Zikir-Muhasebe (Nefsi Hesaba Çekme)

40. Sohbet: Zikir-Muhasebe (Nefsi Hesaba Çekme)

Ey dünyasına sırtını dayayıp, uzun emeller hülyasına dalanlar! Yakında ecel gelecek ve sizinle emelleriniz arasına girecek! Ecel gelmeden önce onu geçin. Ölümün yüzüne aniden bakın. Hastalık ölümün şartlarından değildir. İblis sizin düşmanınızdır; o sizin gaflet, günah ve küfür durumunda iken ölmenizi ister. Düşmanınızdan gâfil olmayın. Onunla meşvereti kabul etmeyin. Ondan emin olmayın; o emin birisi değildir. Ona karşı uyanık olun. Onun kılıcı sıddık ya da zındık dinlemez. Çok az kişi onun elinden kurtulur. Babanız Âdem (AS) ve anneniz Havva’yı cennetten çıkartan odur. O sizin cennete girmemeniz için çabalar. O isyankârlığı, zelilliği, küfrü ve muhalefeti emreder. Allah’ın (CC) kaza ve kaderi hâriç, bütün isyanlar, günahlar ondandır. Allah’a (CC) kullukta muhlis ve muhakkık olanlar dışında bütün insanlar onun belâsına uğrar. Muhlis ve muhakkıklara karşı şeytanın bir gücü yoktur. Bazen şeytan onlara da eziyet edebilir. Kader gelince göz görmez olur. Şeytanın onlara karşı işi ancak beden üzerinde olur, kalpte olmaz. Dünyevî işlerde olur, uhrevî işlerde değil. Halk ile ilgili işlerde olur, Cenâb-ı Hakk (CC) ile ilgili şeylerde değil. O halkı en fazla dünya ve nefis yoluyla aldatır. Şüphesiz, dünya talebi yakıcı bir ateştir. 

Ey gençler! 

Kendinizi ilgilendiren ve menfaatinize olan şeylerle uğraşın. Ölümden sonrası için amel işlemek sizi ilgilendirir. Nefislerinizle mücâhede etmek sizi ilgilendirir. Ayıplarınızla iştigal sizi ilgilendirir. İnsanların ayıplarıyla iştigal sizi ilgilendirmez. Ölümü hatırlayın ve ölümden sonrası için amel hazırlayın. Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: “Akıllı kişi nefsini alçaltır ve ölümden sonrası için amel işler; âciz kimse ise nefsini hevâsına uydurur ve Allah-ü Teâlâ’dan (CC) mağfiret umar!”(1)Nefislerinizi Allah-ü Teâlâ (CC) için ve mü’minler için tevazu göstermeye alıştırın. Nefislerinizden Allah-ü Teâlâ’nın (CC) haklarını yerine getirmesini isteyin. Onlarla, tıpkı Salihlerin yaptığı gibi münakaşa edin, hesaba çekin. Hz. Ömer (RA) gece olunca nefsini hesaba çekerek: “Rabbin (CC) için ne yaptın? O’nun (CC) için ne işledin?” dermiş. Sonra eline bir kamçı alır dizlerine vururmuş. O (RA) nefsinden Allah-ü Teâlâ’nın (CC) hukukunu istiyordu. Ayrıca O’na (CC) hizmette daha fazlasını da istiyordu. Çünkü o Sıddıkların, mukarreblerin, muhaddeslerin ve cennetliklerin büyüklerindendir. Salihler nefislerini, Salih olmalarına, tâat ehli olmalarına rağmen hesaba çekerler; oysa siz nefislerinizi hesaba çekmiyorsunuz. Hoş ondan istifade de edemezsiniz ya!

Allah’ım (CC)! 

Nefislerimize, hevâ ve heveslerimize ve şeytanlarımıza karşı bize kuvvet ver. Bizi senin grubunun içine al ve onlardan eyle. Ölmeden evvel kalplerimizi sana yakınlaştır. Herkesin karşılaşacağı günden önce bizi “özel karşılama” ile rızıklandır. (Âmin)Lokman (AS) oğluna şöyle diyordu: “Ey oğul! Ateşin üzerinden geçecek olan kimse ateşten nasıl emin olabilir? Dünya ile meşgul olan kimse ondan nasıl emin olabilir? Ölecek olan kimse ölümden nasıl emin olabilir?” Hiç kimseden gâfil olmayandan (Allah-ü Teâlâ’dan CC.) nasıl gâfil olunur?” Hepiniz ateşi hakkediyorsunuz. Ateşten sâdece Allah-ü Teâlâ’ya (CC) karşı takvâ sâhibi olanlar kurtulabilir. Ateşin üzerinden geçmek bir seferdir ki, “takvâ azığı” ister; oysa ben sizin takva azığını kazandığınızı zannetmiyorum.

Ey dünyanın talipleri! 

Ey dünyanın âşıkları! O, cennete nispetle sâdece bir hizmetçi değil midir? Cennet ise gerçek şereftir ve asıldır. Ahmed b. Hanbel (RA) şöyle dermiş: “Her ne kadar göğüslerinde (ezberlerinde) Kur’an olsa da, insanlar için dünya sevgisi çok kıymetli!” Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Muhakkak ki, şu kalpler paslanır; onların cilâsı ise Kur’an-ı Kerîm tilâveti ve zikir meclisleridir.”(2) İlmiyle amel eden âlimlerin meclislerine katılmak kalpleri cilâlandırır, parlatır, yüceltir ve kasvetini giderir. Adamın biri Hasan-ı Basrî’ye (RA) kalbinin kasvetinden şikâyet etti. Hasan-ı Basrî (RA) ona şunları söyledi: “Kalbini zikre yaklaştır. Allah-ü Teâlâ’yı (CC) zikredenler O’nu (CC) hakkıyla bilenler ve O’nun (CC) velileridir.” Onlar gerçek “Melik”i tanımış, meliklerdir. O’na (CC) koşmuşlar ve O (CC) da onları melik yapmıştır. Onlar ahireti görmüş ve kalplerinde dünya küçülmüş olan kimselerdir. Onlar Hakk’ı (CC) görmüş ve halk, nazarlarında küçülmüş olan kimselerdir. Gerçek izzet, şeref Allah-ü Teâlâ’ya (CC) tâatte ve günahları terk etmektedir. Bu kalp sevdiği şeylerin tamamını terk etmedikçe, her gittiği yerden kesilmedikçe, bütün mahluklara karşı zâhid olmadıkça sıhhat ve felah bulamaz, düzelemez. Terk et ki, terk ettiğin şeyden daha hayırlısı sana verilsin. Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Allah (CC) rızası için her kim bir şeyi terk ederse, Allah (CC) ona terk ettiği şeyden daha hayırlısını verir.”

Allah’ım (CC)! 

Kalplerimizi senin için uyandır ve senden gâfil kılma. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”


(1)-İbn Mâce, es-Sünen, “Zühd” hadis no: 4260.

(2)-bak.: İbn Adiy, el-Kâmil, I/257, (Beyrut-1988).

Kaynak: Abdulkadir-i Geylani (Ksa), Cilâü’l-hâtır 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın