Veliler 

25. Sohbet : Veliler 

Ey oğul! 

Sufilerin dağlar kadar hayırlı amelleri olur. Ama onlar onu amelden saymazlar. Bu amelleriyle onlar ancak tevazu ve tezellül gösterirler. İşte sen de akıllı ol; zül ve tevazu ayakların üzerinde dur. Tevazu üzere, sakınma üzere, mahvolma ve sırrını temizleme kederinden ve darlığından doğan korku üzere ol. Eğer bu hal üzere devam edersen Allah (CC) tarafından sana bir emniyet gelir. Kalbine ve sırrına mührünü vurur. Halvet duvarına yazısını yazar. Orada ve bütün uzuvlarında işaretler, diller, tespihler ve zikirler olur. Kalbin acayip şeyler işitir; halbuki senden bir kelime bile çıkmaz. Zahirin ve halk senden bir kelime bile işitmezler. O senden dışarı çıkmayan bir şeydir. Senin için tanıdığın bir bildik olur. Kendi kendine onunla konuşursun.“ Rabbinin (CC) nimetini anlat.” (Duhâ / 11)

Ey veli! 

Bu gizli nimeti anlat! Sen, sen, bizzat sen ey oğul! Rabbinin (CC) celvette bile sana bahşettiği nimetini anlat. Zira veliliğin şartlarından birisi de kitmândır (saklamak ve saklanmaktır). Nebiliğin şartı ise izhardır (açıklık ve açıklamaktır). Velî durumunu Allah-ü Teâlâ’ya (CC) izhar eder. Eğer o durumunu halka izhar edecek olursa belâya duçar olur ve hâli kendisinden alınır. Eğer onun durumu kendisi tarafından değil de, Allah-ü Teâlâ (CC) tarafından, O’nun (CC) bir fiili vesilesiyle ortaya çıkacak olsa, o zaman veli için bir muaheze (sorgulanma) veya bir ayıp söz konusu olmaz. Çünkü fâil başkasıdır, o değil. Biri bana şöyle dedi: “Bu iş başına gelenlerin hepsi gizliyor, ama sen izhar ediyorsun?” Ona dedim ki: “Vah sana! Bir şey izhar etmiyoruz; galebe ile ve kasıtsız olarak ortaya çıkıyor.” Havuzum ne zaman dolsa onu azaltırım. Ama sel gelince havuz etrafına gayr-i ihtiyari taşıyor. Buna ben ne yapabilirim?”

Yazık sana! 

“Fütûhat” (ilâhî feyizler) için zaviyeye çekiliyorsun ama kalbin halkla dolu! Sahralara git, çöllere düş. Oralara düştüğünde kurb hazinesini elde edersin. Sonra halk arasına oturur ve o zaman halka deva olursun. Söylediklerime inanana, söylediklerimden zevk alana, “halvette ve celvette” (yalnızken ve halkın içinde iken) söylediklerimle amel edene Allah (CC) merhamet etsin.

Ey cemâat! 

Mücâhede edin, çabalayın ve ümitsizliğe düşmeyin; çok yakın bir zamanda kurtulacaksınız. İşitmediniz mi, Allah-ü Teâlâ (CC) nasıl buyuruyor: “Umulur ki, Allah (CC) ondan sonra yeni bir iş (uygun bir durum) ortaya çıkarır!”(Talâk / 1) Rabbinizden (CC) korkun ve O’ndan (CC) ümit var olun. O’nun (CC) nasıl buyurduğunu işitmediniz mi: “Allah (CC) sizi kendisinden çekindirir.”(Âl-i İmrân / 28) “Havf u hazer”iniz (korku ve çekinme duygunuz) kadar emân ve emniyet görürsünüz. Rabbinize (CC) tevekkül edin ve O’na (CC) karşı takva sâhibi olun. O’nun (CC): “Allah’a (CC) tevekkül edene O (CC) yeter”(Talâk / 3) buyruğunu işitmediniz mi? 

Allah’ım (CC)! 

Bizi yarattıklarından müstağni kıl, onlara muhtaç etme. Bizi, halkın malını minderlerinin altında toplayıp saklayanlara ve o mallarıyla halka karşı böbürlenenlere muhtaç etme. Onlar ucup ve kibir çöllerine dalmışlar; fakirler onlardan dileniyorlar, onlardan yardım istiyorlar da onlar duymazdan geliyorlar. Allah’ım (CC)! Bizi ihtiyaçları senden gelen, sıkıntılarında da senden yardım dileyen kimselerden eyle. Süfyân-ı Sevrî’ye (v. 161/777), “cahil kimdir?” diye sorulduğunda o şöyle cevap verdi: “Cahil, ihtiyaçlarını Allah-ü Teâlâ’dan (CC) isteyinceye kadar O’nu (CC) tanımayan kimsedir.” Cahilin durumu, bir hükümdarın evinde bir işle meşgul olan bir adamın durumuna benzer: Hükümdar ona bir iş buyurur, o da o işi bırakır, hükümdarın komşularından birisinin kapısına gider. Ondan, yemek için bir dilim ekmek parçası ister. Hükümdar bu yaptığını bilseydi onu öldürmez miydi? Ona sarayına girmeyi yasaklamaz mıydı? 

Ey kalpleri ölüler! 

Beni iyi dinleyin. Ben, o adamın sıfatını sizde görüyorum. Rabbinizi (CC) tanımadan nasıl ölürsünüz! Allah’ım (CC)! Bizi marifetinle, amellerimizde sana karşı ihlaslı olmakla, senden başkası için amel etmemekle rızıklandır. Bizi zahir ve bâtın hükümlerinin ilmi ile rızıklandır. Bize sabır ver, rıza ver. İlminin ve kaderinin gereği olan belâların acılarını bizlere tatlılaştır. Kalp etlerimizi erit ki, kudretinin gereği olan elemleri hissetmeyelim ve Seninle sohbetimiz daim olsun. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.” (Âmin)

 Kaynak:  Abdulkadir-i Geylani (Ksa), Cilâü’l-hâtır

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir