma ve peygamberlerin sonuncusu olma mertebesiyle onurlandırmıştır. Başka bir ayette “bütün varlıklar için rahmet” olarak nitelenen (Enbiyâ 21/107) Resûl-i Ekrem’in müminlere karşı tutumuna ve hissiyatına ağırlık verilen 128. ayette o, Allah Teâlâ’nın iki güzel ismi ile, Rauf ve rahîm olarak nitelenmiştir; Rauf “çok şefkatli”, rahîm “çok merhametli” demektir. Yüce Allah’ın hiçbir peygamberini kendi isimlerinden ikisiyle birlikte anmamış olduğu dikkate alınırsa onun rabbimizin katındaki derecesi ve bütün bu açıklamalara rağmen ondan yüz çevirenlerin ne büyük ziyanda oldukları daha iyi anlaşılır. İşte 129. ayette Hz. Peygamber’den bu gibi bahtsızların tutumlarından üzüntü duymaması, sadece Allah’a güvenip dayandığını hatırlaması ve onlara da bunu duyurması istenmektedir (Hz. Muhammed ve onun üstün özellikleri hakkında bk. Ahzâb, 33/40; Feth 48/29; tevekkül hakkında bk. Âl-i İmrân 3/159).

Sûre Allah ve resulünden bir bildirimle başladığı gibi, yine Cenâb-ı Hakk’ın resulü vasıtasıyla insanlığa yaptığı genel bir uyarı ile, büyük arşın sahibinin yegâne ilâh olan Allah olduğu vurgulanarak sona ermektedir (“arş” hakkında bilgi için bk. A‘râf 7/54).  Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 78


 El-Esas Fi’t-Tefsir

Mü’minlere Düşkün, sıkıntıları İçin Üzülen Raûf ve Rahîm Olan Bir Peygamber (9/128):  “Andolsun ki size kendinizden” yani ey bu Kur’an’ın ilk muhatapları olan Araplar, sizin cinsinizden veya nesebinizden veya: Ey insanlar, size karşı onun getirmiş olduğu dinin, insanlığın altından kalkabileceği türden olduğuna dair delilin ikame edilmesi için, sizin cinsinizden bir Peygamber gelmiştir ki” o Muhammed (aleyhisselâtu vesselam) dir; “sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelir.” Sizin sıkıntınız ona ağırdır. Yani hoşlanmadığınız şeylerle karşılaşmanız; yani sizi zorlayan, meşakkate düşüren her şey ona da zor ve ağır gelir. “Sizin üzerinize düşkündür.” Hidâyet bulmanıza, dünyevi ve uhrevî faydaların size ulaşmasına tutkundur. Ne oluyor size de onunla birlikte Allah’ın hakkını yerine getirmiyorsunuz, onunla birlikte cihada çıkmıyorsunuz?

“Mü’minler raûfdur, rahîmdir.” Onlara alabildiğine merhametli ve şefkatlidir. Bu ayet-i kerime bize şunu öğretmektedir: Müslümanların önderinin -yani Allah Resulünün ümmeti üzerindeki halifelerinin -bu niteliklere sahip olması gerekir. Şefkat, mü’minlere karşı düşkünlük, onlara gerçekten merhametli olmak. Bu ise ancak bütünüyle Allah’ın emrinin uygulanmasıyla mümkündür ki, cihad da bununla mümkündür. Rasûlullah (s.a) ise, bu nitelikler bakımından mahlukatın en mükemmeli olarak mü’minlerle uzun yıllar boyunca cihadın dalgaları arasına girip girip çıkmıştır. Şefkati, merhameti ve mü’minlere karşı düşkünlüğü, onları zora koşmak istemeyişi, her kim cihadı terk etmeye itecek olursa, o kimse Peygamberin mirasçısı olamaz. Dolayısıyla bu sürenin böyle bir ayetle ve bundan sonraki ayetle son bulmasının sırrını şimdi daha iyi idrak edebiliyoruz:

“Eğer yüz çevirirlerse” senin kendilerini davet etmiş olduğun cihad ve diğer hususlardan yüz çevirecek olurlarsa, “de ki: Allah bana yeter.” Allah bana yeterlidir. Yani Allah’tan yardım dile ve bütün işlerini O’na havale et; O sana yetecektir. “O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben yanız O’na tevekkül ettim.” İşlerimi O’na havale ettim ve “o, ulu Arş’ın Rabbidir.” Mahlukatın en büyüğü olan Arş’ın Rabbi olan kimseye tevekkül etmek ise; hiçbir mahluka ihtiyaç bırakmaz. Böylece Sürenin son ayetlerini de bitirmiş olduk.


Tefsirlerin Özü

Ey kavim! Size kendi ırkınızdan Arap, Kureyşli, kadri yüce bir peygamber geldi. Allah’ın risâletini size tebliğ edi­yor. Sizin meşakkat çekmeniz ve zorluklara katlanmanız ona ağır gelir. Sizin hidayete ermenizi çok ister. Mü’minlere şefkatli ve günahkarlara merhametlidir. Onlara karşı şefkat ve merhameti fazladır. İbn Abbas şöyle der: Yüce Allah, Peygamberi (s.a.v.) kendi sıfatlarından iki sıfatla niteledi.

Ey Muhammedi Eğer onlar sana imandan yüz çevirirlerse, de ki: “Rabbim bana yeter, Ondan başka mabud yoktur. Sadece ona güvenirim. Ondan başka hiç kimseden ne kor­karım, ne de bir şey beklerim. O, eşyanın en büyüğü olar ve her şeyi kuşatan Arş’m Rabbidir. Arş’ın ne kadar büyük olduğunu “Al­lah’tan başka kimse bilmez.” Safvetü’t-Tefasir, Ensar neşriyat


Geylani Tefsiri

Ey Araplar! Andolsun size içinizden neşet eden, eşsiz ayetler ve apaçık mucizelerle öyle bir peygamber gelmiştir ki, size karşı olan şefkat ve merhametinden dolayı sizin sıkıntıya düşmeniz; küfrünüzün, şirkinizin, Allah’ın emir ve yasaklarına itaat etmeyip boyun eğmemenizin emareleri olarak karşılaştığınız kötü şeyler ve sıkıntılar ona çok ağır, çok şiddetli ve çok zor gelir. Çünkü o, size, iman edip Müslüman olmanıza ve halinizi ıslah etmenize çok düşkün, ihlaslı, muvahhid ve yakine ermiş müminlere de gayet merhametli ve şefkatlidir. (128) İman nuruyla küfür karanlığından çıkmalarından dolayı onlardan razıdır ve onlara çok merhamet eder.

Ey resullerin en mükemmeli! Sen kendi nefsinde zikredilen bu hal üzere ol. Ey Muhammed! Eğer onlar senden; sana, dinine ve kitabına inanmaktan yüz çevirirlerse ve senden ayrılırlarsa, yalnızca Allah’a sığın ve içinden de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanmaktayım.” Yani içinden şöyle tazarruda bulun: “O münafıkların bana olan husumetlerine karşı, yardım eden ve koruyup gözeten Yüce Rabbim bana yeter. Çünkü ortaya çıkan hadiselerde başkasına değil, yalnız O’na dönülür ve zor durumlarda sadece O’na sığınılır. Zira O’nun dışında hiç kimse vücudda hakiki değildir. Sadece O’ndan bekler, ümit ederim ve yine sadece O’ndan korkarım. Nasıl olur da sadece O’na yönelmem sadece O’na dayanmam? Çünkü O, bizatihi büyük Arş’ın Rabbidir. (129) Yani O, Arş’ın tek sahibi ve ona tam bir istila ve ihata ile müstakil olarak istiva edendir. Çünkü vücutta O’ndan başka bir şey yoktur. Ve O’nun vechi dışında da her şey yok olucudur.


Tevbe Suresi 128-129 Ayetlerinin Faydaları

Her kim Tevbe suresinin son iki (olan 128 ve 129.) ayetini okumaya devam ederse, enkaz altında kalarak, boğularak, yanarak ve demir darbesiyle ölmez.” buyurdu. (Zebidi, İthafü’s-sade, 187)

Kur’an-ı kerim bana ayet ayet, harf harf nazil oldu. Ancak Tevbe ve İhlâs sureleri hâriç. Bunlar bana yetmiş bin saf melekle beraber nazil oldu. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Enfal ve Tevbe surelerini okumaya devam eden kimseye (kıyamet gününde) şefaatçi olurum. Ve o kimse münafıklıktan uzak olur. Bu sureleri okuyan kimseye, münafık erkek ve münafık kadınların sayısı kadar ecir verilir. Arşı yüklenen melekler, o kişi ölünceye kadar onun için istiğfar ederler.”(Ebu Suud Efendi, Ebu Suud Tefsiri (İrşadü Aklis-Selim) 4/37)

Salihlerden bir kısmı bu hadisi hatırlayarak hastalandıkları veya kendilerini böyle sandıkları zaman okumuşlardır. Yetmiş yaşında bulunurken bu ayetlere devam ettikleri için yüz, yüz yirmi yaş yaşamışlardır. Allah onların ruhunu almak istediğinde, rüyalarında Peygamber (S.A.V) Efendimizi görürler. Peygamber (S.A.V.) onlara ”Bizden daha ne kadar kaçacaksın?!” diyerek uyarıda bulunur. Bunun üzerine onlar da iki ayeti okumayı terk ederler ve böylece ölürler.

1 – Her çeşit şerden kurtulmak için yedi kere okunur.

2 – Her kim güneş doğmadan önce Tövbe suresinin 128-129 ayetleri 10 kere okursa, hastalığına bi-iznillah şifa olur.

3 – Her kim ketenden dokunmuş bir bez parçasına herhangi bir kameri ayın ilk günü Tevbe suresinin 46. ayetini yazar ve bu yazının çerçevesine hırsız olacağı şüphenilen veya evden kaçan kişinin ismini anne ismiyle beraber yazar (…. oğlu/kızı …) ve o yazılı keten parçasının ortasına çivi çakarak ayak basılmayan temiz bir toprağa gömerse, muradı gerçekleşir.

4 – Her kim Cuma gecesi teheccüd vaktinde Tevbe suresinin son ayetini ve [Ente yâ Rabbi Hasbi’ala fülânibni Fülanete. E’atıf kalbehü ‘aleyye ve zellihü li.] duasını 300 kere okursa, buğzeden kimsenin bunları okuyan kişiye karşı sevgi beslemesine sebep olur.

5-Cumartesi günü Tevbe Suresinin 129.Ayetini 1900 adet okuyanın dileği gerçek olur.

6- Her gün yedi defa bu ayeti okuyan kimse Cenab-ı Hakk’ın dünya ve ahirette lütuf ve inayetine mazhar olur.

7- Bu Ayetleri Okuyanların Ömrü bereketli olur, Belalardan Korunur, Rızkı Genişler. Her zorluktan kurtulur. Meşru olan her isteğine kavuşur.

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın