Vücud

Vücud Ne demektir

Vücud, ulaşılan keyfiyetten sonraki terakki neticesinde mazhar olunan halin adıdır. İlahi varidatla elde edilen vecd halinin çok ötesinde ve üstünde olarak, kişinin kendi beşeri hissiyatının kaybolması ile mümkün olabilir. Bu adeta kulun kendisini, Zat-ı Hakta eritip yok etmesi gibidir.

 

Sühreverdi: “Kulun aradığını bizzat bulduğu müşahede makamına çıkmasıyla Vecd yolunun tamamen açılmasıdır. Aslında Cenabı Hakkı bizzat bulduktan sonra vecd (için gerek) yoktur. Çünkü gözüyle gördükten sonra (nerededir diye) haber sormak olmaz. Demek ki vecd gelip geçen şeyler gibi yok olur. Vücud ise dağlar gibi sabit kalır”

Şeyhlerden bir tanesine sorulmuş: “Tevacüd ile vücud arasındaki fark nedir?” Şu karşılığı vermiştir: “vücud gaybet tecellileri ve hakikate sevk edilmesidir. Tevacüd kulun kesbi konusunun içerisindedir. Bu yüzden de kuldan olduğu için beşeriyet özellikleri taşır.”

Fena makamlarının ilk varoluşu vücuddur. 

Kulun içinde bulunduğu beşerlik tabiatından alınıp kalbinde duyduğu hallere yönelten ilahi bir lütuf halidir. Henüz kul kalbine gelen bu halde tam ve sağlam bilgi derecesine erişememiştir kendisinde beşerlik sıfatları bakidir.

Vücudun üç anlamı vardır: Birincisi: ledünni ilmin Vücudu, ikincisi: Hakkın vücudu, üçüncüsü: beşeri varlığın, Tanrı varlığından eriyip dağılmasıdır. Kul, kendi varlığından, bilgisinden, görgüsünden tamamen kaybolmadıkça bu son hal gerçekleşmez.

Vecd makamından yükselince vücud makamına gelinir. Vecd (hatırlarsak; kalpte duyulan bir şevktir. İnsanı Allah’a yönlendirir) Salik ciddi bir çalışma içine girerse vecd halinden vücud makamına çıkar. Vücud makamında önce ledünni bilgi doğar. Sonra kul, kendi varlık sıfatlarının bilincinden geçer, onu Hakkın varlığı kaplar beşeri sıfatlarını siler. 

Ebu’l Hüseyin en-Nuri: “Ben yirmi yıldan beri vecd ile yitme arasındayım: Rabbimi bulunca kalbimi kaybediyorum, kalbimi bulunca Rabbimi kaybediyorum.” demiştir.

Humud (helak olmak) vücud’un miktarına göredir. Vücud ne miktarda ise helak da o kadar olur ancak vücud makamında o kulun hem sahvı, hem de mahvı vardır. Sahvı, Hak ile baki olması, Mahv’ı da Hak’ta fani olmasıdır. Bu iki hal sürekli olarak birbirini izler. Hak ile Sahv galip geldiği zaman kul Hak’la hareket eder. Onunla konuşur, (onun dilinden de hak konuşur) Nitekim peygamber aleyhisselatu vesselam bir kudsi hadiste Hakkın: “o kul benimle işitir benimle görür.” Buhari, Rikak; 38 buyurmuştur.

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir