Velayet

Üçüncü Vaaz: Velayet

Velayet:

Allah’ın veli kulları (O’nun dostları) diğer insanlara nispetle sağır ve kördürler: kalpleri Allah’a yakınlık peyda edince başkasının sözünü duymaz olurlar, başkasını görmez olurlar. Yakınlık onları mestu hayran eder, ilâhî heybet onları kendilerinden geçirir. Muhabbet onları mahbupların huzuruna bağlar..

Artık onlar Celal sıfatıyla Cemal sıfatının tecellileri arasında bir mevkidedirler, ne sağa ne de sola meyletmezler. Onların, ötesi olmayan bir önü var: insanlar, cinler, melekler ve sair yaratıklar onlara hizmet eder. ilim ve hikmet onların vasıtası, fazilet onların gıdasıdır. Ünsiyet onların susuzluğunu giderir. Allah’ın fazlı kereminden yerler, dostluk şarabından içerler. Halkın sözü onları meşgul etmez. Evet, onlar bir vadide, halk da ayrı bir vadidedir. Halka, Allah’ın emrettiğini emrederler.

Peygamberlere vekaleten, halkı Allah’ın men ettiği şeylerden menederler. Hakikatte Peygamberlerin vârisler bunlardır. Tek meşguliyetleri, halkı Hakk’ın kapısına doğru çevirmektir. Eşyayı layık olduğu yere koyarlar, hikmetle hareket ederler, fazilet erbabına yakışan ne ise ona verirler. Kimsenin hakim almazlar. Kendi nefisleri için bir şeyler saymazlar. Yalnız Allah için severler, Allah için buğz ederler. Evet her şeyleri Allah içindir, başkası için değil…

Bu saydıklarımız üstün vasıflar kimde tamamlanırsa ilahi sohbet onun için tamamlanır, necat ve Felah kapıları ona açılır. Artık onu insanlar da. cinler de, melekler de, yerler ve gökler de sevmeye başlar.

Şimdi sana sesleniyorum, ey münafık:

Ey halka ve sebeplere kulluk eden, Hakk’ı unutan bedbaht! içinde bulunduğun, iç âleminde taşıdığın kötülüklerle beraber velilerin mevkiini ele geçirmeye çalışıyorsun… Bu çaba beyhude.. Çünkü senin ne bir kerametin, ne de bir şerefin… Önce dosdoğru Hakk’a teslim ol, sonra tevbe et, sonra da bu hususlarda bilgi edin ve ihlâs üzere amel etmeye koyul; yoksa hidayeti bulamazsın…

Cenab-ı Allah, Peygamberlerini kendi Kelamıyla, veli kullarını ise kendi hadisiyle terbiye eder. Hadisten murad velilerin kalbine yapılan ilhamdır. Çünkü veliler peygamberlerin varisleri, halife ve hizmetçileridirler. Allah’ın velileri, O’nun huzurunda edep makamımdadırlar. Hak’tan sarih bir izin olmadıkça hareket etmezler, bir adım bile atmazlar. Kalplerine açık bir müsaade ilham vaki olmadıkça mubah şeylerden yemezler, giymezler, nikah yapmazlar ve hiç bir sebep de tasarrufta bulunmazlar. Onlar Hak ile beraberdirler: kalpleri ve gözleri evirip çeviren yegane mutasarrıf ile kaimdirler. Rablerine şu dünyada kalpleriyle, ahirette cisimleriyle kavuşmadıkça hiçbir kararları olmaz. Yani gönül rahatlığına erişemezler. Allaha kavuşmadıkları müddetçe…

Genç kardeşim!

Bütün hayatın iki adımdan ibarettir: bir adımın dünyada, diğeri Ahirettedir, bir adımın nefsin ile, diğeri halk ile ilgilidir. Sen adımını at, onu tamamlamak Allah’a aittir. Evet, başlamak senden, sona erdirmek Allah’tandır.

Hal ve durumunu, söz ve davranışlarını zahiri hükümlere göre ayarladığın takdirde halktan hiç bir kimse onu bozmaya güç getiremez. Böyle yapmadığın takdirde durumun sebat üzere olmaz ve hiç bir makama da vasıl olamazsın. Bu halde ve bu perişan vaziyette Sıddıkların kalbi hep sana kızar ve seni görmemeyi temenni eder…

Ey Bilgisizlik bataklığında kalanlar! 

Size sesleniyorum: edep ve terbiyeyle alimler meclisine girin, kemal edeple o mecliste oturun. Böyle yaparken de onlara karşı itirazda bulunmayın: onlardan feyiz almak, ilimlerinden nasip almak, bereketlerine nail olmak için onlardan devamlı surette faydalanmaya bakın…

Ariflerin meclisinde de edep ile oturmayı, nezaketle susmayı ihmal etmeyin. Zahidlerin o güzel hallerini arzulayarak onlarla beraber de oturun….

Çünkü arif olan kişi, bir önceki saatten daha çok Allah’a yakınlık peyda eder. Rabbine karşı her ân saygı ve huşu tazelenir: Hakk’ın kapısında her an mahviyetini idrak ederek zelil ve hakir bir tavır takınır. O artık öyle bir mertebeye yükselir ki, bu mertebede hazır olandan edeple, saygıyla korkar, gaip olandan ise korkmaz… Korkusunun artışı, Hakk’a yaklaşması nispetindedir. Müşahade ettiği nispette de üzüntü ve kederi artar.

Allah’ı bilen kimsenin nefsinin, tabiatının nefsan-i arzularının ve nihayet vücudunun dili söylemek hale gelir. Ama kalp, sır hal ve makam diline gelince o nail olduğu nimetleri izhar etmek için konuşur. İşte veliler bundan faydalanmak için susup otururlar: kalplerinden, gönül havuzundan fışkıran şaraptan İçerler.

O halde kim arif kişilerle sohbeti, oturup kalkmayı çoğaltırsa kendi nefsini bilir ve bu bilgi havanı içinde Rabbine boyun eğip küçülür:

من عرف نفسه فقد عرف ربه

“Kendini bilen, Rabbini de bilir.”

Çünkü nefis, kul ile Rabbi arasında kesif bir perdedir. Nefsini bilen o perdeyi kaldırıp Aziz ve Celil olan Allah’a ve O’nun mahlukatına karşı tevazu’ içinde saygılı olur.

Bil ki, kime nefsi tanıtılırsa, onun için hem dünya, hem de ahiret hayırları irade olunmuş demektir. Artık o kimsenin dış görünüşü bunun şükrüyle, iç alemi bunun hamdiyle meşguldür. Dış alemi dağınık, iç âlemi derli topludur. Bu halini gizlemek veya örtmek için sevinci içindedir, üzüntüsü dışındadır.

Ama arif olan kişinin hali bu hususta mü’minin halinin biraz aksinedir; onun üzüntüsü kalbindedir, sevinci yüzündedir. O artık bir kölecik gibi kapıda durur. Kendisinden ne istenileceğini bilmez; kabul mu edilecek, red mi edilecek, kapı açılacak mı, yoksa kapalı mı kalacak bunları idrak edemez.

İste böylece nefsini bilen, bütün ahvâlinde mü’minin aksinedir: Mü’min hâl sahibidir, hâl ise değişir, değişikliğe uğrar. Nefsini bilen arif makam sahibidir; makam ise sabittir, değişmez. Mü’min hâlinin değişmesiyle imanının zail olmasından korkar. Bu yüzden onun üzüntüsü devamlı kalbinde, sevinci ise devamlı yüzündedir. 0 üzüntüsüyle gezip dolaşır. Konuşması senin çehrende tebessüm eder; kalbi ise üzüntüden parçalanır gibi olur.

Nefsini bilen arif ise, onun üzüntüsü yüzündedir. Çünkü o, fena amellerin encamından korkutucu bir yüzle halkın karşısına çıkar, halka iyilikle emreder, kötülükten  onları men’eder. Bütün bunları Hazreti Resûlüllah’a (A.S.) vekaleten yapar.

Veliler duydukları ile amel ederler.

Bu amel onları Aziz ve Celil olan Allah’a yaklaştırır. Çünkü onlar ilahi öğüdü vasıtasız olarak kalpleriyle duyarlar: bu da ancak halktan uzak, Halık’a yakın ve O’nun huzurunda uyanık bir halde bulunmakla gerçekleşir.

Evet, kalbin bu yolda sıhhat buldu mu, artık sen ebediyen halktan uzaktan yâni onlardan gaaip ve onlara karşı uyku halinde olursun. Hak ile uyanık bulunursun.

Halk halvette iken sen celvette bulunursun. Hakk’ın açık yolları ve O’nun hikmetleri gizli olarak sana gelir. İlahi sır kalbe doğru meyleder. Kalbinde nefs-i mutmainne’ye meyleder. Nefis de dile doğru meyleder. İşte kim halka karşı konuşursa bu sıfatla konuşsun.. Böyle bir sıfat taşımıyorsa konuşmasın..

Genç kardeşim!

Hazret-i Muhammed (A.S.) kendisine peygamberlik verildiği halde bunu yıllarca gizli tuttu. Ona:<<Ey Peygamber Sana Rabbinden indirilen vahyi tebliğ et!>> denildi de ondan sonra tebliğe başladı. Sen ise bir şey gördüğün zaman onu hemen açıklıyorsun, bir türlü gizleyemiyorsun… Evinden bir bohça elbiselik senin önüne düştü de bunun nereden geldiğini düşünmeden hemen kapını açıp “gelin benden elbise satın alın!” dedin. Belki o bohça komşuna ait bir emanet olabilirdi.

Unutma ki dört şey kalbin düzelmesine medar olur:
  1. Yenilen lokmaya dikkat etmek,
  2. ibadet için zaman ayırmak,
  3. Kerameti muhafaza etmek (gizli tutup etrafa duyurmamak).
  4. İnsanı Allah’tan alıkoyan şeyleri terk etmek

Lokmaya dikkat etmeye gelince: Bu hususta sende ondan yana bir haber bir ses yok… Unutma ki bu husus ancak şifa verici haram ve şüpheli şeylerden sakınmakla, Hakk’ın huzurunda bulunduğunu hatırlamakla ve bunlara paralel olarak dini korumak için ciddi bir azim ve istekle olabilir.

Mü’min olan, yeme ve içmesinde hassas davranır ve bu hususta çok dikkatli olur; kulağını Allah’ın Kitabına ve Resûlüllah’ın sünnetine verir. O kadar ki bu yolla Melasına yakınlık elde eder. Sonra da onun emrini emreder, men’ettiğini men’eder, O’nun öğrettiğini öğretir ve Onun yardımıyla yardım eder.

İşte ölmeden önce Allah ile olan ahdinizi yenileyin… Kıyamet (veya ölüm) tozu yükselince bu anlatılanları daha net göreceksiniz.

Ey tembeller, ey cahiller, ey gâfiller: Size sesleniyorum, bir müddet sonra onun haberini daha iyi bileceksiniz. Yani ölüm haberi size gelince onu kesin olarak bilir ve öğrenirsiniz.

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın