Yakîn Tür Ve Dereceleri

Yakîn Ne Demektir

Allah’tan başkasının yanında bir hayır bulunmadığını kesinlikle bilmektir. Yakîn, sırrın açılmasıyla gaybı görmektir. Yakîn, her şeyin kaynağının nereden geldiğini bildiğinden dolayı hiçbir şeye şaşmamak, gönül bağlamamaktır. Yakîn, mevarid (hâller, tecellîler) geldiği zaman kalbin sükûn ve istikrara kavuşmasıdır. Yakîn, ilmin gereklerine uyarak kendisine işaret edileni (Allah’) düşünmektir.

Yakîn’nin Allah Kelamında Üç Türlü Geçmektedir;

İlmel yakin, Aynel yakin ve hakkal yakin.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’tan dünya ve ahirette af afiyet ve yakin isteyin.” İbni Mace, dua, 5 buyurmaktadır. 

Bir başka hadis-i şerifte ise: “ Allah kardeşim İsa (As)’ya rahmet etsin yakini biraz daha artsaydı gökyüzünde yürüyecekti.” Deylemi, el-Firdevs, III, 370 buyrulmaktadır.

Ebû Ya’kub Nehrecûrî der ki: “Kul yakîn hakikatlerini tamamlayınca onun nezdinde belâ nimete, rahatlık da musíbete dönüşür.”

Yakîn, mükâşefe demektir ve üç türlüdür:

1- Kıyamet gününde perdelerin açılması, hakikatin açıkça görülmesidir.

2- Kalplere yakîne bağlı olarak sınır ve keyfiyetten uzak bir biçimde iman hakikatlerinin açılmasıdır.

3- Peygamberlere mucizelerle, velilere kerametlerle kudret-i ilâhiyye âsârının delillerinin ortaya çıkmasıdır.

Yakin yüce bir haldir ve ehli üç derecedir:

1- Avâmın ve Müridlerin Yakîni: 

Sûfîlerden biri onu şöyle anlatır: “Yakînin ilk derecesi Allah’ın elinde bulunana güvenip halkın elindekinden ümid kesmektir.” Cüneyd Bağdâdî’ye yakînden sorulduğunda şöyle demişti: “Yakîn, şekk ve şüphelerin ortadan kaldırılmasıdır.”

Ebû Ya’kub: “Kul Allah’ın kendisine olan taksimine rıza gösterdiğinde bu konudaki yakîni kemâle ermiş olur.” der.

Ruveym b. Ahmed’e yakînden sorduklarında “Kalbin üzerinde bulunduğu manayı gerçekleştirmesidir” diye cevap verdi.

2- Havâssin Yakîni: 

Bunların yakîni de İbn Atâ’nın şu cevabında anlatılmaktadır: “Sürekli iç çekişmelerinin devam etmesidir.” Ebû Ya’kub Nehrecûrî de der ki: “Kul yakîne erince yakînden yakîne geçer ve nihâyet yakîn onun vatanı olur.

Ebu’l-Huseyn Nûrî’ye “Yakîn nedir?” diye sorulduğunda: “Yakîn müşâhededir. Müşâhede de yukarda anlattığımız gibidir.” dedi.

3- Havâssu’l-havâssin Yakîni: 

Amr b. Osman Mekkî bunu bir cümlesinde şöyle anlatır: “Yakîn, isbât-ı ilâhînin bütün sıfatlarıyla gerçekleşmesidir.” Yakinin sınırı, kulun ilhama mülaki olması yakînin kalplere doğması ve kalplerin bunlara bağlı kalmasıdır.

Ebû Ya’kub şunu söyler: “Kul, arştan arza kadar Allah ile kendi arasındaki sebepleri ortadan kaldırmadıkça yakîne hakk kazanamaz. Bu duruma erince

de gözünde Allah’tan başka bir şey kalmaz. Allah’ı her şeye tercih eder. Yakinin artışına sınır yoktur. Dini anlayan ve inceden inceye kavrayan kimselerin yakini de artar.”

Yakin, bütün hallerin aslı ve nihayetidir. Yakin, bütün hallerin sonu ve batınıdır. Hallerin hepsi yakînin zâhiridir. Yakînin sonu, her türlü şek ve şüphenin ortadan kalkarak gayba iman ve tasdikin gerçekleşmesidir. Yakînin sonu sevinçtir, münacâttan tad almadır. Töhmet ve illetlerin ortadan kalkmasıyla gerçekleşen yakin, kalplerin Allah’ı safa-i nazar ile müşahedesidir. 

Allah Teâlâ buyurur: 

“Şüphesiz bunda işaretten anlayanlara nice ibretler vardır.” el-Hicr, 15/75  

“Kesin inanacak kimseler için arzda nice ibretler vardır.” ez-Zariyat 51/20

Vasıtî der ki: “Mana ile yakîne eren müşahede hâline ulaşır. Kendisine mana gerçekleri münkeşif olan halkın sıkıntılarından kurtulur ve halka, Hakk’a yaklaştırıcı şekilde hitap eder. Bu tür keşfe “Sıddiki” denir. Allah Teâlâ sıddıkları “müşâhede” lafzıyla yâd etmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Sıddıklar, şehidler (müşâhede ehli) ve salihler)”en-Nisa, 4/69 Şehidler, canlarını Allah’a satan kimselerdir. Sâlihler ise emanete ve ahitlerine bağlı kalanlardır.”el-Mu’minun, 23/8

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir