Zikir Telkinin Yararları

Zikir Telkinin Kişiye Kazandırdığı Yararlar

Bismillahirrahmanirrahim

Zikir telkininin iki yararlı meyvesi vardır. Bu iki yararlı meyve gibi iki tür de insan mevcuttur. 

Zikrin Birinci Yararı Umumidir:

Kişi sofi tayfasına girerse bir tespihin bir ipe dizilmiş tanesi olur. Tespih hareket edince o tane de onunla birlikte bir bütünlük arz ederek hareket eder. Zikir telkini almamış olan kişi Tespihten ayrı bir tane gibidir. Tespih hareket etse o tane de hareketlenme olmaz dolayısıyla da yalnız başına kalır. 

Şeyhin zikir telkini kuru bir toprağı atılmış bir tohum gibidir. Bu tohumun olgunlaşması gelişmesi toprağı yarıp dışarı çıkması ve yapraklarını filizlendirmesi, suyu içme şiddetine veya kolaylığına göredir yani yağmur suyunu ne kadar sağlıklı alıyorsa o derece gelişir. Kim tarafından diktiği önemli değildir. Şeyhin görevi dikmektir. Bitirmek ise Cenabı Allah’ın iradesindedir. Çoğu kere Şeyh müride katkılarda bulunur fakat o atılmış tohuma faydası olmadan ölür. Meyve çıkması o şeyhten sonra gelen başka bir şeyhin elinden olabilir. Ali Mersifi

Bunun bir sebebi vardır Mürid gayretinin zayıflığı veya kalp ve lisanına zikrin manasını yerleştirememesinden ileri gelir. Atılan tohumun devamlı sulanması, erken gelişmesini sağlar. Aynı şekilde sofinin erken yetişmesinde zikrin de etki olur.

Zikir telkini aldıktan sonra müridin sadece sabah-akşam zikir meclisine ve sofilerin yanına gitmesi kafi değildir. Bu Tohumun gelişmesine ne yazık tek başına yeterli olmaz. Bu Hal uzun bir zaman alır çoğu kere de Fidan olmadan ölür gider. Bazı müritte enaniyet gelişir şeyhin telkinine ihtiyaç duymadığını kendine telkin eder. Hatta şeyhten bir fayda görmediğini ifade eder. Unutulmamalıdır ki, tohumu ekmek şeyhe düşüyorsa onun gelişimi, filizlenmesini de nasip edecek olan Allah azze ve celledir. Müridin keşfi veya fethi geç olmuşsa bu şeyhinden değildir. Allah’tandır.

Böyle bir müridin durumu, ateş tutulan pamuğa benzer şayet pamuk kuru ise bir ateş kıvılcımı ile tutuşur. Ama pamuk ıslaksa ateş ne kadar tutulursa tutulsun pamuk kıvılcım tutmaz. Telkin aldıktan ve Tarikatı dahil olduktan sonra bir günah veya kötü edep kendisinden hasıl olmuş ise cesedine musallat olan şeytanı def etmesi ve telkine geri dönüp tövbe ve kendisine verilenleri tekrar etmeye başlaması gerekir. Çünkü tövbe tazelemek şeytanın def edilmesine kalpten düzeltilmesine sebep olur. Kötü Edep ise şeytanı cismaniyete ve kalbe sokar.

Mürit tövbe edip tarikata girdikten sonra onun kötü edebi işlemesi atılan tohuma kurt musallat olmasına benzer. o kurt o tohumu çürütür. Bu hale geldikten sonra o Tohumdan ne meyve ne de yeşil yaprak filizlenmesi beklenemez. Şeyhin müride ektiği tohum tamamen telef olmuştur. 

Zikrin ikinci Yararlı meyvesi: 

Şeyh, Allahu Tealaya niyaz eder ve müride “la ilahe illallah” zikrini Telkin etmek suretiyle şeriatı garra’dan tüm bildiklerini ona aktarır. Bu telkinden sonra artık mürid ölünceye dek herhangi bir şekilde şeriatla ilgili şüpheli durumlar yaşamaz. 

Ebu Kasım Cüneyt şöyle derdi: “şeyhim seriyy’üs Sekati rahimehullah bana talimat vermesiyle, bildiği tüm şerri ilimleri bana aktardı.” 

Yine şöyle söylerdi “Gökten mahlukatın ulaşabileceği hiçbir ilim inmedi ki İlla ben onlardan bir nasip aldım.” 

Yine derdi ki; “Tevbe verip zikir telkin eden ve müritleri irşada kalkışan kişinin şeriat ilminde mütebahhir (Derya gibi) olması gerekir. Çünkü onun her hareketi başkalarına bir ölçüdür. 

Zamanımızda Şeyh kılığına bürünmüş birçok sahtekar mevcuttur. Tasavvuf ve tarikatın ilim düşmanı olduğu imajını verecek şeriat ilimlerine Vakıf olmaya gerek yok, şeyhin şerri ilimleri bilmesine gerektur gibi söylemlerde bulunmak doğru olamaz. İlk sûfilerden Seriy Sakatî’nin yeğeni Cüneyd Bağdadî’ye söylediği: “Önce muhaddis, sonra sufi ol! Önce sufi sonra muhaddis olma!” sözü dini ilimlerin tasavvuftan önce öğrenilmesi gereğini vurgulamaktadır. Keza aynı çerçevede İmam Malik; “Kim ki fakih olur mutasavvıf olmazsa fasık olur, Kim ki mutasavvıf olur fakih olmazsa zındık olur, Kim de her ikisini birleştirirse muhakkik olur.”

Gerçek tarikat şeyhlerine bu şekilde cehalet İsnat edilmiş olur. Bu şekilde haksız yere şeyhlik iddiası edenlerin birçoğu ilim şart değildir gibi sözlerle yakayı ele vermiş olur.

Genelde yaygın tasnife göre şeyhler üç kısımdır:

Ta’lim şeyhi, sohbet şeyhi ve tarikat şeyhi. Ta’lim şeyhi: Tasavvufi konularda bilgi veren muallim konumundaki sofidir. Sohbet şeyhi: Sohbetine herkesin katılıp sözlerini dinlediği hal ve hareketleriyle örnek olan kişidir. Bunlardan ilki sadece öğretici, ikincisi ise haliyle etkileyicidir. Tarikat şeyhi: Mürid ve müntesiblerini bir annenin yavrusunu terbiye etmesi titizliği ile yetiştirmeye çalışan şeyhtir. Buna terbiye, irşad ve teslik şeyhi de denir. Böyle bir terbiye şeyhi, mürid ve müntesiplerinin beden ve ruhları üzerinde mutlak söz sahibidir. Mürid ne diliyle, ne de kalbiyle böyle bir şeyhe itiraz etmemeli, aksine gassal önünde meyyit gibi teslim olmalıdır. Böyle bir şeyh, Allah Rasûlü’nün naibi, Allah’ın yeryüzünde halifesidir.

Şeyhler ayrıca, hal, kâl, yol veya yal şeyhi olmak üzere de üçlü bir tasnife tabi tutulmuştur. Hâl şeyhi gerçek anlamda tarikat ve tasavvufu yaşayıp yaşatan, kâl şeyhi sözde şeyh; yani müteşeyyih, yol veya yal şeyhi ise menfaatçı şeyh; mensuplarını bir takım çıkarlar için çevresinde tutan sahtekar. Her iki tasnifin ilkinde tarikat şeyhi, ikincisinde de hal şeyhi aranıp bulunması gereken mürşid-i kamildir. 

Gerçek Sofi olanlar biz maalesef bu yerde değiliz, ona güç yetiremeyiz bu makamda değiliz derler. Gerçek sadıkların yaptığı gibi kendilerini o makama ulaşılacak şeyhleri ararlar. Bu halleri ile ikinci yararı elde etmiş olurlar. 

 

 

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir